Need For Speed: Hız Tutkusu (2014)

Vakti zamanında yapılmış, kendini biraz da nostaljik bakış açısının hatırına seyrettiren yarış filmleri 2001 yılında Hızlı ve Öfkeli’nin gelmesiyle rafa kaldırılmıştı. Geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz Paul Walker ve Vin Diesel’in başrolünü oynadığı film, taze iş arayanlar için biçilmiş bir kaftan görevini görürken neredeyse her sene çekilen ve artık çöp kutusu inşası haline gelen devam filmleriyle sadık seyirci kitlesini de kaybetmeye başladı. Yapımcılar hala bu seriye yeni bir şeyler katmaya çabalayadursun, efsane konsol/bilgisayar oyunlarından Need For Speed’in (çok gerek varmış gibi) film uyarlaması için birileri düğmeye bastı, Breaking Bad’in sevilen oyuncusu Aaron Paul’u da başrole koydu. Sinemayı eğlence aracı olarak hatırı sayılır bir kitle filmi heyecanla beklemeye başladı; eh, gün geldi ve çattı.

need-for-speed-52f22a1ed374aOyunun ilk sürümünü henüz portakalda vitaminden farksız olduğum zamanlarda merak edip oynamış olsam da, Need For Speed: Hız Tutkusu’nun yalnızca ismini ve (muhtemelen) arabaları bir şeylerden aldığını söyleyebiliriz. Oyunculuk ve dublörlük yapan Scott Waugh, rüyasında görmesinin ardından yönetmen koltuğuna oturma ihtiyacı hissetmiş; tüm hikaye bu şekilde başlıyor aslında. Baştan bir çekiciliği olmayan hikayenin devamına buyurun: Aaron Paul’un hayat verdiği Tobey Marshall, fakir ama gururlu bir araba tamircisidir. Seneler önce onunla aynı kasabadan çıkan arkadaşı Dino Brewster (Dominic Cooper) ise Tobey’nin başaramadıklarını başarıp çok iyi yerlere gelmiş, bir de bunlar yetmiyormuş gibi sevdiği kızı elinden almıştır. Bir gün Dino, Tobey’nin yanına gelip ondan eskilerin efsane araçlarından bir Mustang’i baştan yaratmasını ister. Fakir tamirci ve arkadaşları paraya ihtiyaçları olduğu için işi kabul ederler. Daha sonra başlarına gelen bir kaza, Tobey’nin yakın arkadaşı Pete’in erken ve beklenmedik ölümüyle sonuçlanır. Dino, Pete’in katili olduğu halde parasını ve gücünü kullanarak aradan sıyrılır. İki yılını hapiste geçiren Tobey için intikam saati gelmiştir. Artık amacı, yanına sarışın bir İngiliz güzelini (Imogen Poots) alıp Dino’ya karşı önemli bir yarışta yarışmak ve çok sevdiği arkadaşının öcünü almaktır.

Bazen kötü filmler için ne oyuncuları, ne yönetmeni, ne de senaristi suçlamak doğru olmaz. Esasında amacı cebini doldurmak olan yapımcıyı suçlamanın da pek bir mantığı yoktur zira sinemanın ticari boyutu artık önüne geçilmez bir hal aldı. Tüketim toplumu, gündelik sorunlarından uzaklaşmak için nerede çıtır çerez film varsa ona koşma eğilimi göstermekte. Şehirleşmenin getirdiği yükün yanında bu toplulukların zihni yoran, bireyi düşünmeye iten filmleri tercih etmesini beklemek biraz fazla iyimser olacaktır. Fakat sinemanın adını ve yapısını kullanarak bir şeyler ortaya koymak, insanlara sinemayı amacının dışında bir araç gibi göstermeye çalışmak da sanatın kendisine yapılmış bir hakarettir. Zaten bu durumu şu an postmodern dönemin büyük kitlelerce popüler kabul edilen iki sanat dalında görüyoruz sadece: Müzik ve sinema. İşin acı tarafı ise müziğin, elinde az da olsa imkan olan herkes tarafından icra edilebilir olmasının yanında sinema için aynı şeyin söylenemeyecek oluşu. Bir yanda sanatını konuşturmak için uzun süre çile çeken sinemacılar, diğer yanda ise yedinci sanatı kullanarak ne yaptıkları belirsiz varlıklar. Bu kadar uzatmış olmamın sebebi, Need For Speed’in gerçekten faydacı ve kötü bir film olduğu konusunda okuyucuya sıradan bir bakış açısından fazlasını kazandırmaya çalışmak. Hikayenin yaratıcısı ve aynı zamanda senaristi olan George Gatins, daha önce bu konuda hiçbir tecrübesi olmayan bir isim. Yazdığı metinler, ülkemizde dalga konusu olan bazı televizyon kanallarının ucuz TV filmi çabalarında karşımıza çıkan diyaloglardan daha acınası durumda. Senaryonun metin kısmının başarısızlığı elbette hikayenin kendisine de yansıyor ve ortaya ucuz, herhangi bir zahmete girilmemiş bir hikaye çıkıveriyor.

need-for-speed-movie-poster-11

Kötü demenin kaçınılmaz olduğu yazınsal kısmı, yönetmen demekte zorluk çekeceğimiz Waugh’nun, bir animasyon işlenişinden daha basit anlatımıyla iyice cılkını çıkarıyor. Ucuz romantizm numaralarının kol gezdiği film, Aaron Paul’un sinemaya ne kadar yakışmadığını da göstermesi açısından önemli. Karakterlerin her bir adımının, bir sonraki sahnede nelerin döneceğinin daha filme girmeden dahi tahmin edilebilir olması ise yönetmen ve senaristle birlikte editörün işindeki başarısızlığın da göstergesi. Hız tutkunlarının zevk alabilecek olmasından bahsetmek bile istemiyorum zira Need For Speed: Hız Tutkusu, bir film olarak kabul görmektense internette dolaşan bir video olarak değerlendirilmeli. Çıkıp soranlar olacaktır; madem böyle düşünüyorsun, niçin oturup yazmakla uğraştın diye. Yalnızca iyileri yazmak her zaman zevk vermiyor, bazen de içini dökmek gerekiyor.

Diğer yazıları Burak Hazine

Kısa Animasyon Oscar Aday Adayları

“Dimanche/Sunday,” Patrick Doyon, yönetmen (National Film Board of Canada)“The Fantastic Flying Books...
Devamı

3 Comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir