Post Tenebras Lux (2012) Karanlıktan Aydınlığa

2002 tarihli Japon ile başlayan kariyerinde Meksikalı Carlos Reygadas’ı bir kefeye koymak hiç kolay olmadı diyor pek çok eleştirmen. Aynı mantığı kendisine Cannes’da en iyi yönetmen ödülünü kazandıran Post Tenebras Lux için de kuruyorlar: Seveni de çok, yerden yere vuranı da. Aslında bir film insanları bu şekilde ikiye ayırıyorsa ortada birden fazla sebep olabilir: Ya bu film çok iyidir, zevkler iyi filmlerde her zaman tezat yaratacağından iki grup ortaya çıkar; ya da bu film çok kaotiktir, kimse ne düşüneceğini bilmez. Bir de Post Tenebrax Lux gibi filmleri ele alabileceğimiz üçüncü bir grup var. Andrey Tarkovski (ki Zerkalo/Ayna filmi ile Post Tenebras Lux oldukça benzetilir -Zerkalo da Tarkovski’nin en kişisel filmidir), Terrence Malick ve David Lynch gibi tanınmış yönetmenlerin eserlerini de ekleyebileceğimiz bu üçüncü grup için bir tanım yapmak zor. Daha çok filmleri seyretmek, bir kez daha seyretmek, bir kez daha seyretmek ve her seferinde farklı noktaları yakalamak gerekiyor. Çoğu zaman da bir şey yakalamak manasız kaçıyor çünkü sinema, bu üçüncü grupta, kaynağı olan yönetmenin zihninin perdeye yansıması oluyor. Seyirci ne kadar çabalasa da kırıntılarla idare etmek zorunda kalıyor.

post-tenebras-lux-2012-010-rut

Post Tenebras Lux, Latince’de karanlığın ardındaki aydınlık (ışık) anlamına geliyor. Reygadas’ın kendi yaşantısından yansımaları barındıran bu filmine niçin bu ismi verdiğini açıkça söylemek ne yazık ki pek mümkün değil. Filminde iki çocuklu bir ailenin doğanın tüm güzellikleri içinde, her şeyden ve herkesten uzak yaşantısını anlatan yönetmen iki açılış sekansı kullanıyor. İlkinde çocuklardan küçük olanı, Rut’u (Reygadas’ın kendi kızı Rut Reygadas tarafından canlandırılıyor) geniş bir düzlükte, çevresinde ki öküzler ve atları kovalayan köpeklerin ortasında görüyoruz. Küçük kızın bir şeyleri aradığı aşikar, belli belirsiz sözcükleri ardı ardına söylüyor: Anne, baba, Eleazar… Küçük kız ne yapacağını bilip bilmeden çevresine bakınıyor, o sırada öküzler çiftleşiyor, atlar düzlüğü boylu boyunca geçiyor. Hava gittikçe kararıyor. Gerçeküstü bir sekanstan, bir diğerine geçiyoruz. Bu sefer bir insanla bir keçinin özelliklerini taşıyan, çevresine kıpkırmızı bir ışık huzmesi saçan bir iblis eve giriyor. Elinde bir alet çantası taşıyan iblis yavaşça koridoru geçiyor ve bir kapıdan içeri giriyor. Karşı kapıda ise Rut’un abisi Eleazar, iblisin annesi ile babasının odasına girmesini ve bir süre sonra çıkmasını izliyor. Hangi kalıba konulacağı belli olmayan bu iki açılış sekansının ardından Reygadas’ın muhteşem görüntüler ve harikulade bir çekim tekniği kullanarak oluşturduğu psikedelik, sürreal filminin içinde kaybolmaya devam ediyoruz.

foto-diablo-5

Post Tenebrax Lux’ün bir hikaye anlattığı tartışılır. Yönetmen bir anda zamanda çok ileri gidip aileyi gelecekte gösterirken bir yanda onları sosyetenin göbeğindeki bir seks saunasının ortasına atıyor. Aslında bu sauna sekansı filmin en tuhaf bölümlerinden biri. Anne Natalie, burada farklı bir orgazm yaşıyor. Reygadas, bu sahnede tüm filmdeki anlamlandırması zor ve durağan geçen olaylar silsilesinden biraz olsun sıyrılarak direkt olarak seyirciyi içine alıyor. Sauna sekansı kadar tuhaf fakat anlamlandırması güç başka bölümler de var. Örneğin baba Juan’ın bir köpeği yere vurarak öldürmesi, aile ile olan ilişkisine bir türlü anlam veremediğimiz Adsız Alkolik grubu üyesi adamın kendi ailesi ile olan ilişkisi ve kafasını kendi elleriyle kopararak intihar etmesi filmin şiddet dozu yüksek anlarını oluşturuyor. Hiçbir noktaya konumlandıramadığım iki Amerikan futbolu sekansı da muhtemelen Reygadas’ın kendi anıları içinde kaybolup gitmemizi beklediği bölümlerden. Zaten Reygadas da tüm bu karmaşa için “Aradığınız basit yanıtları vermeyerek aslında size seyirci olarak ne kadar saygı duyduğumu anlayacağınızı umuyorum” diyor. Lakin gelin görün ki fazlasıyla kişisel takıldığı bu gerçeküstü eserinde yanıtlar zor olmaktan da öte, imkansıza yakın bir konumda duruyorlar.

post-tenebras-lux-1ok

Tüm bu anlamlandırma karmaşasının yanında yönetmenin kullandığı tekniklere hayran kalmak bir yana, o tekniklerin altında yatan mesajları algılayabilmenin güçlüğü de filmin cazibesini arttırıyor. Dış mekan çekimlerinde kullanılan prizm efekti ile ne anlatmaya çalıştığı belli olmayan Reygadas, ışıkları ve kamerasını öyle büyüleyici bir bütünlükte bir araya getiriyor ki filmin masalsı fantastik yanı ile etkileyici ve ayık tutucu şiirselliği bu görüntülerle muhteşem bir ahenk yakalayarak iki saat boyunca fırçanın gelişigüzel dokundurulduğu zorlu bir tuvali çözümlemeye çalışıyormuşuz hissini doğuruyor.

Post Tenebras Lux hakkında bir şeyler yazmak zor, bir şeyler düşünmek daha zor. Aslında Reygadas açık açık filmden sonra bunu dememizi istediğini belirtiyor. Ne izlediğini, neden izlediğini, izlediği şeyde neyin ne ile bağlantılı olduğunu çıkarmaya çalışan bir seyirci tipi arzuluyor Reygadas. Post Tenebras Lux ciddi anlamda güçlü bir sinema deneyimi. Görüntüleri bir araya getirmenin zorluğu dahi hayalle gerçek arasında hissettiriyor ve aynı anda pek çok duyguyu beyin korteksinde uyarmayı başarıyor. Tüm bu meselelerden dolayı da Post Tenebras Lux için belli kalıplarda konuşmak manasız kaçıyor. Bu film iyi olduğu kadar kaotik çünkü. Seveni de çok olacaktır, sevmeyeni de. Herkesin ortak paydası ise sinemanın ne kadar büyülü bir dünya olduğunu anlatma görevini layığıyla üstlenen Carlos Reygadas’ın bu kişisel çabasının, akranı olan diğer sinema eserlerinden farklı bir noktada muhafaza edilmesi gerekliliğine olan inancıdır.

Diğer yazıları Burak Hazine

Compliance (2012) İtaat

2007 tarihli komedi filmi Great World of Sound ile iyi bir çıkış...
Devamı

1 Comment

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir