The Book Thief (2013) Kitap Hırsızı

Avustralyalı yazar Markus Zusak’ın 2005 tarihli aynı isimli romanından uyarlanan Kitap Hırsızı, Downton Abbey’nin Emmy ödüllü yönetmeni Brian Percival’ın beyazperdede ikinci kez şansını denemek istemesi üzerine Emily Watson ve Geoffrey Rush’ın rol almayı kabul ettiği bir film. Ölüm meleği Azrail’in anlatıcılığında seyreden eser, komünist bir annenin bakmakta zorlandığı küçük kızını Alman bir aileye verdiği, İkinci Dünya Savaşı sırasında bir masumiyet öyküsü. Daha doğrusu sinemanın altın kurallarını unutan bir yönetmenin, seyirciyi filmine çekmek için bin bir türlü oyun oynayarak gözyaşlarını sel edip akıtmaya çalışma çabalarının basit bir örneği.

Nazi Almanya’sında geçen film, Sophie Nélisse’in hayat verdiği Liesel isimli küçük kızın annesi tarafından bir başka aileye verilmesiyle başlıyor. Liesel’ı evlat edinen ailenin üyelerinden Hans (Geoffrey Rush) küçük kızı sevgiyle kucaklasa da anne karakterini üstlenecek olan Rosa (Emily Watson) henüz şefkatin kucaklamadığı, sert bir figür olarak karşımıza çıkıyor. Okuma yazma bilmeyen Liesel, bir yandan Hans’ın yardımıyla bu eksikliklerini gideriyor, diğer yandan arkadaşı Rudy ile hayatın henüz keşfetmediği detaylarını yaşıyor. Kitap okumaya çok meraklı küçük kız, faşist Nazi diktasının tüm kitapları meydan ateşinde yakmasına rağmen eline geçen fırsatlardan istifade ederek bulduğu her kitaptan bir şeyler öğrenmeye çabalıyor. Hans’ın vakti zamanında hayatını kurtaran Yahudi bir arkadaşının Nazilerden kaçan oğlu Max’ın birden evlerine sığınması ise tüm dengeleri değiştiriyor. Max ile iyi bir arkadaşlık kuran Liesel, tehlikenin farkına varmayacak kadar saf olsa da ölüm meleği savaşın kalbindekilerin peşini bırakmıyor.

the book thief1

Zusak’ın kitabını okumamış olsam da Percival’ın film uyarlamasının metninin fazlasıyla zayıf olduğunu söyleyebilirim. Liesel’ın Rudy ve Max ile yaşadığı birkaç diyalog dışında filmin repliklerinin, dönemin gerekliliklerinin ve yönetmenin yakalamaya çalıştığı yoğun anlatım gücünün dengesine ulaşamadığını görmek fazlasıyla can sıkıcı oluyor. Kitap Hırsızı’nın senaryosundaki yazınsal eksikliklere bir de Percival’ın deneyimsiz hikaye anlatıcılığı eklenince ortaya vasatın da altında bir film çıkıveriyor. Hikayede oluşturulan boşlukların dolmadığını hissetmenin fazlasıyla mümkün olması bir yana, bu boşluklara malzeme olan detayların yalnızca süreyi uzatmak için eklenmiş fazlalıklar olduğunu anlamak da filmin büyüsünü kaçıran özelliklerden biri. İkinci Dünya Savaşı’ndan etkilenen çocukların hikayelerini bugüne dek pek çok kez seyretmiş olmasak, Percival’ın bu uyarlamasından etkilenmemiz ihtimaller dahilinde olabilirdi. Lakin Alman aksanıyla İngilizce konuşan oyuncuların, hiçbir noktada ödün verilmemesi gereken bir tema üzerinden performans sergilediklerini görmek bile yönetmenin riskli bir konuda pek de iyi tercihler yapmadığını gösteriyor. Hikayenin kötü kurgulanmış olmasının yanına bir de filmi montajlayan ekibin başarısızlığı eklenince seyirci için elde kalan şey Çağan Irmak dramalarından farksız; ucuz ve basit bir seyirlik oluyor.

the-book-thief-foto-1

Bu filmdeki işiyle Oscar’a aday olan (lakin bu adaylığın da sadece kendi forsundan kaynaklandığına inanıyorum) John Williams’ın bestelerinin bile kurtaramadığı anlatım, her yönüyle sınıfta kalırken oyuncu yönetimi ve performanslarının da zayıflığı Kitap Hırsızı’nı senenin en büyük hayal kırıklıklarından biri haline getiriyor. Geoffrey Rush’ın son yıllardaki en sönük ve vasat performansının yanına Liesel’a hayat veren Sophie Nélisse’in itici ve samimiyetten uzak, yeteneksiz oyunculuğu eklenince geriye hesaba katacak bir tek Rudy’yi canlandıran Nico Liersch’in ve her haline bayıldığımız Emily Watson’ın performansları kalıyor. Gelin görün ki onlar da filmin pek çok anlamda zayıf kaldığı elemanlarının yanında kötünün iyisi olabiliyorlar.

Filmin tüm bu eksikliklerinin arkasında ise Percival’ın başarısız yönetmenliği yatıyor. İşinin gerekliliklerini tam olarak anlayabildiğinden şüphe duyduğum yönetmen hikayeyi işleyemiyor, oyuncularını kontrol edemiyor ve Azrail’in anlatıcılığındaki o çekimi yakalayamıyor. Seyirci ile bağ kurmanın yolunu filmini trajik bir finalle sonlandırıp duygusal yüklerin salıverilmesi olarak algılayan Percival, öyle görünüyor ki kariyerine televizyon ekranında devam ederse adından daha iyi söz ettirebilecek. Kitap Hırsızı gibi bir uyarlamaya olumlu yönlerden(!) bakabilmek, filmin büyüleyiciliği ile alakalı olmayıp yalnızca savaş filmlerinde ölümle tanışan küçük bir çocuğun dramı temasından kaynaklanabilir. Aksini iddia etmek ise büyük cesaret ister.

Diğer yazıları Burak Hazine

31. İstanbul Film Festivali’nin Ardından

İyisiyle kötüsüyle bir festivali daha geride bıraktık. Kısa reklamlar, dolu salonlar, yer...
Devamı

1 Comment

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir