33. İstanbul Film Festivali

Published on Mayıs 15th, 2014 | by Burak Hazine

Enemy (2013) Düşman

Share Button

Dostoyevski’nin aynı isimli romanından uyarladığı The Double ile şimdiden senenin en iyi filmlerinden birine imza atmış olan Richard Ayoade’nin izinden giden Denis Villeneuve, José Saramago’nun The Double isimli romanını beyazperdeye taşıyor. Aynı isimli farklı kitaplardan uyarlanan bu filmler benzer öyküler sunarken bu sene iki filmle (diğeri Prisoners) karşımıza çıkan Villeneuve’ün gerilimin sularında kendinden emin adımlarla ilerlediğini görüyoruz. İçimdeki Yangın ile herkesi kendine hayran bırakan yönetmen, 33. İstanbul Film Festivali’nde gösterilen diğer filmi Prisoners ile iddialı olmayan bir ters köşe hikayesi yarattıktan sonra bu filmdeki başrol oyuncusu Jake Gyllenhaal’u tekrar yanına alıp Düşman’da insan zihninin derinliklerinde tutunmakta güçlük çekecek, en korkulu rüyaların bile dayanamayacağı zorlukta bir hikaye işliyor.

Donnie Darko’da gerçekle bağı kopmuş bir genci canlandırarak ünlenen Gyllenhaal, seneler sonra benzer bir işte, aynı derecede hayranlık uyandıran bir performansla (daha doğrusu çifte performansla) karşımıza çıkıyor. Üniversitede tarih öğretmenliği yapan Adam’ın seyrettiği bir filmde bilinç altına kazınan bir sahne, onun filmi tekrar seyretmesine yol açar. O sahnede yer alan otel görevlisinin kendisine birebir benzediğini fark ettikten sonra oyuncunun kim olduğunu araştırmaya başlar. Kısa bir arayıştan sonra bedeninin her yönüyle kendisinin kopyası olan Anthony ile tanışır fakat artık işler beklediği kadar sıradan seyretmemektedir. Sevgilisi, annesi ve Anthony’nin karısı meseleye müdahil oldukları zaman Adam için neyin gerçek neyin hayal ürünü olduğunu çözmek korkunç güç bir hale bürünür.

an-enemy-223579l

Anthony’nin, Adam’ın sevgilisi Mary (Mélanie Laurent) ile kaçamak yaşaması üzerine tarih öğretmeninin kopya kişiliğinin yerine geçmesi onun zihninde bazı soruları yanıtlayabilse de ne karakterin kendisi ne de seyirci bu cevaplardan tatmin olamıyor. Villeneuve’ün yarattığı bu hipnotik ve saykedelik evren, an be an içinden çıkılması güç bir modern insan problemine dönüşüyor. Yönetmenin durmaksızın yüksek binaları kadrajına alması gibi detaylar da şehirleşen toplumun getirisi (ya da götürüsü?) olan psikolojik bunalımların içinde gezindiğimiz bir hikayenin sinyallerini veriyor. Zengin adamların mistik cinsel eğlencesi diyebileceğimiz bir sahneyle açılan film, gizem ve ürperti dolu seyrini bu andan itibaren sürdürürken Adam karakterinin Anthony ile zihinsel bir bağının oluşunu da söz konusu açılış sekansına dayandırarak işliyor. Anthony’nin bilinç ve belleği, Adam’ınki ile bağlanmış olması Anthony’nin korkularının Adam’a aktarımına ön ayak oluyor. Filmdeki tarantula imgesi, bir yandan bu zihin bağını temsil ederken öte yandan karakterin içinden çıkılmaz bir varsanı ve sanrı savaşı verdiği hissini doğuruyor.

AN_ENEMY_01

Hikayesi böylesi gizemli bir yapıya sahip olan Düşman, iyiyle kötünün savaşı atmosferini de her anında koruyor. Adam ve Anthony’nin bir bedendeki iki zıt kişiliği; doğruyla yanlışı, iyiyle kötüyü, güzelle çirkini temsil etmesi fikrine de açık olan film, Villeneuve’ün her şeyi sır gibi saklamasından mütevellit tek bir noktaya ulaşmaktansa bir noktadan çıkan pek çok sayıda doğrunun olduğu bir saçağa benziyor. Seyircinin Düşman’dan farklı mesajlar alması, aynı hikayedeki zihin bulanıklığı gibi, milyonlarca bağlantının yer aldığı beynimizdeki farklı yolakların sayısız olasılık üzerine kurulu kombinasyonları üzerinden çalışıyor. Açılışta karşımıza çıkan “Chaos is merely order waiting to be deciphered (‘Kaos, deşifre edilmeyi bekleyen düzendir’ şeklinde çevrilebilir)” cümlesinde bahsedildiği gibi karmaşanın yarattığı etki ve zihinde ona oluşan tepki de aynı prensibe gönderme yapıyor.

David Lynch filmlerinin anlaşılması güç yapısında seyreden, Hitchcock-vari çıldırtıcı bir gerilim olan Düşman, Villeneuve’ün Tutsaklar’ına göre daha başarılı bir iş. Jake Gyllenhaal yönetmenin diğer filmindeki başarılı performansının kat be kat üstüne çıkarak kariyerinde önemli bir virajı alıyor. Nihayetinde önümüze sunulan şey ise sinematografik açıdan kıymetli, görevini layığıyla yerine getiren bir psikolojik gerilim. Modern olmanın en büyük korkumuz haline geleceğinin tellallığını yapması açısından distopik sınıflandırmaya tabi tutmak ise hiç abartı olmaz.

Enemy (2013) Düşman Burak Hazine
Senaryo
Teknik
Oyunculuklar
Müzik
Yönetmen

Sonuç:

4


Kullanıcı Oyları: 2.9 (62 oy)


Yazar Hakkında

İstanbul’da doğdu. Liseyi bitirdikten sonra öğrenimini sinema üzerinde devam ettirmek istediyse de 6 sene sonunda tıp doktoru oldu. Biletsiz.com ve Sinema Kulübü‘nde yazdı. 2 sene süren Blogger macerasını sonlandırarak Sinematopya'yı kurdu. Şimdilerde ise junior bir hekim. Bir yandan mesleğini icra edip bir yandan da sinema konusunda kendini geliştirmeyi hedefliyor. E-posta: [email protected]



54 Responses to Enemy (2013) Düşman

  1. Aytuğ Pıtır says:

    Bu filmi izledikden sonra acaba bazı yerlerini yanlışmı anladım diye film hakkında birşeyler bulmaya çalıştım ve bu yazıyı buldum.Bu güzel açıklama için teşekkür ederim her sitede sadece konusunu yazıp bırakmışlar en aydınlatıcı yazı sizinkiydi.Tekrar teşekkür ederim

  2. film tutkunu says:

    hiç birşey anlatamayan boş bir film hersene böyle ucu açık saçma filmleri nasıl çekiyorlar insan anlayamıyor doğrusu

  3. Cenk Can says:

    Filmin son sahnesi nedir öyle ya psikolojisi mi bozuk adamın ne biçim bitti film şahsen anlamak mümkün değil.

    • Mustisay says:

      Bence filmin başındaki ve sonundaki örümcek bağlantısı şöyle açıklanabilir.. İlk sahnedeki fahişenin örümceği ezmesi, evlilikte erkeğe olan kadın baskısının erkek tarafından farklı cinsel arayışlarla dışa vurumunu simgeliyor.Yani örümceğin ezilmesi kafasındaki baskıcı eş figürünün ezilmesi anlamına geliyor. En son sahnedeki bağlantıda, Anthony nin gece tekrar dışarı çıkacağını söylemesiyle durumdan zaten haberdar olan karısının, Anthony nin zihnindeki geri dönüşü! olabileceği fikrindeyim..

  4. korhan says:

    KARMA; basitce ifade olunabilecek şekliyle “ne ekersen onu biçersin dir.” ” sana yapılmasını istemediğin bir şeyi başkalarına yapmamandır. yaptığın ettiğin sana dönecek.

  5. Fırtına says:

    Benim de tek taktığım nokta, insanın saç stili de sakal traşı da aynı olur mu. Aynı kuaförde mi tıraş oluyorlar. İkisi arasındaki tek fark giydikleri elbise. Bırakın onu, saçlarının uzunlukları bile aynı. Tamam fizyolojik anlamda ve ruhen aynı olabilirler, kopya bile olabilirler ama neden birinin saçı daha kısa değil mesela, ya da neden biri sakal tıraşı olmamış. Bunun sebebini de yine zihinsel benzerlik olarak açıklayamayız.

    • Aynı kişi olduğundan olmasın :)

    • hakan ahad says:

      aynı adamın iki farklı kişiliği var. yani aynı adam zaten ondan herşeyi aynı. karısının öğretmeni görmeye gittiği sahne olayın özü.. ordan dönüşte kadın sorular soruyor ve karısı onun şizofren olduğunu biliyor.. son sahnelerde de kolay kabullenmesi bu düşünceyi destekler nitelikte.. ama şunu da belirteyim bu filmden tek bir sonuç çıkmaz birden fazla senaryo çıkar :)

      • ahmet says:

        ulan herif şizofrense kazada ölen herif neyin nesi ? Bu nasıl filim ya izledim pişman oldum bilinçaltımıza mesajmı yolladılar nedir :D biz farkında olmadan neremizi tetiklediler onu merak ediyorum ben :D

  6. Sencer KAN says:

    “Kaos, henüz anlaşılamamış bir düzendir.

    Kontrol.
    Her şey kontrolde bitiyor!

    Her diktatörlükte bir takıntı vardır. Bu takıntı da kontroldür.
    Eski Roma’da insanlara ekmek ve sirk verdiler. Halkı eğlenceyle meşgul ettiler. Ama diğer diktatörlükler, fikirleri ve ilmi kontrol altında tutmak için farklı stratejiler uygularlar.

    Peki, bunu nasıl başarıyorlar?
    Eğitimden kısarak kültürü kısıtlayarak, bilgi edinmeyi yasaklayarak, bireylerin her söylemini yasaklayarak…

    Şunu unutmamak çok önemli; Bu olay tarih boyunca kendini tekrar eden bir düzen biçimi…”

    Sizi bilemiyorum ama ben irkildim.
    Bu şablonun ilk kez farkına vardığım için değil ama birlikte geçirdiğimiz seçim döneminden –cinnetinden- sonrası –öncesi- -şimdisi- yaşadıklarımızı tam olarak özetleyen bir açılış cümlesi ki en az herkes kadar beni de derinden etkileyen ve sessiz kılan bir dönemden sonra kelimenin tam anlamıyla müthiş bir açılış cümlesiydi.

    Kimden?
    Çok sevdiğim Villeneuve’den…
    Villeneuve sinemasından bahsetmesini seviyorum. Kendini tekrarlamayan, dinamik ve özgün bir yapısı var.
    Her ne kadar “Polanski’nin 1976 yapımı filmi soğuk ve düşman bir çevrede yaşayan psişik bir yabancılaşmayı ifade eden ilginç filmlerden The Tenant ve kafkaesk atmosferi kurmak için Kafka’nın benliğinin içinden bize Kafka’nın hayatını ünlü eserlerinin gözünden, iç içe geçmiş girift bir yapıyla anlattığı Soderbergh imzalı Kafka filminden” izler bulsam da Enemy’yi özgün bulduğumu söylemek isterim.

    Villeneuve, gerilim sularında attığı kulaçların tutarlı ve hesaplı olduğunu bilhassa Prisoners’tan sonra iyice ortaya koyuyor. Gerim gerim gerilmek tabirini gönül rahatlığıyla kullanabildiğim Enemy, José Saramago’nun The Double isimli romanından bir uyarlama… oldukça başarılı bir uyarlama.

    Evet, haklısınız hemen akıllara bu kez Dostoyevski’den Richard Ayoade imzalı The Double geliyor.
    Bunu izleyen bunu da izledi, çok da sevdi diye not düşmekte sanıyorum fayda var :)

    Tesadüfsüzlükten bahsetmişken, Jake Gyllenhaal bir söyleşisinde; “bu teklif hayatımın çok önemli bir evresinde geldi. Los Angeles’tan ayrılıp New York’a yerleşmiştim ve hayatımı biraz düzene sokmaya çalışıyordum. Enemy, özel hayatımda geçirdiğim karmaşık evreyle çok iyi uyuştu. Ve ilk karşılaşmada yıldırım aşk gerçekleşti! (gülüyor) Denis’in oldukça deneysel çalışma tarzı çok hoşuma gitti. Birçok sahnede, biz denemeler yaparken, kamerayı yirmi dakika boyunca açık bıraktığı oldu. Hiç bir anı kaçırmak istemiyordu. Gerçekten çok güzel bir tecrübeydi.” şeklinde özetlediği Enemy deneyiminde, yönetmenle aynı frekansta olduğunu gösteriyor adeta.

    Son derece kaotik bir film Enemy ancak başta da belirtildiği gibi kaos, içinde bir düzen barındırıyor ve bunu fark edebilmek için kendini tekrar eden kalıplar, başta kontrol… İpuçlarımız olacak.
    Entelektüel açıdan daha gelişmiş zihin örneği sunan Adam’ın, (Jake Gyllenhaal) vitrine önem vermediği hayatıyla, Adam versiyonunda; Anthony’de (Jake Gyllenhaal) bir o kadar vitrin bir hayatı takip ettiğini görüyoruz.

    Adam, kendi diktatörlüğünde! Fikirlerini kontrol altına almak için -Anthony misali eğlenceden ziyade- daha farklı stratejilere yöneliyor. Oldukça bulanık olsa da gösterilen tekrarlamalarla bunların, bir kurgu veçhesi olduğunu takip edebilmek mümkün.

    Adam’la yaşadığı bir aşk sahnesinde bir anda irkilen Mary, filmin ilerleyen kısımlarında bir başka aşk sahnesinde bu kez Anthony ile -oldukça dehşetlisinden- irkiliyor, lakin ikisi de cevapsız kalan sorulardan sadece biri.

    Anthony, ilk etapta, eşi Helen’in absürt kıskançlığına tepki gösterirken, sonrasında, Adam’a savurduğu tehditler neticesinde, Adam’ın sevgilisi Mary ile rövanşvari bir birliktelik içinde buluyor kendini -hem de Adam’la buluştukları o otelde- Tabi bu arada Adam’ın da elinin armut toplamadığını da söyleyelim:) son derece -en az filmin, bir sex ritüeliyle açılışında ve zaman zaman film içinde de takip ettiğimiz ikonik metafor canlısıyla /diyelim/ kapanması kadar- kafa karıştırıcı..

    Düşman kimdir? Nedir? Ya en büyüğü kimdir? Soruları her ne kadar bir kaynağa doğru yönelmiş olsa da Villeneuve buna kafa yormanın, sonuca ulaşmaktan daha iyi olduğunun farkında.
    Lynch, Soderbergh ve Polanski çözümlemeleri için sanıyorum biraz daha yolu var olsun, önemli olan yolda olmak değil mi? Varmaktansa…

    • Kerem Akgün says:

      – SPOİLER-

      -Sencer kan’a cevap-

      Şöyle birşey dediniz ”Bu şablonun ilk kez farkına vardığım için değil ama birlikte geçirdiğimiz seçim döneminden –cinnetinden- sonrası –öncesi- -şimdisi- yaşadıklarımızı tam olarak özetleyen bir açılış cümlesi ki en az herkes kadar beni de derinden etkileyen ve sessiz kılan bir dönemden sonra kelimenin tam anlamıyla müthiş bir açılış cümlesiydi”

      Size tek şey söylemek istiyorum eğer filmdeki o tarih dersinde anlatılanlarla günümüz seçim arefesini yorumladınız ya pes doğrusu. iktidara giydirmek adına bir filmi bile kullanıyorsunuz. Siz kendi küçük dünyanızda cinnet, buhran ve sanrılar yaşamış olabilirsiniz ama derdi iktidar düşmanlığı olmayan insanlar 30 mart öncesi de şimdi de gayet rahat durumdalar. Ya diktatörlük nedir bilmiyorsunuz ya da demokrasiyi çok yanlış tanımışsınız.

      Filme geçecek olursak, şizofreni belirtilerinin had safhada olduğu bir psikolojik gerilim filmiydi bana göre. Denis Villeneuve diğer filmleri tutsak ve içimdeki yangın filmlerinde olduğu gibi bu filmde de merak ve gerilimin dozunun hiç elden düşürmüyor. Filmde her şeyden haberdar olan tek gerçekçi karakter bana göre Anthony’nin eşidir.

      -SPOİLER-

      • klasik akape zihniyetine sahip ,beyni kömür ve makarnayla çalışan düşük iq lü vatandaş,bu film sana bir kaç gömlek büyük gelir.recep ivedik falan izle sen.

        • Kerem Akgün says:

          Evet tabi tabi makarna ile besleniyor, kömür ile çalışıyoruz. Size acıyorum çünkü aynı toprak parçasında yaşıyoruz. Sizin gibilerin yüzünden ülke giderek vandal arenasına döndü. Şımarıklığını ve huzur azgınlığınız yüzünden ülkeyi tarih boyunca olmamış bir iç karışıklığa sürüklemeye çalıştınız, Tabi bu sefer kaya sert çarptınız. Azgın azınlığa dur diyen bir lider var karşınızda.

          Her neyse sinema eleştiri sitesini senin ucuz siyasi figuranlıklarınla kirletmek olmaz, hadi güle güle sana.

          • ülke vandal arenasından cok hırsızlık ve yolsuzluk arenasına döndü sizin de ucundan bı yerden bı cıkarınız var kı ona buna vandal deyıp kurtulmaya calısıyorsunuz polisin gaz atmayıp su sıkmadıgı hıc bır yerde durduk yerde olay cıkmadı protesto herkesın hakkı, ama HIRSIZLIK DEĞİL…

  7. bülent ergün says:

    spoiler denemez artık . iki farklı kişi yok tabiki. tek bir kişi içinde birden fazla karakter . 2 tanesini görüyoruz filmde. bize olaylar iyi adamın gözünden gösterildiği için kötüyü pek tanıyamadık. kötü karakter eşine pek düşkün olmamakla beraber kıskançlık had safhada. çoklu karakter bozukluğunun adı neyse o artık. eşi herşeyi net olarak biliyor farkında. eşinin sevdiği karakterde bizim iyi eleman. annesi ise durumu biliyor ama oğluna hastalığı konduramıyor diye düşünüyorum.annesi oyunculuk hevesinden vazgeç derken eşi okul nasıldı diye soruyor. asıl benim kafama takılan filmin başındaki uçuk ayin havasında zengin abiler. hikayenin bir kısmında ajanstan zarfı aldı ve açtı bize göstermediler ama elemanımız içindekini gördü. filmde zarfı her yoklayışından sonra diğer karakter çıktı ortaya. en son sahnede anahtar varmış içinde bizde gördük . ve eşi gözüne örümcek olarak göründü. yanisi 2. karakter yani bizim kötü dediğimiz asla ölmedi .
    aklıma tek birşey geliyor. bir sembol bir kelime yada önceden belirlenmiş herhangi bir durum ile bastırılmış alt karakterlerden birisinin ortaya çıkması durumu. tıpta bu konuya ne gibi bir açıklama vardır bilmiyorum ama komplo teorisi olarak mevcut .bknz mkultra projesi. neden derseniz ayin havasındaki başlangıç sahnesi artı uyuşturucu .uçuk belki ama film boyunca aklıma başka birşey gelmedi

  8. adatuna says:

    Bence film yaşadığımız dünyanın büyük ve kaçınılmaz sorunu olan izomorfizm kavramına atıfta bulunuyor.. İçinde yaşadığımız dünyada kurallar bizi dönüşmeye zorluyor.. O kadar ki aynılaşıyoruz.. Aynı yemekler, markalar, kıyafetler, evler… arabalar.. Herkes varolmak adına olmadığı bir şeye dönüşmeye mecbur hisediyor… Daha sonra bu kaosun içinde bir düzen bularak aslında olmadığımız, dönüştüğümüz kişilikleri kabulleniyoruz.. Yani tam bir maskeli balo… Kafkanın dönüşüm romanında Gregor Samsanın bir böceğe dönüşmesi gibi.. Bunun yanında yaşadığımız toplumda ki değişimlere uyum zorunluluğumuz o kadar sinsi bir diktatör ki hiettirmeden, kontrol manyaklığı ile kendi örümcek ağlarımızı bize ördürüyor..

  9. Dylan says:

    Yazılan makale ve yazılan yorumların hepsini okudum, bazı yerlerde size katılsam da filmdeki bazı yerler nedense kafamda soru işaretleri bırakıyor.Mesela Adam ve Anthony’nin işleri, bu adam gerçekte tarih hocası mı, yoksa aktörlük yapmaya çalışan birisi mi?Veyahut Anthony’nin eşi cebinde bulduğu kağıdı eline aldığında internetten ismi araştırdı ve üniversite sitesinden Adam’a ulaştı.Eğer eşi onun durumunu biliyor olsaydı veya işini biliyor olsaydı neden internetten Adam’ı aramaya çabalasın ki.Eğer durumu biliyor olsa üniversiteye gidip dakikalarca nereye geldiğini bilmeyen birisi gibi sağa sola bakıp sonra şans eseri görmüş gibi yanına oturmazdı.Bu bakımdan baktığımda işleriyle ve eşi arasındaki bağlar bir türlü örtüşmüyor.Hadi biz Adam ve Anthony yanyana gördüğümüzde ikiz sandık sonra anladık ki hayalden ibaretmiş peki kadının yaptığı davranışlar onlarda mı hayalden ibaretti.Eğer eşi bu durumu daha önceden bilse nerde çalıştığını ve ne yaptığını bilir,ilk kez karşılaşmış gibi davranmaz.İşte bu ikilemden bir türlü çıkamadım eğer çözebilen varsa cevap atabilirse sevinirim. :)

    • bahadır says:

      makalede filmin ana fikri zaten verilmiş ancak filme kişilik bölünmesi ya da şizofreni kavramlarıyla yaklaşmaya çalışırsanız çok mantık hatası bulursunuz.. bu kadar çok mantık hatası olamayacağına göre kişilik bölünmesi ile alakalı bir konu değil bu .. evet kaos dediğimiz zihnin içerisinde dış etkenlerden ötürü yaşanan bir mücadele her birimizin bu yüksek binalar arasında yaşadığımız şeylerin aynısı neye dönüştüğümüzün nereye varacağımızın.. ne yaptığımızın neyin düzeninde yer aldığımızı sorgulayan onca soruların arasından en basit olan bu sorularla oluşan bir kaos ama filmde 1 kişi yok 2 kişi var gördüklerimiz asla hayal değil .. örümcek metaforu dışında herşey sinematik gerçek… zira Antony’nin karısı onun Adam olduğunu hal ve hareketlerinden anlayarak ” Okul’da günün nasıldı ” ? diye bilerek o soruyu sordu… burada dikkat edilmesi gereken nokta .. yer değişikliği .. biri hovarda diğeri ise düzenli bir hayata sahip hovarda olan evli ama düzenli bir hayata sahip olan evlilik dışı ilişki yaşamakta … tam tersi olması gerekmiyor muydu ? filmde yapboz parçalarını buldu .. zira Anthony’nin karısı karşısındakinin Antony olmadığını bile bile kalmasını söyledi.. filmde bu zihinsel kaos oldukça somut ver gerçekçi aktarılmaya çalışıldığı için biraz karmaşık ama en iyiside bu .. çünkü şizofreni temalı filmler klişeden öteye gitmiyor kaldı ki bu filminde konusununda şizofreni ile alakası yok ..

      • ahmet says:

        Dostum tamam haklısın diyelim ama Son sahne neden öyleydi.O örümcek ne alaka eğer 2 farklı kişi varsa ve şizofrenik bir muhabbet yada hayal yoksa niye öyle bir şey koymuşlar filmin tam da son sahnesine beni de şaşırtan nokta o.Onu görünce ben elemanda bi sıkıntı olduğunda şüphelendim.

    • elmakebabi says:

      Helen, Adam’ı araştırıyor. Kocasının konuştuğu kişiyi… Araştırmadan önce de kim olduğunu, nerede çalıştığını filan bilmemesi gayet normal değil mi? Helen, Adam’ın adresini bulduktan sonra ne tepki verdi mesela onu göremiyoruz. Çünkü Anthony yani Adam aslında okulda tarih profesörü olarak çalışıyor. Kadının şaşırdığı şey okulda Anthony’i gördüğünü bildiği halde Anthony’nin onu tanımaması. Eğer Anthony okulda çalışmasaydı Helen o okulda kocasına çok benzeyen bir adam gördüğünü düşünürdü. Şimdi mantıklı geliyordur sanırım biraz? Ve Helen okula gittiğinde nereye geldiğini bilmiyor gibi değil. Aksine birbirlerini çok kolay buluyorlar.

      • ahmet says:

        Son dediğinin bilemem ama.Son zamanlarda ajansa da gitmiyormuş ordan bağlantıyı kurdum bende.Ajans yerine okula gidiyor ve okulda sonradan mı hoca oldu yoksa önceden berimi onu bilemem.

  10. berrin says:

    film beni hem görsel hem müzik hem içerik olarak aldı götürdü beni.giriler bejler dayanılmazdı.filmi anlamak için iki kere izledim hala ???? kafamda deli sorular.jace in hatırına izledim ha değdimi bilemiyorum.kişil bölünmesi yaşayan bir adamın manyakça hareketlerini izleyip durduk.oyuncu olamka isteyen bir tarih öğretmeninin şizofrenik hareketlerien son da karısını niye tarantulaya benzettiyse gül gibi hatun oysa :)

  11. Psikolojik Danışman says:

    ((((((((((((((((((((((((((((((filimin sonundaki anahtar filimin başını bağlıyor.)))))))))))))))))))))))

    sürekli sexs imgesi var. Bu dünyanın kadınlar tarafından yönettiğini aslında onlara bağlı olduğumuzu onlara kapılıp gittiğimizi kabaca anlattacağım.

    filimde bilinçdışına mesaj vermektir.

    iyi bir adamın evlilik dışı ilişkiyle hayatına devam etmektedir her ne kadar kötü göstersede filimde işine gidiyor evine geliyor ve kız arkadaşıyla yatıyor.

    diğer adam artist gayet güzel, hayatı heyecanlı,evli iyi bir yaşamı var.

    evet olması gereken bu değilmi evli adamın düzenli bir yaşamı var. Diğer yandan evlilik dışı ilişkisi olan hayatı karamsar herşey alt üst olmuş.

    (AMA)

    sonunda bir mesaj vardır. evlilik dışı hayatı olan adamın. evlilik hayatına geçmesiyle örümcek ağına saplanması artık ona bağlı yaşanması mesajı veriyor. ve filimin sonundaki anahtarla filimin başındaki kapıyı açıyor ve kadınları kontrol ettiği bir dünyaya giriyor ve pişman oluyor surat ifadesinden okunuyor zaten.

    ve bilinç altına verilen asıl mesaj (evlenmeyin, evlilik dışı ilişkilerle toplumu bozun) evet bizde biliyoruz evlilik dışı ilişkiler toplum tarafından hoş karşılanmaz. ama biz bilsekte yanlış olduğunu bilinç dışına yerleşen şey bir zamandan sonra kendinin kabuletirir.

    • yunus emre says:

      teşekkürler katılıyorum. benim anlamadığım herkez niye şizofreni veya değil buna takılyor. sanki herkez şizofreni uzmanı :) filmin anlatmak istediklerini yorumlamak daha iyi olmazmı

  12. Tuncay says:

    ya benim anladigim,kisilik bolunmesi yasayan tek bir adamin,diger kisiligini kesfetme sureci etrafinda donen bir film,bence adamin normalde karisi var ve gizli bir sevgilisi(karisi bunun farkinda,kiskanclik krizleri bla bla),tarih ogretmeni(karisi bunu yataktayken soyluyo),ayni zamanda oyunculuk hayali ve denemeleri var(annesi oyle soyluyo en azindan),karisini bagli oldugu gizli sex grubunda kullanilan tarantulayla bagdastirmis ve filmdeki son sahne olumunden onceki bir sahne olabilir veya yonetmenin kafa karistirmak icin sona aldigi sahne olabilir,sevgilisiyle iliskisinde kisiliginin iyi versiyonuyla kotu olani arasinda sorunlar yasiyo ve en son evli oldugu anlasiliyo ve oluyo,yani ben bole anladim.

  13. Tuncay says:

    karisi okul ziyaretinde kendisini kocasinin taniyamamasinda dolayi hayrete dusuyor.adamin hastaliginin farkina varmayi cok zor kabulleniyor.

  14. sahzen says:

    İzledikten sonra saçma gibi geldi ama sabaha kadar düşünmekten de alikoyamadim kendimi ve dayanamayıp araştırdım ama tahminimden çok daha karmaşık ve ayrıntılarla dolu ..

  15. Nisan says:

    Filmde yabanmersini konusuna da dikkat etmek lazm. Bir sahnede Anthony helene yabanmersini istedigini nerde oldugunu soruyr. Baska br sahne de Adam annesiyle knusurken annesi yabanmersini getiriyor ve Adam “Yabanmersininden nefret ederim diyor ” , annesi de “Sacmalama yabanmersini sana cok iyi gelir diyor”. Bu sahneden ve bunun gibi bir cok sahneden anlayabiliyoruz aslında tek bir kişi oldugunu. Ama benm anlamadıgım 1-Anahtar,2-Örümcek, 3- Asansördeki adamın neden bahsettiği. Belkide bir sex tarikatına üye onla iligili biseydir anahtar ve o asonsördeki adam ama örümcekle ne kast ettiklerini anlamadm, Son sahne de Helen dustan cıkarken kaza haberi duyuluyr radyoda ama kanalı degistiriyor Helen hemen. Acaba o kazanın gercek olup olmadıgını mı sorgulamamızı istiyor yönetmen bilemyrm.

  16. mustafa says:

    Kafanızdaki ses, ne derse desin dış düşman diye bir şey yoktur. Düşman anlayışı, egonuzun düşman anlayışının yansımasıdır. Bu açıdan bakarsak,bir çok dış düşmanı kendimiz yaratmışızdır. En büyük düşman kendi algınız,vurdum duymazlığınız, kendi egonuzdur. Hem filmdeki tarantulada bu bağı yani örümcek ağının merkezindeki bizi simgeler. Bu arada böceği görünce aklıma kafka geldi. Bir değinme söz konusu olabilirmi acaba çünkü karekter bir değişimde geçiriyor.Koca koca binaların örümceklerimiyiz acaba dedirtiyor bana.

  17. zalak says:

    çktığıgınız fılmın amk

  18. zalak says:

    burda arkadasla ızledık fılmın sonunda bılmdığımız küfürler söyledık arkadasım küfür krızıne gırdı harbıdende çektığız fılm bızım götümüzde patlad
    ı

  19. Çok güzel bir eleştiri olmuş. Özellikle “milyonlarca bağlantının yer aldığı beynimiz” söylemini çok beğendim.

  20. Filmin başlarına kadın topukluyla örümceği eziyordu ama ezmedi acaba sondaki örümcekle onun bir bağlantısı olabilir mi?

  21. serkan says:

    Eleştiri yazmadan önce nekadar bilgi sahibi olsak da , yönetmenin ne anlatmak istediginede bakmak gerekir, yönetmenle yapılan çeşitli röportajları okudum, ki yönetmen anlatmak istedigi ile ilgli konulara işaret eden çeşitli görsel işaretler de filme yerleştirmiş. Hernekadar eleştiri güzel olsada pek anlatılanla alakası yok. Edge of tomorrow filmindeki yorumuma ek olarak bu sayfada bişey eklemek istiyorum. Filmi çok beğendim yüksek puanı hak ediyor ama türk eleştirmenler neden sadece anlaşılması güç filmlere yüksek puan veriyor. Bilinç altında yatan psikolojik bir hadise olabilir mi. :) en son 10 yıl kadar önceydi bir türk film elestirmenini okumam, yıllar sonra tekrar denetim artık.

  22. murat says:

    Şimdi şöyleki; filmde 2 ayrı kişi var ve bunun en önemli kanıtı da annesinin adam a antony le görüşmesinde kıyafetini çıkarıp çıkarmadığını sorması üzerine adam ın hayır dedikten sonra annesinin konuyu değiştirmesi, adam ve antony ın telefonla konuşup buluşması.

  23. okan shash says:

    Film tek kelimeyle muhteşem ötesi ve şuana dek izlediğim en iyi psikolojik gerilim filmi. Tabi filmi anlayana :) arkadaşlar gerçekte ikinci bir kişi yok ve filmin asıl karakteri sonda hayatta kalan kişidir yani anthony dir. Ve hem tarih öğretmenliği hem de 3. Sınıf figüran oyunculuk yapmaktadır. Örümcek ise onun kafasında ki karmasikligin simgesidir. Gercektende muhteşemdi ve cok etkilendim.

  24. okan shash says:

    Unutmadan benzeri diye anlatılan tarih öğretmeni rolünde ki kişinin sevgilisi de sanırım çok emin olamasamda anthony nin geçmişte birlikte olduğu bir kadındır ve film sonunda ki kaza sahnesinde de o karmaşıklıgın kafasında o anda son bulduğu anlatılmak isteniyor olabilir. Yani geçmişinden tamamen uzaklastigi

  25. bilakis says:

    arkadaşlar tüm yorumları okudum başından sonuna kadar ama hiç kimse filmin sonlarına doğru sevgilisinin antony nin parmağnda ki yüzük izini fark edip deliye dönmesi durumuna bi açıklama getirmemiş daha öncede defalarca yattığı hatun neden daha yeni yüzük izini farkediyor ?

  26. Xasiork says:

    Filmde 18. dakikada başlayan sahnede;

    ‘Geçen dersimizde diktatörlükten
    bahsetmiştik o yüzden bugün Hegel ile başlıyoruz.

    Dünyadaki büyük olayların iki kez yaşandığını
    Hegel söylemiştir.

    Sonra da Karl Max ilk seferin bir felaket olduğunu
    ikincisinin ise saçmalık olduğunu ekledi…’

    Filmin sonunda bir olay iki kez yaşanır birbirlerin kadınlarıyla sevişirler ilk olay felaketle biter (kaza) ikinci olay saçmalıkla (örümcek).

    Uzun uzun yazmaktansa böyle açıklamak kolay geldi umarım çözmenize yardımcı olur.

  27. kalel33 says:

    o örümceğin cinsi karadul denilen örümcektir ve bu çeşit örümcekler çiftleştikten ve işleri bittikten sonra erkeklerini öldürüp yerler….belki burdan bir gönderme yapilmiştir ne dersiniz??

  28. yoldoğam says:

    basitçe düşünmek gerekirse evli bir adam zamanında bir ilişki yaşamıştır.ancak ilişki yaşadığı kadında adamın evli olduğunu bilmemektedir.bunu en son öğrenir.ve dönüş yolunda kaza yaparlar.göğsünün altındaki yara izide burdan gelmektedir.kazadan sonra karısı olayı öğrenir.bu yüzden filmde kocasına onunla mı konuştun diye sorar filmin başlarında. Adam filmde sürekli olarak eski yaşadığı olayları tekrar tekrar yaşamaktadır.Yani şu an ile geçmişi birlikte yaşamak diyebiliriz. aynı zamanda geçmişten sıyrılamama durumu.

  29. Ahmet says:

    Az bütçeyle nasıl para kazanabilirim sonrasındaki en kolay iş şizofren filmi. Seyirci izlediği kotu filmden sonra bir mutluluk duyabilmek için sahneleri bağdaştırıp aslında güzeldi diye kendini ikna etmeye çalışıyor. 2013’ün en fiyasko filmlerinden bir tanesidir.

  30. dingil says:

    Kodumun senaristine sorsan mevzu ne lan burda ? diye. Abi bende tam bilmiyorum bi skim anlaşılmasın ama düşündürsün dediler böyle bir şey çıktı ortaya diyecek.. Bu tarz film çok piyasada; para kısıtlı olunca 1 oyuncu 5 figüran bide kamera, al sana film. Millette tartışsın dursun sonra…

  31. Atlas Akın says:

    Yönetmenin röportaj videoları ve internette dolaşan “film açıklandı” türündeki videolar izlendiği takdirde, pekala bir şeyler anlatan bir film aslında. Filmi izlemeyen arkadaşlar olması ihtimaline karşı, filmden ne anladığımı(ve yönetmenin yorumlarını,internette yorumlarda bulunan insanların neler anladığını) paylaşmayacağım; lakin gerekli araştırmalar sonucunda film bir şeyler anlatıyor, evet.

    Bir sefer izledim, dikkatlice veya “anlamaya gayret ederek” izlemediğim için olsa gerek, filmi izlerken anlamadım. Yine de filmden aldığım zevke gölge düşürmedi. Çekimler, oyunculuk, müzik/ses ve görsellik gerçekten keyifle izlenebilecek bir gizem/gerilim filmi oluşmasına sebep olmuş.

    Yine de filmden sonra, filmin ne anlattığını anlamaya yönelik yaptığım araştırmalar sonucu, “aaa demek böyleymiş” demek ayrı bir keyif verdi.

  32. Gökhan says:

    Sitenizdeki bu açıklamaları okuduktan sonra filmin hiç bir ehemmiyeti kalmıyor. Bir de sinema sitesiyiz diye geçiniyorsunuz. Gizem türünde bir filmin sonunda olacak şeyleri açıklayarak çok güzel bir iş çıkarmışssınız aferin size

  33. gamze says:

    Siyasetinize tüküreyim filmmi eleştiriyosunuz memleketin halini mi. İzlediğim en boktan filmdi desem abartı olmaz. Boşa Harcanmış 1 buçuk saat olarak film arşivime eklemeden varlığını unutmak istiyorum.

  34. Datura says:

    Hasta bir adamın müthiş dünyası ve farklı bir bakış açısı.
    Yazan süper yazmış, oynayanlar güzel oynamış.

    İkilemler, yalanlar ve ruh hali işte bu duygular içinde şok edici bir son.

    * Bayanların böyle karışık bir filmi anlaması mümkün değil.

  35. Altan says:

    Datura’ya cevap: cinsiyet ayırımına hayran oldum doğrusu. Senin gibilerle aynı ülkede yaşamak ne büyük talihsizlik…

  36. Özlem says:

    Film çok güzeldi kurgulayan amacına ulaşmış :) baya yoruma açık bir film etkileyici

  37. ilknur says:

    Bu filmdeki karakter Dissosiyatif olarak adlandırılan çoklu kişilik bozukluğundan muzdarip. Aynen dövüş kulübü filminde olduğu gibi. Bu konuda bilgi edinilirse, film daha iyi anlasilacaktir sanırım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑