Blind (2014) Körlük

Dünya prömiyerini Sundance’te yaptıktan sonra orada kazandığı senaryo ödülüne Berlin’den bir başka ödülü de ekleyerek Altın Lale uluslararası yarışma için 33. İstanbul Film Festivali’nin konuğu olan Körlük, en son iki sene önce yine festival kapsamında seyrettiğimiz Joachim Trier’in Oslo, 31 Ağustos filminin senaristi Eskil Vogt’un beyazperdedeki ilk yönetmenlik denemesi. Sinemada İskandinav rüzgarını sevenler için her detaydan biraz barındıran film, karmaşık yapısında, kör bir kadının dramatik öyküsünü mizahın küçük dokunuşlarıyla işliyor.

Genetik bir hastalıktan ötürü bir anda görme yetisini kaybeden Ingrid, mimar olan kocasıyla birlikte yeni bir eve taşınmıştır. Yeni ev demek, onun için yeni bir hayat demektir, buraya taşınırken artık dört duvar arasından çıkarak dışarıdaki yaşamın bir parçası olmayı ummuştur. Fakat her şey planlanan gibi gitmemektedir, Ingrid’in hala korkuları vardır. Nesneleri zihninde canlandırabilmek için beyninde egzersiz yapsa da artık zamanla neyin ne renk olduğunu, objelerin detaylarını anımsamakta güçlük çekmektedir. Bu konuda ona yardımcı olan kocası Morten ise zaman zaman işe gitmek yerine gizlice evde kalıp karısının hareketlerini gözlemlemektedir. Filmin diğer iki karakteri Elin ve Einar ise ayrı bir hikayeyi yaşasa da zamanla Ingrid’in hayalgücünün sınırlarında Morten’le yaşadığı hayatın bir parçası haline gelirler. Elin, küçük kızından uzakta yaşayan eski bir öğretmendir; Einar ise onun karşı apartmanında oturan ve yaşantısı (olmayan) cinsel fetişleri üzerine kurulu bir antisosyal kişiliktir. Tek yaptığı Elin’i gözlemlemek, bir şekilde ona kendini kabul ettirmektir. Bu dört karakterin yaşantıları farklı şekillerde bir araya gelir fakat gerçekle hayalgücü arasındaki çizgi hiçbir zaman netlik kazanmaz.

blind 1

Vogt’un senaryo yazmadaki yeteneklerini sorgulamak yersiz olsa da yönetmen koltuğuna geçtiğinde, kendi yazdığı senaryoyu nasıl işlediği ve anlatıma neler kattığı konusunda bir şeyler söylemekte fayda var. Yönetmenin yazınsal anlamda sıkıntı çekmeyen Körlük filmi, hikayenin baş karakterine de benzer bir görev yükleyerek kendi içindeki atmosferini güçlendiriyor. Kör bir kadının tek dayanağını yazdıkları haline getirirken bunun dramatik boyutunu düşünmeden, ipleri daha çok olay örgüsünün kontrolüne veriyor. Bazı zamanlar yaşananların Ingrid’in kafasında kurguladıkları mı yoksa gerçekte var olan olaylar mı olduğunu fark etmek için bir ya da birkaç sahne beklemek gerekebiliyor. Ingrid’in hayalgücünün ulaşabildiği boyutlar, bazı zamanlar gerçekliğin gidişatını da etkileyebiliyor. Dogtooth’un görüntü yönetmeninin elinden çıkan çerçeveler, bu boyutlara anlam yüklemekle yüklememek arasında kalan seyirciye yardımcı oluyor. Bunun yanında yönetmenin belli başlı görsel tercihleri de filmin kaygısına hizmet edecek nitelikte. Perdede körlüğü en güzel göstermenin yöntemi olarak ekranı karartmayı ve seyirciyi sesle yönlendirmeyi tercih eden Vogt, bu şekilde filmine serpiştirdiği ufak mizahın ötesine geçerek gerilimi tırmandırıyor; türler arasında yumuşak geçişler yapıyor. Körlük için festivalin en iyilerinden demek hayli zor olsa da oyuncu performansları itibariyle başarılı, yönetmen işi olarak ise iyi bir başlangıç demek uygun olacaktır.

Diğer yazıları Burak Hazine

Eisenstein in Guanajuato (Eisenstein Meksika’da)

Filmlerini vizyonda seyretme şansını elde edemediğimiz (ve bu filmi de gösteriyor ki elde...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir