Noah (2014) Nuh: Büyük Tufan

Hollywood’un göbeğinde bağımsız sinemaya tutunmaya çalışan Darren Aronofsky’nin epik bir film yapma çabası uzun bir süreçten oluşuyor. 2006 tarihli Kaynak (The Fountain) ile bu konudaki iddiasını güçlendiren ve sinema seyircisine umut veren yönetmen, uzun süren hazırlıklar sonrasında dinsel inanışlara göre insanlığın ilk yıllarında geçen bir hikayeyi ele aldı. Öncesinde Siyah Kuğu ve Şampiyon ile kariyerini zenginleştirdikten sonra beyazperdeye bu şekilde dönüşü onun farklı sularda gezen ama filmlerini incelediğimizde tarzından ödün vermeyerek keskin sınırlarla çizili bir yolda ilerleyen bir sinemacı olduğunu gösteriyor.

Nuh: Büyük Tufan için tek film demek doğru olmaz. Bir yandan Stanley Kubrick’in 2001: Bir Uzay Destanı’nın evrimsel tasvirlerine gönderme yaparak kotardığı yaradılış betimlemeleri, diğer yandan ise Hollywood’un sinema sanatına muhafazakar bir bakış atan yapımcılarının zoruyla filme dahil edilen ucuz bir aile draması ve romantik ilişkileri seyrediyoruz. Tinsel sekanslar seyirciyi ne kadar büyülüyorsa Nuh ve ailesinin trajik yaşamları da o kadar uzaklaştırıcı bir görev görüyor. Evrenin 6 günde yaratılışı, Adem ile Havva’nın cennetten kovuluşları, on iki meleğin ilk insanlara yardım etmek amacıyla tanrının izni olmaksızın dünyaya inmeleri ve taşlaşmaları, Adem’in oğullarından Şit ile Kabil’in iyilik ve kötülüğün simgesi haline gelişleri gibi dini efsaneler aslına uygun, görkemli sekanslarla işleniyor. Aronofsky, insanoğlunun yaratılışı için kutsal kitapların izinden gitmeyi seçerken diğer canlıların var oluşlarını ise evrimsel süreçte işleyerek cesur ama bir o kadar da çelişik bir yola giriyor. Filmin bu yönü, Nuh efsanesini bir bütün olarak değerlendirmek istediğimizde seyirci için rahatsız edici oluyor. İnanışlar ne olursa olsun, Nuh peygamberin hikayesini anlatan bir filmde yönetmenin ve senaristin belli bir çizgi üzerinden gitmesini beklemek çok olağan olsa da Aronofsky ve Ari Handel bu şekilde düşünmüyor. Mitolojik öykülerde gerçekliğin aranması ne kadar doğru olur; işin o kısmı tamamen subjektif bir durumdur fakat Adem’den sonraki onuncu nesli resmederken bazı şeylere dikkat etmek sinemanın uçsuz bucaksız sularında filminizi daha değerli kılmaya yeter. Yönetmenin bu mevzuda da sekteye uğrayan tercihler yaptığını söylemek yanlış olmaz. İnsanlığın henüz onuncu nesilde nasıl endüstriyel bir toplum olduğunu, işlenmiş deriden çizmeler eşliğinde çorak topraklarda felaket yarattıklarını seyretmek Nuh: Büyük Tufan için pek de hoş karşılanabilecek ayrıntılar değil. Filmin yapım ve kostüm tasarımcıları bu denli radikal kararlar vermemiş olsa filmin epik boyutunun daha kabul edilebilir bir seviyede değerlendirilebileceği düşünülebilir.

noah2

Filmin karakter odaklı aile dramı bölümü ise Aronofsky’nin yaptığı en büyük hatanın temelini oluşturuyor. Russell Crowe’un beklenenden başarılı performansı, tanrıyla olan bağına dayalı inatçı karakteriyle filmin yıldızı oluyor. Tanrının elçisi tiplemesinin önüne kural koyucu aile babası portresinin konulmuş oluşu ise filmin handikaplarından biri olarak değerlendirilmeli. Jennifer Connelly ve Emma Watson’ın hayat verdiği kadın karakterler ise tarih boyunca kadının ailedeki ve toplumdaki rolünün değişikliğe uğramamış olduğunu gösteriyor. Üstelik Emma Watson’ın hayat verdiği Ila karakterinin filme yalnızca romantizme kaynak olsun diye dahil edilmiş olduğu kendini buram buram belli ediyor. Nuh’un üç oğlunun tasviri ise herhangi bir sinema filminde karşılaşacağımız kıskançlık olgusunun tarihsel bir resmedilişi gibi. Nuh ve ailesinin, Kabil’in soyundan gelenleri “insan” şeklinde nitelendirmesi, bu topluluğun tanrıya olan inancın yıkıldığı ve şirk koşmanın ilk tohumlarını atmanın kaynağı olması ise Nuh: Büyük Tufan’ın senaryosunun beşeri kısmının dikkat çeken detayları arasında.

Efektleri ve Clint Mansell tarafından bestelenen müzikleri ile görsel ve işitsel bir şöleni müjdeleyen Nuh: Büyük Tufan, Aronofsky’nin baskı altında da olsa epik sinemaya katkıda bulunabileceğini kanıtlıyor. Yönetmenin başyapıtı olmaktan çok uzak olsa da yaratılış konusunda var olan filmler arasında kendisine iyi bir yer edindiğini söyleyebiliriz.

Diğer yazıları Burak Hazine

The Grand Budapest Hotel (2014) Büyük Budapeşte Oteli

Wes Anderson gibi bir dahinin Amerikan sinemasına birkaç beden fazla geldiğini söylemek...
Devamı

5 Comments

  • HİÇ BEKLEDİĞİM GİBİ BİR FİLM ÇIKMADI. NE ADAM GİBİ BİR GÖRSEL EFEKT VARDI NE DE KONU. DAHA GÜZEL SEÇENEKLER VARKEN BOŞUNA VAKİT HARCAMAYIN DERİM.

  • senaryonun bizim bildiğimiz Nuh hikayesiyle uyum problemi olması nedeniyle filmin adının Noah yapıldığını düşünüyoruz. :) ayrıca bu filmi bu kadar uzatmaya ve 3D yayınlamaya gerek var mıydı? boşuna gözlük sıkıntısı çektik…

  • KONU MU YOKTU!?
    Vuku bulacağı kesin olan bir tufanda-madem herkes ölecekti (senaristin görüşü!)- emirleri harfiyen uygulayan bir peygamberin ailesini neden gemiye aldığını anlayamadım.
    Ayrıca doğacak çocuk erkek de olsa büyümesini bekleyecekler ve ondan sonra sırayla birbirlerini gömecekler; madem herkesin ölmesi gerekiyor ne diye doğacak çocuk üzerinden film uzatılıyor!
    Bütün bu saçmalıklar yerine nuhun gözünden insanlığın neden bu hale geldiği ve bu süreçte gemiyi yapmasına neden olan Allah’ın emirlerine kimsenin biat etmediği gibi irşad tebliğ vazifesi anlatılsa daha iyi olmaz mıydı?!(Tebliğ vazifesi bir cümleyle bile işlenmemiş!)

    EN AZINDAN E BU NASIL İŞ diye düşünmezdik filmi izlerken…!

  • film gayet başarılı, siz izlerken beğenmediğiniz ince noktalara takılı kalırsanız zaten zevk lamamışssını demektir. BENDE FİLM 10 NUMARA, HERKEZE TAVSİYE EDERİM.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir