Etkinlikler

Published on Nisan 25th, 2014 | by Burak Hazine

0

Kapı Bir Komşu: Komşu Sinemalar İstanbul Modern’de

Share Button

İstanbul Modern Sinema, 24 Nisan- 11 Mayıs tarihleri arasında Sinema Sponsoru D-Smart’ın katkılarıyla  küratörlüğünü Müge Turan’ın yaptığı 17 filmlik bir seçki sunuyor. Komşular sergisine paralel olarak düzenlenen Kapı Bir Komşu başlıklı program, Ortadoğu’dan Balkanlara, Akdeniz’den Asya’ya dolaşarak komşu sinemaları ziyaret ediyor.

Küresel medyanın da etkisiyle kültür tarihine katkıları gittikçe daha görülür hale gelen bu komşu filmleri; yeni dünya düzeninin hızlandırdığı sosyal ve kültürel değişimler, yerel tavırlar, ulusal kimlik, tarih hesaplaşması, çağdaşlaşmak gibi kavramları tartışıyor. Farklı dönem ve coğrafyalara ait de olsalar, bu öykülerdeki karakterlerle duygu ve hatta suç ortaklığında buluşuyor, aynı acılarda birleşiyoruz. Tanıdık olan bu hüzne bazen keskin bir nükte, bazen de müşfik bir mizah eşlik ediyor. Bu paylaşımların ötesinde, programdaki filmler, periferide yaşayanlara tanıdık olan “tutunamama”nın farklı hallerini sunuyor. Bir araya gelmesi de tıpkı geldikleri farklı coğrafyaların geçirdiği süreçler gibi meşakkatli olan ve kendilerini öyle ya da böyle günümüze dek var etmeyi başarmış bu filmler, “Kapı Bir Komşu” ile hak ettiği izleyiciye kavuşuyor.

Programda, 2012 yılında aramızdan ayrılan Yunan yönetmen Theodoros Angelopoulos’un dünya sinemasının en önemli başyapıtlarından biri olarak kabul edilen, 1939 ile 1952 yılları arasında yaşanan iç savaş ve sonrasında geçen epik filmi Kumpanya (1975); bu yıl İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale Uluslararası Yarışma’nın jüri başkanı olan, Ayrılıkfilmiyle önce Berlin’de Altın Ayı ardından En İyi Yabancı Film Oscar’ını kazanan İranlı yönetmen Asghar Farhadi’nin üçüncü filmi Çarşamba Çatapatları (2006); Mısırlı yönetmen Abdel Salam’dan Arap sinemasının dönüm noktası, dünya sinemasının benzersiz filmlerinden biri olarak görülen Mumya (1969) yer alıyor.

Locarno Film Festivali’nde Gümüş Leopar ödülüne layık görülen, Kazakistan’dan Darezhan Omirbayev’in genç bir adamın Kazak bozkırlarındaki köyünden büyük şehir yaşamına geçişini anlatan filmi Kaïrat (1992); Babak Jalali’den İran’ın kuzeyinde, Hazar Denizi ile Türkmenistan sınırındaki Gülistan eyaletinde geçen, aynı coğrafyada yaşayan farklı kültür ve kişilerin komşuluğu ve ilişkilerini minimalist bir dille anlatan Frontier Blues (2009); Balkanların ilk kadın yönetmenlerinden Binka Zelyazkova’nın altı siyasi suçlu kadının hapisteki son günlerini aktaran Son Söz’ü(1973);  Sırbistan sinemasının cesur, ezber bozan yönetmeni Dušan Makavejev’in ilk uzun metrajı İnsan Kuş Değildir (1965);Ortadoğu’nun feminist film tarihi içinde bir dönüm noktası ve “üçüncü sinema”nın oluşumunda önemli bir yere sahip olan Heiny Srour’un Leyla ile Kurtlar (1984);Tunus’tan Nacer Khemir’inaşkın 60 ismini arayan Semerkand prensesinin hayaliyle büyülenmiş hattat çırağı Hasan’ın içine düştüğü masalı anlattığı, çöl üçlemesinin ikinci filmi Güvercinin Kayıp Gerdanlığı (1991); Iraklı Taha Karami’den 1001 Elma (2013); Suriye’den Mohamed Malas’ın Şehir Rüyaları (1984), İran’dan Shahram Mokri’nin Balık ve Kedi’si(2013) ; Gürcistan’dan Rusudan Chkonia’nın Gülümse adlı filmi; Romanya’dan Tudor Giurgiu’nun Salyangozlar ve İnsanlar’ı(2012); Türkiye-Ermenistan yapımı, Lusin Dink’in Saroyan Ülkesi (2013) gösterime sunulacak filmler arasında bulunuyor.

Gösterimler müze ziyaretçilerine ücretsizdir.

kapi_bir_komsu_prg_1341_5284252

Kaïrat, 1992

Kazakistan |35mm, Siyah-beyaz, 72’ | Kazakça

Yönetmen: Darezhan Omirbayev

Neredeyse sözsüz geçen bu hikaye, genç bir adamın Kazak bozkırlarındaki köyünden büyük şehir yaşamına geçişini anlatıyor. Kaïrat trenle şehre gelir, sinemaya gider, sokaklarda dolaşır. Her anın şiirsel bir yeri, her karenin gerçeklikle rüya arasında bekleyen bir hissi olduğu film, büyük şehirle yüzleşmenin getirdiği hayal kırıklığı, kafa karışıklığını verirken, topluma dair politik bir inceleme de aktarıyor. Kazak Yeni Dalga sinemasının kilit isimlerinden Omirbayev’in bu ilk uzun metrajı, Ozu’dan, Bresson’dan izler taşısa da kendine ait bir evren yaratmayı başarıyor. Film Locarno Film Festivali’nde Gümüş Leopar ödülüne layık görülmüştü.

Mumya (Al Mummia), 1969,

Mısır |35mm, Renkli, 102’ | Arapça

Yönetmen: Abdel Salam

Arap sinemasının dönüm noktası, dünya sinemasının benzersiz filmlerinden biri. Prömiyerini 1970 yılında Venedik’te yapan,  Mısır’daki ilk gösterimi ancak beş yıl sonra gerçekleşen Mumya, Türkiye’de ise daha önce izleyiciyle buluşmadı. 1881’de Luxor’daki Deir el-Bahri mabedinin tarihi keşfinde yaşanan gerçek olaylardan esinlenen  film, mabeddeki “ölüleri soyarak” geçinen bir ailenin erkek çocuğu Wanis’in çelişkisini anlatır. Wanis bir yandan ölmüş babasından üzerine geçen göreve sadık kalmak isterken bir yandan da hazinenin duyumunu alan kentli arkeolog Kemal’e mezarların yerini söyleyerek ahlaken doğru olanı yapmaya çalışır. Mısır’ın antik tarihiyle bugünü arasındaki bağı sorgulayan filmin yönetmeni Abdel Salam, Mısır sinemasında kostüm tasarımı ve sanat yönetmenliği okuyarak sanat dünyasından gelen ilk isim. Klasik biçimli, şiirsel tarzı, romantik içeriğiyle Mumya, ulusal Mısır sinemasının hem en otantik örneği hem de ilk “auteur” filmi.

Frontier Blues, 2009

İran |DVD, Renkli, 95’ | Farsça

Yönetmen: Babak Jalali

İlk gösterimi Locarno Film Festivali’nde gerçekleşen film, Jalali’nin doğum yeri olan; İran’ın kuzeyinde, Hazar Denizi ile Türkmenistan sınırındaki Gülistan eyaletinde geçer. İran sinemasında pek konu edilmemiş bu bölgede geçen ve eleştirmenlerce İskandinav estetiğine ve Monty Python’ınkine yaklaşan sıra dışı bir mizaha sahip olduğu belirtilen Frontier Blues, birbiriyle bağlantılı dört hikayeden oluşur. Aynı coğrafyada yaşayan farklı kültür ve kişilerin komşuluğu ve ilişkilerini minimalist bir dille anlatan filmde, iç içe geçmiş bir anlatı kurgusu ve karakterler arasında bir kader birliği var: Bir gün Bakü’ye yerleşme hayalleri kuran ve bunun için mutlaka İngilizce öğrenmesi gerektiğine inanan Alam, biricik eşeği ve gazeteleriyle kendine bir dünya kuran gariban Hassan, Hassan’ın dayısı ve işlettiği butikte bir türlü dikiş tutturamayan Kazem ve Tahranlı bir fotoğrafçının antropolojik araştırmasının konu mankeni konumuna indirgenen Türkmen kökenli bir halk şairiyle çocukları. Frontier Blues dağınık parçalardan, küçük yerleştirmelerden, insanların tripod üzerine yerleştirilmiş bir makine önünde poz vermesi gerektiği o eski fotoğraflardan oluşmuş bir belleğin ürünü sanki.

1001 Elma (Hezar-O Yek Siv), 2013

Irak |Bluray, Renkli, 74’ | Kürtçe

Yönetmen: Taha Karimi

1988 yılında Saddam Hüseyin’in Baas rejiminin Kuzey Irak’ın kırsal kesimine düzenlediği saldırıları sonucunda 182.000 Kürt ölür. 350 toplu mezarın açıldığı bu katliamdan kaçmayı başarabilen 10 kişiden biri olan Faraj, Uluslararası İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün de yardımıyla, öldü sanılanlar arasından kurtulup ABD’ye gider. Faraj, El-Enfal adıyla bilinen bu katliamdan neredeyse kimsenin haberdar olmadığını fark ettiğinde, ”Irak toplu mezarlardan sağ kurtulanlar” grubunu kurar. Kurtulan diğer 4 kişiyle beraber Kürdistan’a geri dönen Faraj, 1001 elma ve sayısız karanfille birlikte ölülerin yakınlarını ziyaret eder. Geçtiğimiz Mayıs ayında beklenmedik bir trafik kazasıyla aramızdan ayrılan genç yönetmen Taha Karimi, kurmacayla belgesel arasında oyuncaklı bir dil tutturduğu bu filmde, hatırlamanın sorumluluğunu ve uzlaşmanın zorluğunu adeta belleğin arkeolojik bir kazısını yaparak ortaya koyuyor.

Şehir Rüyaları (Ahlam el Madina), 1984

Suriye |DVD, Renkli, 120’ | Arapça

Yönetmen: Mohamed Malas

Dib, babasının ölümünden sonra annesi ve erkek kardeşiyle birlikte Quneitra’dan dönen bir çocuktur. İlk defa tanıştığı huysuz bir ihtiyar olan dedesinin onları yanına almayı reddetmesi küçük çocuğu şaşırtır. Şehir Rüyaları, Suriye’nin geleceğinde belirleyici rol oynayan Şam sokaklarının, hem sosyal hem de politik dönüşümleri arasında Dib’in de karakterinin gelişimini ve bilincinin şekillenmesini anlatıyor. Mohamed Malas’ın ilk uzun metrajlı bu filmi, yalnızca psikolojik büyüme üzerinden kişisel bir hikaye anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda Suriye’nin tarihiyle çok farklı ilişkileri olan birçok karakter üzerinden bu tarihin bir kaydını da tutuyor.

Güvercinin Kayıp Gerdanlığı (Le collier perdu de la colombe), 1991

Tunus, İtalya, Fransa |DVD, Renkli, 86’ | Arapça

Yönetmen: Nacer Khemir

Tunuslu yönetmen Khemir’in çöl üçlemesindeki bu ikinci film, aşkın 60 ismini arayan, Semerkand prensesinin hayali ile büyülenmiş hattat çırağı Hasan’ın içine düştüğü masalı anlatıyor. Hasan bir gün aşka içkin sırlar taşıdığına inandığı mistik bir kitap sayfası bulur. Yanına aldığı genç oğlan ve onun maymunuyla birlikte kitabın geri kalan sayfalarını bulmak üzere yola çıkar. İbn Hazm’ın aynı adlı kitabından uyarlanan film, “her rüya kendi yanıtını taşır” diyerek masal ile şiir arasında gidip gelirken izleyiciyi Doğu’nun güzel fotoğrafların içerisinde kaybolmaya çağırıyor. Kadim zamanlara ait kitapçılar çarşısı, kör kandilin ışığında kefen diken terzi, çölün eşsizliği; Güvercinin Kayıp Gerdanlığı’nda.

Salyangozlar ve İnsanlar (Despre oameni si melci), 2012

Romanya, Fransa |DCP, Renkli, 100’ |Romence

Yönetmen: Tudor Giurgiu

Sene 1992. Romanya´da küçük bir kasaba olan Câmpulung Muscel´deyiz. Michael Jackson, Dangerous albümünün tanıtım konseri için ülkeyi ziyarete gelmiş, moraller son derece yüksek. Ama devlet mülkiyetindeki araba fabrikası iflas etmiş ve bir hafta içinde özelleştirilecek. Sendika lideri George Petrescu’nun aklına fabrikayı ve işçileri kurtarmak için bir fikir geliyor: İşçilerden bin tanesi bir hafta içinde spermlerini satarsa fabrikayı satın alacak kadar para toplanmış olur! İstanbul Film Festivali’nde gösterilen yönetmenin bu ikinci uzun metrajlı filmi, komünizm sonrası Avrupa´nın ikiyüzlülüğünü, adaletsizliğini ve sinizmini eleştiren acı-tatlı bir komedi.

İnsan Kuş Değildir (Covek nije tica), 1965

Yugoslavya| 35mm, Siyah-Beyaz, 80’ | Sırpça

Yönetmen: Dušan Makavejev

Mühendis Rudinski yeni makinelerin kurulmasını denetlemek üzere taşradaki bir fabrikayı ziyaret eder. Burada, mahalledeki kamyon şoförü tarafından sahiplenilmiş bir kuaförle romantik bir ilişkiye girer. Senaryo ve geçtiği yer bakımından sosyal gerçekçiliği işaret etse de aslında bir aşk hikayesi anlatılıyor. Sırp sinemasının cesur, haylaz, ezber-bozan yönetmeni Makaveyev kurmaca bir karakteri gerçek bir maden kasabasına sokarak; kurmacayla belgeseli, profesyonel ile amatör oyuncuları, propaganda film ile aşk öyküsü formatını yan yana getiriyor. Yugoslav yönetmen, Yeni Dalga sinemasına da göz kırptığı bu ilk uzun metrajıyla, gerçekliğin alaycı eleştirmeni olarak ışığını Doğu Avrupa sinemasında yükseltmeye başlıyor.

Leyla ile Kurtlar (Leila wa al ziap), 1984

Lübnan-İngiltere | Betacam, Renkli, 90’ | Arapça

Yönetmen: Heiny Srour

Arapların sözlü anlatım geleneği ve mozaik tarzı mirasından yola çıkan Leyla ile Kurtlar, geçtiğimiz 50 yılda Filistin’den Lübnan’a Arap kadınlarının kolektif hafızası ve gizli tarihi rolleri konusunu ele alıyor. Film resmi, sömürgeci ve erkek egemen tarih anlayışından rahatsız olan Lübnanlı öğrenci Leyla’nın gözünden kadınların günlük, monoton ve sessiz fedakarlıklarını, erkeklerin askeri “kahramanlık” işlerine eşdeğer şekilde tarihin bir parçası haline getirerek yeni bir tarih yazıyor. Hem politik hem de estetik açıdan oldukça cesur bir üslup taşıyan bu yapıt, Ortadoğu’nun feminist film tarihi içinde bir dönüm noktası ve “üçüncü sinema”nın oluşumunda önemli bir yere sahip.

Balık ve Kedi (Mahi va Gorbeh), 2013 (Filmin eleştirisi için tıklayın)

İran |Bluray, Renkli, 134’ | Farsça

Yönetmen: Shahram Mokri

!f İstanbul, bu yıl Keş!f yarışmasını kazanan film için “Blair Cadısı ile Kiarostami-Makhmalbaf sinemasının çılgın buluşması” demişti. 134 dakikalık tek bir plandan oluşan bu İran filmi, kamp yapmaya giden bir grup üniversite öğrencisinin, yakınlardaki restoranda insan eti servis edildiğini öğrendiği gerçek bir olaydan yola çıkarak, sıradan bir korku filmi gibi başlıyor. Bir yandan Blair Cadısı atmosferini sürdürürken, bir yandan da bir Kiarostami ya da Makhmalbaf filmi gibi yüzünü insana dönüp, sinemayla, gerçeklikle ve zamanla oynuyor. Korkunç, dramatik ve duygusal olanın yanında, ara aradoğaüstü olana da dokunuyor ve buradan kendine has bir şiirsellik çıkarıyor. Bu gerilim dolu, sürprizli ve tahmin edilemez film “sinemada artık yeni bir şey yapılamaz” söylemini bozuyor.

Çarşamba Çatapatları (Chaharshanbe-soori), 2006

İran |DVD, Renkli, 102’ | Farsça

Yönetmen: Asghar Farhadi

Oscar ödüllü yönetmen Farhadi, bu üçüncü filminde genç, gündelikçi bir kızın üst-orta sınıf bir karı kocanın evinde geçirdiği bir iş gününü anlatıyor. Çatışmasını günümüz İran’a ait sınıfsal-toplumsal gerilimlerin üzerine kuran film, İran’da kadın olma durumuyla Yeni Yıl gecesinde patlatılan çatapatları, patlamayı, ateşlerin tedirginliğini ortak bir dramda sunar. Her Farhadi filmi gibi yoğunlaştığı temsiliyetler üzerinden İran toplumunu mikro düzeyde incelese de, sonunda insan durumuna dair en genel çıkarımlara varmayı başarır.

Kumpanya (O thiasos), 1975

Yunanistan| 35mm, Renkli, 230’ | Yunanca

Yönetmen: Theodoros Angelopoulos

2012 yılında aramızdan ayrılan Yunan yönetmen Angelopoulos, dünya sinemasının en önemli başyapıtlarından biri olarak kabul edilen bu epik filminde, ulusal ruhun kelimenin tam anlamıyla trajik parçalanmasını anlatır. 1939 ile 1952 yılları arasında yaşanan iç savaş ve sonrasında geçen filmde; zaman içinde salınan karakterlerin, tabloların, monologların, duvar sloganları ve şarkıların ördüğü bir yolculuk sunar. Angelopoulos için Kumpanya, sinemasında üstü örtülmüş, kenarda bırakılmış Yunan tarihi ile hesaplaşmasının başlangıcıdır da. 131 sekansla dört saate yakın süren,özgün ve karmaşık yapısıyla dikkat çeken film, Yunan taşrasında asla bitiremedikleri “Çoban Golfo” adlı folklorik bir oyunu oynamaya çalışan bir tiyatro kumpanyasının hikayesini anlatır. Kumpanya üyeleri her yerde oyunun ancak belli bir kısmını oynayabilirler çünkü oyun bazı tarihsel olaylarla sürekli kesilir. Faşist İtalya’ya karşı savaş, Alman işgali, Metaksas diktatörlüğü, iç savaş boyunca süren çalkantılar bu kumpanya üzerinden anlatılır. Film çıkardığı yolculuğuyla dönemin tarih ve kültürünü yeniden kurar, toplumsal kader ile mitolojik alegoriyi birbirine bağlar. Angelopoulos filmini şu şekilde özetler: “Yunan halkı ölü taşları okşayarak büyümüştü. Mitolojiyi yükseklerden alıp halkın ayağına getirmeyi denedim.”

Son Söz (Poslednata duma), 1973

Bulgaristan |DVD, Siyah-beyaz, 118’ | Bulgarca

Yönetmen: Binka Zelyazkova

Altı siyasi suçlu kadının hapisteki son günlerini takip eden tartışmalı ve dinamik bir film olan Son Söz, Balkanların ilk kadın yönetmenlerinden Binka Zelyazkova’ya ait. Film,  suçluların idamı bekleyişlerini izlerken  çok zor şartlara sıkışmış insan durumlarına odaklanıyor. İkinci Dünya Savaşı sırasında ülkesini anti-faşist direnişin gözünden izleyen bu şiirsel filmde; bebek doğar, emekler, Bulgar geleneğindeki ateş dansı yapılır, hücre duvarlarına çiçekler çizilir. Sonunda, Jeanne d’Arc gibi insanlık tarihindeki ideal kahramanları anarcasına karanlık güçlere karşı sembolik bir zafer hissi vardır. Filmin asıl değeri ise 1974 Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye adayı olmasından çok, hapiste de olsalar tüm karakterlerinin kadın olmasında yatar.

Gülümse (Gaigimet), 2012

Fransa, Gürcistan, Lüksemburg
|DVD, Renkli, 90’|Gürcüce

Yönetmen: Rusudan Chkonia



Genç Gürcü yönetmenin bu ilk uzun metrajlı çalışmasında en az üç çocuk doğurmuş olan annelerin katıldığı özel bir güzellik yarışması anlatılıyor. Çoğunluğu alt sınıftan gelen 10 kadın arasındaki ilişkiler bir daire ve 25 bin dolarlık para olan ödül yüzünden bozulmaya başlarken, yarışmanın sorunsuz geçmesini isteyen yapımcıların kadınlar üzerindeki baskıları da artmaktadır. Tiflis’te geçen, kara komediyle melodramın buluştuğu bu ilginç dram, Açlık Oyunları’ndaki modern toplum eleştirisini aratmayacak cinste.

Saroyan Ülkesi (Saroyanland), 2013

Türkiye-Ermenistan | Renkli, 75′ | İngilizce, Türkçe, Ermenice

Yönetmen: Lusin Dink

Yazar William Saroyan sürgün bir Ermeni ailenin çocuğu olarak 1908’de ABD’de doğar. Kendisini her zaman Ermeni, Amerikalı ve Bitlistsi (Ermenice: Bitlisli) olarak tanımladı. Saroyan’ın 1964’te çıktığı uzun bir Anadolu yolculuğunu konu alan film, gerek yol arkadaşlarının tanıklıkları gerekse Saroyan’ın kendi anıları ve hikayeleri aracılığıyla; yazarın öfkesini, tutkusunu, özlemini, empati yetisini ve insan sevgisini sergiliyor. 49 yıl sonra Saroyan’ın yolculuğunun izinde, atalarının peşinden giden bir adamın kendini keşfedişine tanıklık ediyoruz.

Ermenistan Türkiye Sinema Platformu
Kaybolmayın Çocuklar

Türkiye-Ermenistan | Renkli, 30′ | Türkçe, Ermenice

Yönetmen: Gülengül Altıntaş

Evlatlık büyüyen Filor, yıllar sonra bir abisi olduğunu öğrenir. Garo ve Filor, kardeş olarak ilk buluşmaları için, birbirlerinden habersiz büyüdükleri Kamp Armen’i (Tuzla Ermeni Çocuk Kampı) seçerler. 80’lerde gasp edildikten sonra atıl kalan yetimhaneye yaptıkları yolculuk, iki kardeş için geçmişe doğru yapılan bir yolculuğa dönüşür.

Güvercin Ustaları

Türkiye-Ermenistan | Renkli, 41′ | Türkçe, Ermenice

Yönetmen: Arthur Sukiasyan

Gümrü ve Kars’ta yaşayan ve tek ortak noktaları güvercin eğitmeni olmaları olan iki insanın hikayesini anlatıyor. İki güvercin ustası, özgürlük isteyen bu kuşlar sayesinde birbirleriyle tanışır.


Yazar Hakkında

İstanbul’da doğdu. Liseyi bitirdikten sonra öğrenimini sinema üzerinde devam ettirmek istediyse de 6 sene sonunda tıp doktoru oldu. Biletsiz.com ve Sinema Kulübü‘nde yazdı. 2 sene süren Blogger macerasını sonlandırarak Sinematopya’yı kurdu. Şimdilerde ise junior bir hekim. Bir yandan mesleğini icra edip bir yandan da sinema konusunda kendini geliştirmeyi hedefliyor.

E-posta: [email protected]



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑