Hawaii (2013)

33. İstanbul Film Festivali’nin LGBTİ filmlerini seyirciyle buluşturan Nerdesin Aşkım? bölümünün yenilikçi olmasını umduğumuz bir diğer üyesi Hawaii, daha önce de beyazperde deneyimleri bulunan Marco Berger imzası taşıyor. Çocukluk arkadaşı iki yetişkin erkeğin seneler sonra buluşup aralarındaki cinsel gerilimin üstesinden gelme maceralarının anlatıldığı film, yönetmen bakış açısından uzak, tür sinemasına bir katkısı olmayan, başladığı yavanlıkta sona eren vasatın altında bir yapım.

Babaannesi öldükten sonra sırtına çantasını alıp doğup büyüdüğü kasabanın yolunu tutan Martin, buradaki evlerde küçük işler yaparak para kazanmaya çalışmaktadır. Bir gün kapısını çaldığı evlerden birinde çocukluk arkadaşı Eugenio’yla karşılaşınca olaylar başlar. Eugenio, Mikrop isimli bir roman yazmakta, amcasının evinde birkaç aylığına kalmaktadır. Martin’in gelmesiyle esas odak noktasını değiştiren genç adam, beklediği karşılığı uzun süre alamaz fakat çocukluk anıları, ikilinin arasında hayli uzun süren gerilimin ipini koparmaya yetecektir.

hawaii_1

Berger’in Hawaii’si için bir aşk filmi demek doğru olmaz. Her ne kadar iki karakterden oluşan hikayenin baş kahramanı, yanında çalışan çocukluk arkadaşına karşı cinsel ve duygusal anlamda bir doluluk yaşasa da bunun romantizmin sularında dolaşan duygulanımlar olduğunu söylemek hayli zor. Başlarda ikilinin arasındaki gerilim erotizmin farklı boyutlarında gezse de bir buçuk saat boyunca hiçbir noktaya ulaşamıyor oluşu da bu eksiklikte bir etken. Berger’in eşcinsel sineması örneği vermek adına uzun planlardan oluşan, karakterlerden çok görüntüleri konuşturmaya çalıştığı filminin başlangıç ve bitiş noktalarının aynı düzlem üzerinde olmasının temel sebebi de bu. Erotizmin boyutunun hiçbir zaman değişmemesi, Eugenio’nun içinde barındırdıklarının aşka dönmesine de engel oluyor. Karakterin içinden çıkılmaz boşluğuna, direkt olarak boş resmedilmiş Martin de eklenince Hawaii’nin ruhsuz bir film olduğunu düşünmeden etmek olmuyor. Filmin etkisiz elemanı olan Martin, ondan hoşlanan arkadaşı için de pek etkili olamıyor fakat bunda yönetmenin beceriksizliği etkili. Esas karakter olarak yaratmaya çalıştığı fakat yan karakter olmaktan öteye geçemeyen, sır küpümüz Martin’in Eugenio üzerinde yalnızca ulaşılması güç bir temsil olarak resmedilmesi, bu boşluğun filmin hiçbir noktasında doldurulamaması Hawaii’nin en büyük eksikliği. Deneysel ve duygusal bir film yapmaya çalışan Berger’in bu boşluktan faydalanarak kamerasına güvenmesi ise Hawaii’nin olmayan seyir zevkini negatif yöne çekmekten öte bir işe yaramıyor.

Derin bir anlatım katma hedefiyle gereksiz planlarla süslenen ve repliklerden çok bu görüntülere ve müziklere sırtını dayayan Hawaii, gün geçtikçe çoğalan LGBTİ sinemasının can çekişen örneklerinden sonuncusu. Özgünlükten uzak yapısı, yönetmeninin yanlış kararları ve elde kalan tek umut olan oyuncuların vasat performansları ile çerezlikten öteye geçemeyen filmin hiçbir noktaya ulaşamayan senaryosu da tüm bu olumsuzluklara tuz biber oluyor. Sonuç olarak Hawaii, Arjantin sinemasının dikkate alınmaması gereken bir filminden başka niteliği hak etmiyor.

Diğer yazıları Burak Hazine

Bağımsız Ruhlar Onurlandırıldı

Bu yıl 26. kez düzenlenen Independent Spirit Awards sahiplerini buldu. Adından da...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir