Grand Central (2013) Nükleer Santral

2010 tarihli ilk uzun metraj filmi Belle Epine’de birlikte çalıştığı Léa Seydoux ile ikinci kez anlaşmayı sağlayan Fransız yönetmen Rebecca Zlotowski, ilk kez geçtiğimiz sene Cannes’ın Belirli Bir Bakış bölümünde gösterilen Nükleer Santral filminde varoş aşıkların yasak ilişkilerine odaklanıyor. Kimilerine göre tüm zamanların en iyi hapishane filmi olan Yeraltı Peygamberi’nin (Un prophète) yıldızlaşan oyuncusu Tahar Rahim’in başrolünde oynadığı film dramatik yönü ağır olsa da soğuk atmosferi sebebiyle seyircisini yakalamakta güçlük çekiyor.

Yeteneksiz bir genç olan Gary’nin (Tahar Rahim) bölgedeki nükleer santralde işe girip oradaki arkadaşlarından Toni’nin nişanlısı Karole (Léa Seydoux) ile yaşadığı aşkı konu edinen Nükleer Santral’in senaryosu pek çok açıdan eksik diyebiliriz. Hikayesinin özgünlükten ve cesur adımlardan uzak yapısı, senaryonun sona doğru seyri sırasında başka sorunlar da doğuruyor. Sonradan gelen çekici oğlanın güçlü erkeğin kadınına karşı tutku beslemesi, kadının da aradığı gerçek tutkuyu bu çömez gençte bulması ne kadar alışılageldik bir yapıysa Nükleer Santral de o kadar alışılageldik bir film. Senaryoda da imzası bulunan Zlotowski’nin kamera arkasındaki görevini yerine getirirken filmin yazınsal kısmı üzerinde hakimiyet kuramıyor oluşu da işleniş ve anlatım konusunda noksan noktaları işaret ediyor. Gary’nin çalıştığı riskli işte cesurca davranışlar sergilemesi, hastalığa yakalanacak kadar radyasyona maruz kalması, sonrasında sağlık sorunları sebebiyle Toni’den hamile kalamayan Karole’un Gary’nin bebeğini taşıyor hale gelmesi ise bırakın ucuz hikaye numaralarını, Türk sinemasının on yıllar önce seyircinin önüne koymaya bayıldığı sansasyonel adımların modern bir versiyonu gibi. Yönetmenin ağırlıklı kullandığı renk seçimleri de anlatımdaki mesafenin daha da artmasına sebep oluyor. Bunun tezat oluşturması ise Nükleer Santral için önemli bir detay. Normal şartlarda Zlotowski’nin böylesi bir işleyişte attığı malum adımlar doğru karşılanacakken filmin pek çok elementinin birbirinden kopuk seyredişi dolayısıyla ters tepkimeye giriyor. Böyle bir durumda filmin hareketsiz yapılarının olumlu bir değerlendirmeye tabi tutulması da oldukça zor.

Grand-central

Oyuncu performanslarına göz attığımızda da pek farklı yorumlar yapmak mümkün olmuyor zira bu sene iki önemli Fransız yapımında (Le Passé ve La vie d’Adele) kendilerine hayran bırakan Tahar Rahim ve Léa Seydoux, yalnızca kariyerlerini doldurmak için çabalıyormuşçasına; adeta baskı altında performans sergiliyor. Seydoux’nun oyunculuğu filmin en büyük hayal kırıklıklarından biriyken Rahim’in esas karakter olmasından ötürü performansının pek göze batmaması genç oyuncu için iyi olmuş diyebiliriz. Sonuç olarak Nükleer Santral, Cannes’ın önemli bir bölümüne kabul edildiği halde genel izleyici kitlesini dahi memnun etmekte zorluk çekecek, seyri zor bir yapım. Zlotowski’nin klişeleşmiş yönetmen hareketlerinden vazgeçip gizlediği yeteneklerini açığa çıkarmak için bir başka şansa ihtiyacı var. O şansı ona verip vermeyeceğimiz ise bize kalmış.

Diğer yazıları Burak Hazine

David Lynch: Meditation, Creativity, Peace (2013) Meditasyon, Yaratıcılık, Huzur

David Lynch, kelimeleri kullanmadan duyguları ve bilincin derinliklerini harekete geçirebilen dahi bir...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir