The Double (2013) Öteki

Dostoyevski’nin bugüne kadar niçin beyazperdeye uyarlanmadığı konusunda bir fikrimin olmadığı kısa romanı Öteki’yi alıp kendi bakış açısıyla harmanladıktan sonra sinemaya aktaran Richard Ayoade, ikinci yönetmenlik deneyiminde ilkinde olduğu gibi komedinin sularında gezinse de işin boyutunu biraz değiştiriyor. Jesse Eisenberg ve Mia Wasikowska’nın başrollerinde yer aldığı Öteki, yönetmeninin hayranlık uyandırıcı tarzı ve muhteşem görüntü yönetimi ile nadiren denk geldiğimiz güzellikte bir sanat eseri.

Geçmişte mi yoksa gelecekte mi geçtiğine karar veremediğimiz; daha çok yakın geleceğin distopik bir evreninde, retro yaşam stili ile donatılmış mekanlarda seyreden Öteki, Simon James’in başına gelen tuhaf olaylar silsilesini ele alıyor. Hem ailesi hem de çevresi tarafından (ki buna her zaman gittiği restoranın garsonu da dahil) silik, önemsiz, yönlendirmeye açık bir karakter olarak görülen Simon James, bir gün iş yerine gittiğinde çalışan kartını turnikeye okutamaz. Görevliye kendini tanıtmaya çalışsa da yedi yıldır o merkezde çalıştığını bir türlü kanıtlayamaz. Misafir olarak girdiği binada iş arkadaşları tarafından hayalet muamelesi görür fakat ne yapıp edip tutulduğu Hanna’yla o gün az da olsa muhabbet kurmayı başarır. İşin ilginç yanı, kendisinin fiziksel anlamda kopyası olan James Simon (isim oyunu da pek güzel) da onunla aynı yerde işe başlar. Çok kısa sürede, kendisinin emeklerini de kullanarak iş yerinin yıldız çocuğu olur. Hatta Hanna’nın dahi gönlünü çalar. Neler olduğuna bir türlü anlam veremeyen Simon, gün geçtikçe delirmekten başka bir şey yapamaz hale gelir.

double2

Dostoyevski’nin romanını okumamış olsam da Ayoade’in filminde Simon ve James karakterlerinin bir özün iki parçası olduğunu kabul etmek gerekiyor. Eisenberg’in tanıdık iki tiplemesiyle (biri Zombieland ve seslendirme yaptığı Rio’daki utangaç, sessiz ve ürkek hali, diğeri ise Now You See Me ve The Social Network’teki kendinden emin, sesi gür çıkan, atılgan hali) hayat verdiği karakterlerden Simon insanın karakterini oluştururken James için id demek daha doğru olacaktır. Birinin yapamadığını öteki tamamlıyor ve aslında birbirlerine tamamen ters karakterler. James hakkında pek fazla bilgiye sahip olamasak da Simon’ın öteki halinin ortaya çıkmasından sonra geçirdiği değişimler filmin odak noktasını oluşturuyor. Esasında Simon karakterinin gitgide bazı şeylerden usanması sonucunda büründüğü hal, James’in bir fişekleyici olduğu kadar filmin tuhaf yapısından da güç alarak iddia edebileceğim bir alt ego olduğu yönünde de şüphe uyandırıyor. Tuhaf bir dünyada geçen tuhaf hikayenin sonunda tanık olduklarımız ise farklı yönlerden mizahın kullanıldığı bu iki karakterin bir şekilde birbirlerine bağlı olduğu kanaatini doğuruyor. Yine de yönetmen Ayoade, Simon ve James’in özbenlikteki rolleri hakkında kesin açıklamalar yapmaktan kaçınıyor ve bazı sorunların cevaplarını seyircisine bırakıyor.

Karanlık bir atmosferi olan Öteki, güçlü metni ve başarılı hikaye kurgusunun yanında tam bir yönetmenlik harikası. Oyuncu yönetimi ve performanslarıyla kusursuz sayılabilecek filmin görüntü yönetmeni Erik Wilson’ın hak ettiği övgü ise kelimelerle anlatılamaz. İddialı yapım prodüksiyonunun ve esrarengiz bir atmosfer yaratan ışık oyunlarının yardımıyla, dış mekan çekimlerinden tamamen uzakta kalmasına rağmen harikulade bir sinematografik başarı ortaya koyuyor. Filmi bu yönleriyle ele aldığımızda kusursuza yakın bir bütün oluşturmaya aday olsa da başyapıt olmasına engel olan gizli kimyanın eksikliğini herkes hissedecektir. O bileşiğin formülünü eminim kimse bilmiyor ya da herkes için farklı, önemsiz sayılabilecek noktalardan oluşuyor. Kendi açımdan değerlendirecek olursam hiçbir şekilde empati kuramadığım, sempati de besleyemediğim bir karakteri barındırmayan filmlere karşı ufacık bir mesafe koyduğum doğrudur. Öteki’nin hiçbir karakterine yaklaşamam da elementlerine ayırdığımı varsaydığım bileşiğim oluyor. Sizinki var mı, varsa nedir onu bilmem. Fakat Öteki’nin çok özel, pek güzel bir film olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

double3

Diğer yazıları Burak Hazine

Hiso hiso boshi (2015) Fısıldayan Yıldız

Hızlı çalışmayı kendine görev edinen Japon sinemacı Sion Sono’nun 2015 senesi içinde...
Devamı

12 Comments

  • Göt olmuşun işte adamı suçlamışsın gösterime girmedi diye. O da sana if istanbulda gösterildi deyince başlamışsın kıvırmaya ! kıvır kıvır aşağıdan yukardan ahaahaahaha

  • Karmaşık ve ağır ilerleyen bir film olmakla beraber oyunculuk çok iyiydi. Bu tarzda filmler arasında “Bipolar” bence çok dahasürükleyici ve ilgi çekiciydi.

  • Sonunu çözemdiğim bir film ve kesinlikle tekrar izlenilmeyi hakettiğini düşünüyorum. Kitabıda en yakın zamanda okumayı düşünüyorum. Ve bir şey sormak isterim. Sonunda iki karakterde ölüyor muydu? O.o

  • Anladığım kadarıyla ilk intihar eden adam sahnesinde polisler biraz daha sağa atlasaymış ağın üstünden diğer tarafı sıçrayıp ağır yaralanmayla hala yaşayabileceğini söylemişlerdi. Sonunda diğer karakterini evde yatağa kelepçeleyip hastaneye gidememesini sağlayarak polislerin bahsettiği ağın üzerine atlayarak intihar etti. Mantıken diğer karakterini ölmesini sağlayıp kendisinin hayata devam etmesini sağladı ve bu arada kendi karakterini oluşturup hayaletlikten kurtulmayı başardı.

  • izlediğim kesinlikle ama kesinlikle en kötü filmdi 1.5 saat nasıl olduda dayandım hala merak içindeyim ……… şiddetle izlenmemesi tavsiye edilir

  • Birbirinin benzeri olan Hollywood filmlerinden sıkılanlar için çok hoş bir seyirlik. Işığın, kameranın, planların farklı kullanımı çok keyifliydi. Karakteri derinlemesine incelemesi, insan psikolojisi ile ilgilenenler için ilgi çekici olacaktır; sevmeyenler için ise eziyet olabilir. Bağımsız sinema sevenler, sinemadan farklı şeyler bekleyenler mutlaka izlemeli. Üzerine bir de Dostoyewski eklenince kaçırılmaması gereken bir film.

  • aman ha aman sakın izlemeyin karım filmi izledikten sonra intahar etti , ben de jack bauer ile 24 maratonu ile kabızlığımı ancak geçirdim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir