Kumun Tadı (2014)

İlk gösterimini geçtiğimiz aylarda Berlin Film Festivali’nin Forum bölümünde yaptıktan sonra Türkiye seyircisi ile 33. İstanbul Film Festivali’nin Altın Lale ulusal yarışma seçkisinde buluşan Kumun Tadı, yönetmeni Melisa Önel’in beyazperdedeki ilk senaryo ve yönetmenlik denemesi. İnsan tacirliği yapan Hamit ile botanik bilimci Denise’in hikayesini izleyen Kumun Tadı, repliklerden uzak evreninde görselliğin ön plana çıktığı, derdini görüntüleri ve doğa sesleriyle anlatmaya çalışan başarılı bir ilk film.

Timuçin Esen’in hayat verdiği Hamit karakteri bir yandan Karadeniz sahilindeki bir kasabadan İstanbul’a kömür taşırken bir yandan da dönüş yolculuğunda mültecileri bu kasabaya taşımaktadır. Bölgede yer alan bir bilim merkezinde çalışmak için yurtdışından gelen Denise ise Hamit’in tuhaf yaşantısında bırakamadığı bir alışkanlıktan öte, onun en büyük tutkularından biri haline gelmiştir. Yurtdışına kaçırmak için taşıdığı bir grup insanı bir süre ıssız bir kulübede tutsak etmek zorunda kalan Hamit ve arkadaşının bu derdine, Denise’in Türkiye’yi terk etme meselesi de eklenince Hamit için küçük gibi gözüken ama içinden çıkılması güç problemler doğar.

Kumun_Tadi_Still17

Şiirsel bir anlatıma sahip olan Kumun Tadı, yönetmenin deyişine göre büyük evrilmelerden geçerek son halini almış. Senaryo dilini karakterlerin duyguları ön plana çıkacak şekilde şekillendiren genç sinemacı, doğa sesleriyle bestelerin armonisinden de faydalanarak görüntüler eşliğinde bir masala davet ediyor seyircisini. Haliyle herkesin bu filmden bulacağı, çıkarım yapacağı şey de farklı olmaya müsait. Seyri sırasında kendinizi Hamit’in yerine koymanız pek olağan değil, zaten yönetmenin istediği şey de bu değil fakat karakterin hikayeyi şekillendirdiği gerçeği de mevcut. Esas olarak ortada üzerinde çok kafa yoracak bir olay örgüsü yok, filmin başları daha çok karakter çözümlemeleri ve duygulanımları üzerinde düşünme üzerine kurulu. Ne zaman ki işin içine mülteci meselesi giriyor, o zaman filmin çizgisi biraz değişiyor. Tüm bunları anlatma metodu olarak kamerasının doğada gezineceği bir atmosfer yaratmayı seçen Melisa Önel, bir bakıma deneysel bir işe de imzasını atmış oluyor. Görüntüler bazen tüyler ürpertiyor, bazen karakterin duygularını yansıtırken seyircininkileri değiştiriyor, bazen huzur veriyor, bazen de korkutuyor. Zaten Kumun Tadı’nı illa bir çerçeve dahilinde değerlendirmek zorunda kalırsak gerilim sularında gezindiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

“Hikâyenin ilk çıkış noktası denizdi… İnsanların asırlarca geçmeye korktuğu fiziksel ve simgesel bir sınır olarak deniz bugün hâlâ coğrafyalar, insanlar, hayaller arasında bir sınır. Kumun Tadı bu sınırın eşiğinde bulunan karakterler, onların çıkmazları, zamanın döngüselliği üzerine bir film” diyor Melisa Önel, Kumun Tadı’nın nasıl ortaya çıktığı hakkında ve kendine hayran bırakan görsel yönü için ekliyor: “Aslında yazdığımız senaryoda da görsellik ağır basıyordu. Proje dosyamız mekân çekimleriyle veya oyuncu adaylarıyla yapılan çekimlerle doluydu. Bu nedenle filmin görsel dokusu benim için çok netti.” Derdini sinemayla anlatan yönetmenler arasında yazınsal kısma pek fazla bağlı kalmayan yönetmenlere çokça rastlasak da ilk denemesinde böyle cesurca bir adım atıp, üstelik bu ağır yükün altından hakkıyla gelebilen Önel’i tebrik etmek gerek. Her anı fotografik, her detayı vurucu Kumun Tadı festivalin en büyük keşiflerinden.

Diğer yazıları Burak Hazine

2016 BAFTA Ödülleri Adayları

İngiliz Film ve Televizyon Akademisi tarafından bu sene 69. kez sahiplerini bulacak...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir