The Fault In Our Stars (2014) Aynı Yıldızın Altında

John Green’in aynı isimli gençlik romanından Josh Boone yönetiminde beyazperdeye uyarlanan Aynı Yıldızın Altında, bir elinde içinde oksijen tüpü olan çantasıyla gezen akciğer kanseri genç kız Hazel ile geçirdiği operasyon sonucu sağ bacağını kaybetmiş Augustus’un hikayesini anlatıyor. Hazel küçük yaşında tiroit kanseri teşhisi almış fakat tümör gün geçtikçe akciğerlerine doğru yayılmış; zaman zaman da hastalığın yarattığı ödem kaynaklı solunum yetmezliği yüzünden vaktini acil servislerde geçiriyor. Ailesinin zoruyla katıldığı bir rehabilitasyon grubunda tanıştığı Augustus ise vakti zamanında sahip olduğu kemik tümörü yüzünden bacağını kaybetmiş olmasına karşın artık bedeninde kanser hücresi olmayan; tabiri caizse sağlıklı bir genç. Sağlıklı çünkü Hazel’ın aksine daha pozitif, daha neşeli ve hayatta kaybettiklerinden çok elinde olanlara bağlanmış. Tek eksiği seveceği bir kız iken karşısına Hazel çıkıyor ve ikili, aralarında şiddetli bir duygusal gerilim olmasına karşın tam da ihtiyaçları olan sıcacık bir arkadaş ilişkisine başlıyor.

2014’ün bir diğer filmi Divergent’ta kardeş rollerini üstlenen Shailene Woodley ve Ansel Elgort, her ne kadar Aynı Yıldızın Altında’nın uyarlandığı romanı okumamış olsam da karakterler için biçilmiş kaftan gibi gözüküyor. Woodley’nin geleceğin yıldızları arasında olacağı üç sene önceki Oscar adaylığı ile zaten müjdelenmişken Elgort’un filmdeki en güçlü performansı veriyor oluşu, henüz 20 yaşındaki genç aktörü daha kariyerinin başında aranan bir isim yapmaya yetecek gibi. İkilinin canlandırdığı umutsuz aşıklar profili filmin ilk yarısında daha çok umudun, birlikte olmanın güzelliğinin, yeni maceralar üretip onların peşinde koşmanın sularında seyrederken ikinci yarıda daha durağan, ayrılık vaktinin yaklaştığını gümbür gümbür hissettiren bir portreye dönüşüyor. Her ikisinin performansı da, bir sonraki adımları asla belli olmayan karakterlerinin seyirci ile bir olması için fazlasıyla yeterli. Esasında seyircinin bu iki karakterle bütünleşiyor olmasının önemli sebeplerinden biri de onlara acıyor oluşu. Aynı Yıldızın Altında, yakında ölecekleri günü bekleyen fakat buna rağmen bir şeylerden tat almaya çalışan gençlerin filmi olunca sözde sağlıklı seyirciler olarak biz, bu iki karaktere de acımaktan daha güçlü duygular besleyemiyoruz. Sempati de kursak sebebi acıyor oluşumuz, onların bazı hareketlerinden nefret etsek de sebebi acıyor oluşumuz.

the-fault-in-our-stars02

İşin kötü tarafı seyircinin karakterlere acıması için senarist ekip ve yönetmen elinden geleni ardına koymazken filmdeki yan karakterlerin bizle aynı duyguları paylaştığını söylemek hayli güç. Augustus’ın ailesi yalnızca iki sahnede perdeye yansırken aslında önemli rolleri varmış gibi gözüken Hazel’ın annesi ile babası, kendilerinden beklenen ağırlığı ortaya koyamıyor. Kitapla hayli uygun seyrettiği söylenen senaryoda böyle bir handikabın olması Green’in romanından mı yoksa filmi yapanlardan mı kaynaklı, bilinmez; fakat Aynı Yıldızın Altında’nın yan öyküler ve karakterler açısından tek kelimeyle zayıf olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Anne rolündeki Laura Dern (ki bildiğiniz üzere kendisi efsanevi Bruce Dern’ün öz kızı olur) filmin bu yapısına rağmen, oyunculuk yeteneğini kullanarak karakterini biraz olsun ön plana çıkarmaya çalışsa da senaryo ne yazık ki buna izin vermiyor. Esas yan karakter zayıflığı ebeveynler olsa neyse, kanser hastası bir genç kızın hayattaki en büyük dileği olarak tanışmak istediği yazar Peter van Houten’ın hikayeye hiçbir şey katmamış oluşu herhalde film için en büyük hayal kırıklığıydı. Kendisiyle tanışmak için Amsterdam’a kadar giden esas kız ve esas oğlanımız, bu vesileyle ilişkilerini bir adım ileriye götürdükleriyle kalıyor; van Houten isimli gizemli karakter ise seyirci için bir nevi çöpe atılıyor. Usta oyuncu Willem Dafoe tarafından canlandırılan van Houten, kendi mantık çemberi dahilinde hayatta bir amacı olmaması gereken genç bir kızın esas amacı iken bir anda ortadan kayboluyor. Aslında bu konuda daha farklı çıkarımlar yapmak da mümkün: Hazel’ın ümitsiz yaşamındaki tek arzusu bu yazar ile tanışıp ondan kafasındaki bir takım soruların cevabını almak iken çıktığı bu macerada gerçek aşk ile (gerçek anlamda) tanışıyor.

Özellikle monolog kısımlarıyla kendini gösteren metninin güçlü olduğunu düşündüğüm Aynı Yıldızın Altında, yakın zamanda Gus van Sant’ın Restless’ı ya da Ian Fitzgibbon’un Death of a Superhero’sunda gördüklerimizin biraz daha uzun ve acındırılmış hali. Başarılı oyuncu performansları ve her türlü kirden uzak, masum aşıkların henüz tanıştıkları aşkı tanımlarken sarf ettiği sözcükler ile dikkat çekse de kısa zamanda unutulacak bir film olmaya mahkum. Gözyaşı pınarlarınızın kuruduğuna inanıyorsanız da iki kere düşünün.

Diğer yazıları Burak Hazine

Shi (Poetry – 2011) Şiir

Kore sineması, verdiği örneklerle pek çok sineseverin izlemekten zevk aldığı bir fenomen....
Devamı

1 Comment

  • Aynı yıldızın altında ya da orijinal adıyla ”The Fault in Our Stars”.Beklentilerin aksine kitabıyla en uyumlu filmler arasında yerini almış.John Green’in gerçekleri olduğu gibi insanın yüzüne vuran kitabı aynı gerçekliğiyle ekrandaydı.Fragmanı izlediğimde Augustus Waters’ı oynayan Ansel Elgort’un bu rol için pek de uygun olmadığını düşünmüştüm.Sonuçta Augustus Waters kitapta anlatıldığı kadarıyla insanda bir Leonardo DİCaprio ya da Brad Pitt etkisi yaratıyor ve bu yüzden bu oyuncuların daha genç versiyonlarının oynaması gerektiği algısını yaratıyor.Ancak muhteşem gülüşüyle ve rolünü yaşayarak oynamasıyla bu karakteri canlandırmayı en çok hak eden oyuncu olduğunu kanıtladı bize Ansel Elgort.Shailene Woodley ise Hazel Grace Lancaster’i yaşatmak için yıllardır beklemiş gibi.İkilinin uyumu ise filmin başarılı olmasının temel etmenlerinden biri.Filmin eksileriyse kitapta yer alan bazı şeyleri içermemesi.Örneğin Augustus’ın önceki kız arkadaşından bahsedilmemiş ve Hazel ‘ın Augustus’ın hastalığında evine yaptığı ziyaretler filmde yer almamış.Bunlar muhtemelen ikilinin mutluluğunun arka planda kalmaması için gösterilmeyen kısımlar ancak bir o kadar da gerçekliğe ve kitabın yansıtılmasına gölge düşüren unsurlar.Filmdeki dekorlar ve mekanlar ise tam olarak okura yansıtıldığı gibi.Örneğin ben de Hazel’ın evini ve ailesini böyle hayal etmiştim.Destek grubunun bulunduğu yeri ”İsa’nın Kalbi”ni tam da öyle tasarlamıştım.Ancak Augustus’ın ailesi ise bana göre kitaptan bağımsız olan unsurların başında.Yine de Aynı Yıldızın Altında günümüz filmlerinin en başarılılarından biri.Gerek oyuncu kadrosu gerek yönetmeliğiyle film izleyiciye tam da gereksinim duyduğu şeyi veriyor.Aynı Yıldızın Altında -Okay? -Okay..(-Peki? -Peki…) repliğiyle her hayranın aklında kalmayı başaracak bir film.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir