Tracks (2013) Çöldeki İzler

Uluslararası arenada olumlu eleştiriler alan 1998 tarihli ilk filmi Praise’in öncesinde kısa metraj filmi Down Rusty Down ile ödüle boğulan John Curran’ın Robyn Davidson isimli maceraperestin anılarını yazdığı aynı isimli kitabından uyarladığı Çöldeki İzler, dünya prömiyerini Venedik’te yaptıktan sonra 33. İstanbul Film Festivali’nin Altın Lale uluslararası yarışma bölümü seçkisinde seyirci ile buluştu. Baştan aşağıya çöl sarısıyla kaplı, hummalı bir yolculuğu ele alan bu yol filmi Avustralya sinemasının sene içindeki mihenk taşı olmaya aday başarılı bir tasvir.

Babasının seneler önce giriştiği maceranın bir benzerini kendisi de gerçekleştirmek isteyen Robyn (Mia Wasikowska), Batı Avustralya’daki Alice Springs’ten Hint Okyanusu’na uzanan, devasa çöllerle kaplı yaklaşık 2750 kilometrelik yolu tek başına almak için kolları sıvar. Bu yolculuğunda ona yalnızca develerin ve çok sevdiği köpeği Diggity’nin eşlik etmesini istediğinden arkadaşlarının ve ailesinin katılma önerilerini reddeder. Macerası sırasında onun dostu olacak dört deveyi alabilmek için aylarca barlarda, deve çiftliklerinde çalışır ve sorunlu bir sürecin ardından develerini de alıp yola koyulur. Bu sırada National Geographic’e yazdığı sponsorluk mektubu da macerasının belli duraklarında ona eşlik edecek bir fotoğrafçı (Adam Driver) göndermeleri kaydıyla kabul edilir. Robyn’in 6 aydan uzun süren yaya yolculuğu da böylelikle başlar. Oldukça tehlikeli bu yolda onun karşısına vahşi develer, kutsal topraklar, Aborjinler, meraklı gazeteciler ve acının en ağır halleri çıkacaktır.

tracks

Baz Luhrman’ın Avustralya filmindeki efsanevi görüntülerin ardındaki isim Mandy Walker’ın bir kez daha harikalar yarattığı Çöldeki İzler, baştan sona rahatlatıcı kareler eşliğinde seyircisini Robyn’in en yakın arkadaşı olacağı şekilde filme dahil ediyor. Neredeyse tamamı açık alanda çekilen filmin doğanın her türlü güzelliğinden faydalanan sahnelerinde çölde bir başına yürüyen Robyn’e eşlik ederken onunla birlikte susuyor, onunla birlikte isyan ediyor ve onunla birlikte üzülüyoruz. Umutlarımızı ona bağlıyor, haliyle baştan sona gerilimin -ister istemez- hat safhada süregeldiği bir tür filminin içinde kendimizi buluyoruz. Wasikowska’nın hayat verdiği Robyn karakteri ile bütünleşmek; ya da onun yoldaşı olabilmek çok da kolay değil esasında. Belki oyuncunun mesafeli performansından kaynaklandığı için, belki de Robyn’in güçlü kadın imajından dolayı onun hislerini birebir yaşadığımız pek söylenemez. Yalnızca ona eşlik ediyoruz, kendimizi onun yerine koymamız pek de mümkün olmuyor. Bir bakıma dışarıda yer alan bir gözlemci havasını taşıyoruz ya da belgesel seyircisi koltuğunda oturuyoruz. Çöldeki İzler için bu durumların bir eksiklik olduğunu söylemek de doğru olmaz. Her ne kadar Robyn karakteri uzun yolu kat ederken yanında birilerinin olmasından rahatsızlık duysa da seyirci karşısında bu duvarları yıkacak belli başlı küçük detaylardan da sakınmıyor. Onun her özel anına giremiyoruz, içinde tam olarak neler yaşadığını bilemiyoruz fakat bir gazeteci olma durumumuzda onun fotoğrafını çekerken ya da onunla röportaj yaparken hangi konumda duruyorsak koltuğumuzda da aynen o pozisyonda duruyoruz. Bu mesafenin seyir zevkini olumlu yönde etkilediğini -en azından benim için- söyleyebilirim. Belki National Geographic belgesellerine olan yakınlıktan, belki de sadece yönetmen böyle istediği için…

Çöldeki İzler’in kendi klasmanında başarılı bir yapım olduğu su götürmez bir gerçek. İnsanın içindeki iflah olmaz merak duygusunu körüklediği, azmin ve sonrasında gelen zaferin, yolu ne olursa olsun hayatın en kıymetli manasına sahip olduğunu basitçe anlatan filmdeki bu zorlu yolculuğumuza tüyler ürpertici görüntüler ve iddialı müzikler eşlik ediyor. Filmde önemli bir noktada yer alan Aborjinler, yönetmenin dile getirmeye çalıştığı yalnızlık olgusunu hem kendileri hem de Robyn üzerinden resmederken de ufak sosyopolitik eleştirilere kaynaklık ediyor. Kısaca kendini sevdirecek sinemasal bir bütünde aranan her zerrecikten az çok barındıran Çöldeki İzler, hafızalarda kendine yer edinmekte zorlanmayacak bir yapım. Yol filmlerine hayranlık besleyenler içinse bu yılın en nadide parçalarından.

Diğer yazıları Burak Hazine

Meslek Birlikleri Ödülleri Tablosu

Yönetmenler Birliği (DGA) Ödülleri adayları için tıklayın. Yapımcılar Birliği (PGA) Ödülleri adayları...
Devamı

1 Comment

  • Türkiye’de ‘kezban çölde’ ismiyle gösterilse olur. Çöle gideceğini, yalnızlığa ihtiyacı olduğunu söyleyen kızımızın 2 adım attıktan sonra mızmızlanması, kendisine su tedarik edebilmek için binlerce kilometre araba kullanmak zorunda kalan adama minnetini ‘thanks’ diyerek göstermesi, bu yolculuk boyunca kendisine maddi destek için national geographic’e mektup yazması ama iş resimlerinin ve hikayesinin yayınlanmasına gelince ‘haberim yokmuş gibi chek’ yapan bir kız. Hele o otosansür sahneler yok muydu. Kızımız çıplakken çölde yürüyor. Arkasından çekimlerde sırtını, önden çekimlerde böğrüsünü görüyoruz. Benim bildiğim seyircinin varlığı unutturulur. Çölde, kimsesizliğin vurgulandığı bir sahnede çıplaklığa mahal vermemek için bunca çabaya karşın ben soyundum, yetmedi. :) Gerçekten, bir şeyler yapılmaya çalışılmış ama olmamış. Filmdeki tek güzel şey mia wasikowska.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir