Child of God (2013) Tanrının Oğlu

Geçen sene yönetmenliğini yaptığı As I Lay Dying ile Cannes’ın Belirli Bir Bakış bölümüne ilk kez kabul edilen oyuncu kökenli James Franco’nun sinemanın farklı sularında gezme macerasının son durağı olan Tanrının Oğlu, dört Oscar ödüllü Coen Kardeşler filmi İhtiyarlara Yer Yok’un uyarlandığı romanın yazarı Cormac McCarthy’nin aynı isimli kitabından beyazperdeye aktarıldı. Franco’nun son dönemlerdeki yönetmenlik adımları arasında Interior. Leather Bar. ve As I Lay Dying’i göz önünde bulundurduğumuzda meraklı sinemacının, sektörün açığını kapatmaya çalışırcasına olabilecek en marjinal işleri yapmaya çalıştığını söylemek çok da zor olmaz.

Tanrının Oğlu, kabaca, Lester Ballard isimli akli dengesini yitirmiş bir adamın çarpıcı hikayesini anlatıyor. Babası intihar ettikten sonra annesi de Ballard’ı bırakıp kaçmış fakat kendisinin çocukluğuna dair başka detay bilmiyoruz. Yeri yurdu belli olmayan Ballard, elinde tüfeğiyle insanları tehdit etmek konusunda pek ısrarcı; hatta bundan dolayı birkaç kez hapis yatmış biri. Küçük bir kasabanın çevresindeki ıssız ormanda kendisine bir kulübe bulduktan sonra orada yaşamaya başlıyor; tek arkadaşı olan tüfeğine bir süre sonra karnavalda kazandığı üç peluş oyuncak katılıyor. Filmin ilk yarısında Ballard’ın bu bedevi yaşantısı hakkında bazen mide bulandırıcı, bazen de şaşkınlık verici detaylarla boğulduktan sonra gerilimin duvarları tırmandığı ikinci yarıda ise karakterin karanlık yönüne tanıklık ediyoruz. Öldürdüğü kadınlara tecavüz edip, onların ölü olduğunu kabullenmeden tuhaf ilişkiler kuran Ballard’ın ürpertici hikayesinin bu bölümü Tanrının Oğlu’nu vasat bir film yapmaktan kurtarıcı elementleri bir arada sunuyor.

28-child-of-god

James Franco’nun gelecekteki yönetmenlik kariyeri hakkında pek fazla yorum yapmak mümkün değil zira daldan dala atlayan, meraklı ve maceracı bir sinemacı olarak bugüne kadar çok güçlü bir işe imza atmadı. Oyunculuk kariyerinde hayatının rolü diyebileceğimiz 127 saatte de tek mekan ve tek karakter olgularından ön plana çıkmayı başarmıştı. Farklı kariyerlerinde tek bir çizgi üzerinden ilerlememekte ısrarcı olan genç sinemacının bu radikal ve cesur kararı ne yazık ki onun sağlıklı işlere imza atmasının önüne geçiyor. Özellikle son iki üç senede el attığı projelerin fazlalığı da bunu kanıtlar nitelikte. Yönetmen koltuğuna oturup üstüne senaryosunu kaleme aldığı, bir de oyuncu olarak kamera karşısına geçtiği Tanrının Oğlu da onun benzer nitelikteki son işi. Cinsellik ve şiddet olgularını soğuk bir atmosferde, tek karakterin hakimiyetinde kullanmayı seçen Franco, bağımsız sinemanın ihtiyaç duyduğu elementleri tek çatı altında birleştirmeye çalışıyor. ABD’nin güney eyaletleri tasvirinin vazgeçilmez tiplemelerinden itici ve şüpheci şerif karakterini esas karakterin peşine takıyor fakat eserini bir kovalamaca filmi yapmaktan kaçınıyor. Adrenalinin dozunu son yarım saate sıkıştırmaya çalışıyor -ki Tanrının Oğlu’nu kötü bir film yapmaktan kurtaran tercih de bu oluyor. Filmin finalinin de olabildiğince tatmin edici şekilde perdeye yansıtıldığı konusunda şüphe duymamak gerekiyor.

Franco’yla önceki filminde de çalışan Scott Haze’in neredeyse tüm filmi sırtında taşıdığı performansı etrafında dönen kamera, dış mekan çekimlerinden faydalanan görüntü yönetmeninin başarılı kabul edilebilecek çekimlerine alet oluyor. Üç bölümden oluşan Tanrının Oğlu’nun kurgu açısından tek bir metodu takip etmiyor oluşu ise performanslar ve görselliğin önüne geçen, seyir zevkini olumsuz etkileyen önemli bir detay. Yönetmen kimliğini çok da ortaya koyamayan Franco’nun çok çeşitli kariyerinin son meyvesi Tanrının Oğlu için iyi olmaya hazırlanmış fakat kıyıdan dönmüş bir çalışma demek doğru olur. Yine de şans vermekte fayda var.

Diğer yazıları Burak Hazine

The Drop Fragmanı

Yönetmen: Denis Lehane Oyuncular: Tom Hardy, Noomi Rapace, James Gandolfini Vizyon Tarihi:...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir