Hollywood’un Mitoloji ile Başarısız İmtihanı

Son iki aydır sinema perdelerini adeta esir alan ‘mitoloji’ konularıyla oradan oraya savruluyoruz. Yunan mit’inden dinsel mit’lere kadar geniş yelpazede seyircisi karşısına geçen tarihi filmler, ustalıkla harmanlanmış bir görsel şölenin ürünü olarak mı doğdu, yoksa Spartacus dizisinden bu yana dünyanın tarihsel konulara merakı maddi düşünceleri mi doğurdu? Bu yazımda sizlerle ‘Herkül: Efsane Başlıyor’, ‘300: Bir İmparatorluğun Yükselişi’, ‘Nuh: Büyük Tufan’ filmlerinden yola çıkarak bahsettiğim konuyu irdeleyeceğim. İzlediğim her üç filmin sinema sektörüne katkıları bir kenara, bu sektöre kaybettirdikleri üzerine uzun uzun düşünülmesi gerekir, diyorum ve yazıya geçiyorum.

Tarihi konular, gerçek ya da fantastik, genel anlamda sinema seyircisinin dikkatini çekmiştir. Geçmişten günümüze popüler kültürün harmanlandığı konular içinde Hollywood sektörü bu alanı kendi çapında bir noktaya kadar kullanmayı başardı. Stanley Kubrick 1960 tarihinde –birçok sinema eleştirmenine göre milad- Spartacus’ u beyazperdeye aktardığı gün, geçmişin insanlık tarihi üzerinde bıraktığı izin anlamı derinlemesine değişti. Şöyle ki, kendi tarihsel oluşumuna tanık olan sinema seyircisi, empati düşüncesinin etkisiyle toplumsal değerlerinin konumunu belirledi. Tabi Kubrick’in sade, gösterişsiz; fakat tamamen konu-oyunculuk üzerine kurgulu başyapıtı anlatacaklarımla pek ilgili değil. Sadece modern tarihsel konuların başladığı noktayı anlamak açısından bu örneği başa oturttum. 1960 tarihini baz alıp günümüze kadar çekilen tarihsel konular sinemada teknolojinin ilerlemesiyle farklı anlamlar kazanmaya başladı. Önceleri oyunculuğun önemli bir faktör olması şimdilerde teknolojinin kullanımı ile değişmiş.

300_rise_of_an_empire_2014-wide

‘300: Bir İmparatorluğun Yükselişi’ filminin birincisi olan ‘300 Spartalı’ filmini mumla aratırken, iki yapıt arasındaki yönetmen farklılığını alenen gördük. İlkinde yönetmen koltuğunda oturan Zack Snyder efsaneler üzerinden olaya eğilirken, Gerard Butler’ ın oyunculuğunu damarlarımıza kadar hissettik. Teknolojik görselliği elinin tersi ile bir kenara iten yönetmen, destansı anlatı tekniklerini olayların içine başarılı biçimde yerleştirdi. Hal böyle olunca, salonları dolduran seyirciler hem oyunculuk hem de mitolojik bakış açısından seyrine doyulmaz dakikalar yaşadı. Frank Miller’ın Termopylae Muharebesi adlı grafik romanından uyarlandığı iddia edilen konu, aslında Yunan mitolojisini kayıt altına alan Termopil Savaşı’ ndan günümüze kalan yazıtların bütünüdür. Kral Leonidas’ ın kendisinden silahları isteyen Serhas’a söylediği ‘Molon Labe’ – ‘Gel ve Kendin Al’ yazıtları; ayrıca Şair Simonides’ in ‘Yoldan geçen yabancı, git Spartalılara söyle ki; burada onlara sadık kalan bizler yatmaktayız’ dizeleri filmin nirengi noktasıdır!

Serinin ikincisini çeken Noam Murro ise, tarihi geriye sarıp, mitolojinin dışına çıkıp, teknolojiyi sadece bir para kaynağı olarak kullanıp deyim yerindeyse berbat bir film çekmeyi başarmış. Anlatılan konu öylesine kötü bir senaryoyla yazılmış ki, gemilerin üzerinden atlayarak giden at sahnesinde seyirci gülmekten kendisini alamadı. Görsel efektlerdeki başarısızlık, Tanrı Kral Serhas’ ın meşhur balkon selamlaması –ki günümüzde bile bu diktatör adeti sürmekte- hatalarla dolu. Yani filmdeki perspektif olayı neredeyse yok denecek kadar yerlerde geziyor. İlk filmdeki şiirsellik, tarihsel geçeklik ikincide yok sayılmış, sanırsınız iki ayrı gezegende yaşayan insanların savaşı perdeye aktarılmış.

hercules

‘Herkül: Efsane Başlıyor’a baktığımız zaman Hollywood sektörünün yaşadığı en büyük hayal kırıklığını görebiliriz. Renny Harlin’ in yönettiği filmde Herkül’ü Kellan Lutz canlandırmış. Konuda ‘Sotiris’ rolünde karşımıza çıkan Liam McIntyre’ nı ‘Spartacus’ rolünden tanıyoruz. İddiası ile bizleri koşarak beyazperdeye çeken filmle kurulan bağ, 1994 yılında dizisi çekilen eserin gücünden kaynaklıydı. Yakın dönem seyircinin hatırlamakta zorlanacağı dizinin etkisi tüm dünyayı sarmıştı. Norveç asıllı ABD’li aktör Kevin David Sorbo öylesine muhteşem oyunculuk ortaya koymuştu ki, Herkül’ün babası Zeus rolünde Anthony Quinn edata ekranda devleşmişti. Teknolojiyi belli oranda kullanan yapıt, dünyanın en büyük Yunanlı tarih yazarı Heredot’ un anlattıklarına birebir bağlı kalarak başarısını perçinledi. Peki 2014 yılında çekilen ‘Herkül’ neden bir hayal kırıklığı? Bu sorunun cevabını Yönetmen Renny Harlin’ in gişe kaygısına bağlayabiliriz. Fazlaca aceleye getirilen konu içinde teknoloji öylesine basit kullanılmış ki, filmi izleyenler maketlerle görsel yolculuk yapmak zorunda bırakıldı. Senaryoyu ele aldığımızda karşımıza tam anlamıyla ‘felaket’ çıkıyor. Yani Heredot’u bırakın kaynak almayı, daha Gladyatör dövüşlerinin antik Roma’da başladığını bilmeyen bir ekiple karşı karşıyayız. Roma İmparator’u Trajan’ ın başattığı bu geleneği antik dönem Yunan mit’ine kadar götürmek hangi aklın ürünü cidden merak içindeyim (?) Ayrıca Herkül’ün ‘Zeus’la kurduğu bağ Hz İsa’ nın Tanrı’yla kurduğu ilişki üzerinden gidiyor. Herkül, görmediği, tanımadığı birisine, kafasını gökyüzüne kaldırarak ‘baba yardım et’ diyor. Hz İsa’ nın Tanrı’ya ‘Baba’ diye seslendiği İncil’de defalarca geçmektedir. Herkül’ün görsel rezilliğini bir kenara koyun, mitolojik konu içinde yazılan berbat senaryo seyircilere derin bir ‘of’ çektirmekten öteye geçmedi. Kellan Lutz’ un ‘Herkül’deki kötü karizmasından bahsetmeyeceğim bile.

Noah-2014-Movie-Images

Ve ‘Nuh: Büyük Tufan’ filmine bakalım. Henüz vizyona giren film yukarıda anlattığım her iki filme göre oyunculuğu biraz daha ön plana çıkarmış, ama bu sefer de dinse ögeleri –buna mit de diyebiliriz- kör göze parmak gibi sokmuş. Tamam elbette filmdeki ‘anlatı’ dünyanın dört büyük dininde geçiyor. Nuh’ un yaşadığı tufan, ahlaksız bir topluma Tanrı’ nın verdiği ceza. Peki bu ceza gösterilirken doğmatik felsefenin tartışılmaz gerçek olduğu algısına ne demeli? Adı üzerinde dogmatizmi kendisine referans alan dini mitolojik ögeler, gerçeğin pekala dışında duruyor. Hayali geçmeyen dinsel örgüler, insanlık tarihinin geçmişi olamaz. Yönetmen Darren Aronofsky can sıkıcı senaryosunu filmine işlerken bilinen sona çarpıcı noktalar eklemeye kalkışmış. Bakın sadece ‘kalkışmış’ diyorum, çünkü öylesine, basit biçimde çekilen savaş sahneleri sanki üçüncü sınıf video filmi izliyoruz izlenimi yarattı.   Russell Crowe olaylar sürerken oyunculuğunu konuşturmak için büyük uğraş içinde. Gladyatör filminden gelen tarihsel duruşu seyirci için önemli bir etki olmuş olsa da, yönetmenin beceriksizliği yüzünden bu çok anlaşılmıyor. Yani teknolojinin berbat ötesi kullanımı, usta oyuncunun yetisini engellemiş.

‘Herkül: Efsane Başlıyor’, ‘300: Bir İmparatorluğun Yükselişi’, ‘Nuh: Büyük Tufan’ filmlerine bakarak şu yargıya ulaşabiliyoruz. Öncelikle mitolojik anlamda çekilen her film ‘mükemmel’ değildir. Mit çok derin bir mevzudur. Görsel şöleni ne kadar çok zengin tutarsanız tutun, -yukarıdaki detaya baktığımız zaman görsellik kalitesinin ne denli kötü olduğunu da görüyoruz- kaliteli oyunculuk olmadan, geçmişten gelen anlatılara sadık kalmadan başarıyı yakalayamazsınız. Sırf gişe kaygısıyla film çekip, salonlardan gelecek paraya odaklanmak, tarihi, mitolojik konulara zarar verir ve bu tarz yaklaşımları hızla sinemadan uzaklaştırır. Sinema seyircisi sanatın diğer dallarına göre artık kimin neyi nasıl yaptığını detaylı hissediyor. Biz eleştirmenlerden önce seyircinin beyazperdeye verdiği tepki Holywood’ un mitoloji ile sil baştan tanışması gerekliliğini ortaya koyuyor.

Bu yazı Yaşam Kaya tarafından yazılmıştır.
yasam.kaya@gmail.com
Diğer yazıları Yaşam Kaya

Night On Earth (Dünyada Bir Gece): “1990’lardan Günümüze Gelen Beş Farklı Öykü!”

1991 yılında Jim Jarmuwch tarafından senaryosu yazılıp çekilen Night On Earth, aynı...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir