Aimer, boire et chanter (2014) Riley’nin Hayatı

Geçtiğimiz ay hayatını kaybeden, dünya sinemasına en büyük katkıları yapmış isimlerden, Yeni Dalga akımının öncülerinden Alain Resnais’nin son filmi Riley’nin Hayatı seyircisine masal anlatır gibi, gösterişli bir animasyon filmin canlı aksiyona çevrilmiş atmosferini taşıyan bir tiyatro uyarlaması. Resnais’nin daha önce de oyunlarını uyarladığı Alan Ayckbourn’nun aynı isimli oyunundan çevrilen filmin içinde de bir tiyatro oyununun performans sanatçılarının yaşamlarına küçük bir bakış atıyoruz. İki yaşlı çift, yakın arkadaşları George’un kansere yakalandığı ve en fazla altı aylık ömrü kaldığını öğrenir. Bu duruma çok üzülürler ve henüz provalarını yaptıkları oyunda George’a da bir rol verirler. Böylece çok sevdikleri dostları hayatının son anlarında hem onlarla vakit geçirebilecek ve hüzünden uzak kalabilecektir. George oyuna dahil olur fakat sahneleyecekleri oyundan daha gerçekçisi hem dört yaşlı arkadaşın hayatlarını bir anda değiştirecek hem de ölecek olan adamın eski karısını oyuna dahil edecektir.

20146915_4_mini

Resnais’nin resmettiği tiyatro uyarlamasına olan sadakati, kendi canlı aksiyonunu abartılı oyunculuklar ve tamamen basit metotlarla tasarlanmış setlerle kotarmasından anlaşılıyor. Açıkçası Riley’nin Hayatı için animasyon teknikle hazırlanmış bir tiyatro oyunun kamera kaydına alınması demek doğru olur. Film her bir sekansı için, mekanı ve zaman dilimini tasvir eden özel kartlar hazırlanmış ve kurguya dahil edilmiş. Bu kartlar karakterlerin yer almadığı, yalnızca arka planında kalın perdelerle tasvir edilen kısa sekanslara geçişler için dahi kullanılıyor. Görüntüyü herhangi bir kart kapladığında yepyeni bir sete yolculuk ettiğimizi ve az çok hangi karakterlerin diyaloglarına tanıklık edeceğimizi anlıyoruz. Büyük oranda Tamara ve Jack’in görkemli ve süslü evlerinin avlusunda geçen hikaye, zaman zaman ağzında bakla ıslanmayan Kathryn ve doktor eşi Colin’in mütevazı bahçelerine de yolculuk yapıyor. George’un kulübeden farksız, bakımsız evine göz attığımız sahnelerde, filmin tümünde olduğu gibi ölüm döşeğinde olduğu iddia edilen karakteri göremiyoruz. Dördüncü ve son mekan ise George’un (henüz boşanmamış olsalar da) eski karısı Monica’nın yeni sevgilisiyle yaşadığı çiftlik evi. Bu dört set arasında Resnais’nin ördüğü ağ, karakterlerin birbirleriyle olan ve gittikçe tuhaflaşan, farklı sularda gezinen ilişkilerinin somut göstergesi oluyor. George’un sevgili arkadaşları olan iki çift, başlarda herhangi önemsiz, sıradan sorunlarla boğuşan tanıdık karakterler olarak resmedilirken hastalık haberinin ertesinde aralarındaki bağlar önemli derecede etkileniyor. Bir yandan kadınlar, eşlerinden uzaklaşıp George’un etki alanına giriyor, diğer yandan geçmişin gölgesinde kalmış bir takım gerçeker, dile getirilmemiş yalanlar gün yüzüne çıkıyor. Göremediğimiz, yalnızca varlığından haberdar olduğumuz bir karakterin bunca yaşamı kökten değiştirmeye çalışmasını seyretmek ilk kez karşılaştığımız bir şey olmasa da sinemasal tekniğin farklı oluşu, seyir zevkini farklı bir boyuta taşıyor.

LifeofRiley_mini

Bir zaman sonra içinden çıkılmaz bir hal alan hikaye daha fazla neler olabilir ki diye düşünen seyirciye yepyeni sürprizler kurarken Resnais’nin böylesi sıradan bir senaryoyu resmediş tarzı da işin tuzu biberi oluyor. Filmin içindeki tiyatronun içindeki tiyatro olarak seyreden Riley’nin hayatı, alışılagelmişin dışındaki kurgusu ve anlatım biçimiyle seyircisine farklı bir deneyim yaşatmaya hazır. Karakterlerin tiyatro oyunlarına uygunluktaki abartılı oyunculukları, duygularını ifade ediş biçimlerinin çekiciliğini ise iki sanat dalını aynı anda tatmanın verdiği mutlulukla açıklanabilir. Huzur verici, efektif besteler eşliğinde kendimizi iyi hissedebileceğimiz başarılı bir film Riley’nin Hayatı. Berlin’deki gösteriminde FIPRESCI ve Alfred Bauer gibi iki önemli ödülle onurlandırılan Resnais, onlarca filmle süslenmiş kariyerine yaraşır bir sonla bu dünyadan göçmüş. Onu anacağımız çok daha iyi filmleri olabilir ama Riley’nin Hayatı için kötü yorumlar yapmak benim bakış açımda pek mümkün değil.

Diğer yazıları Burak Hazine

Nymphomaniac Fragmanı, Klipleri ve Soundtrack

Yönetmen: Lars von Trier Oyuncular: Charlotte Gainsbourg, Stellan Skarsgård, Stacy Martin, Shia LaBeouf, Uma...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir