The Second Game (2014) İkinci Oyun

Romanya coğrafyasının son dönemde yetiştirdiği en entelektüel yönetmenlerden biri olan Corneliu Porumboiu, “Police, Adjective” ve “12:08 East of Bucharest” (Bükreş’in Doğusu) gibi iki önemli filmin ardından 2014 yapımı son filmi The Second Game ile Ankara Film Festivali kapsamında seyirciyle buluştu.

Fevkalade aldatıcı bir basitlikle oluşturulmuş yapısı nedeniyle bir sinema filmi olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği konusunda emin olamadığım “filminde” Porumboiu; 1988 yılında yoğun kar yağışı altında oynanan bir maçın ulusal kanaldaki canlı yayının görüntülerini kurgusal ya da editoryal herhangi bir oynama yapılmaksızın yalnızca yayının sesini kısarak seyirciye aktarıyor. Yoğun kar yağışına rağmen tamamen dolu tribünler önünde oynanan mücadelenin taraflarıysa, oyuncuları diktatör Ceausescu’nun oğlu tarafından tek tek seçilmiş olan ordu takımı Steaua Bükreş ile İstihabarat Polisi’nin takımı Dinamo Bükreş.

al-doilea-joc-2013-fragman_7522061-1150_640x360

Maça ait yayının görüntüleri akmaya başladığında hakemin sahaya çıkıp, zeminin futbol oynamaya elverişli olup olmadığını kontrol etmek amacıyla topu sahanın çeşitli yerlerinde sektirdiğini görürüyoruz. Top sahaya saplanmamakta, ağırlaşan zemine rağmen sekmeyi başarmaktadır. Nitekim hakem de maçın oynanmasına karar verir ve iki takım da sahadaki yerlerini alırlar. Maçın hakemi yönetmen Corneliu Porumboiu’nun babası FİFA kokartlı hakem Adrian Porumboiu’dan başkası değildir. Maçın tamamen kısılan sesinin yerine ise Corneliu ile babasının sohbet havasında maçı yorumladıkları bir ses kaydı eklenmiştir. Babası film boyunca, maçın başlamasına nasıl karar verdiğini, iki takım tarafından kendisine sürekli olarak yapılan şike tekliflerini, Ceausescu’nun takımlarla bağlantılarını, saha içinde gerçekleşen fair-play dışı bir davranış veya sakatlık durumunda kameranın neden hemen tribünlere döndüğünü, rakip takım tarafından yapılan ihlallerde avantaj kuralını hangi durumlarda işlettiğini, penaltının avantajına hangi durumlarda karar verilebileceğini, o dönemde hakem olmanın onun üzerinde nasıl baskılar yarattığını ve skalası geniş pek çok soruyu yanıtlamaktadır.

Maç ilerledikçe sohbet koyulaşır bu sırada iki takım da birbirlerinin kalelerini zorlamaya devam ederse de de aranılan gol bir türlü bulunamaz. Baba Porumboiu derbinin son düdüğünü çaldığında iki takım da birbirlerine üstünlük kuramayacak ve karşılaşma 0-0 eşitlikle sona erecektir. Müsabakanın bitişi, baba-oğulun 26 yıl öncesine ait bir maç üzerinden gerçekleştirdikleri nostaljinin de, bu ilginç “filmin” de sonu anlamına gelir.

Son olarak bu ilginç denemenin naif hafifliğini daha iyi hissedebilmek için dönemin Romanya’sına dair kaba bilgilerın önemli faydası dokunabilir. Soğuk Savaş döneminin bloklararası gerginliğine ve ağırlığına haddinden fazla maruz bırakılmış olan Romanya, Ceausescu’nun iktidara geldiği 1965’ten 1989 yılında kurşuna dizilirek infaz edilinceye değin çok ciddi katliamlar yaşamış bir ülkedir. Toplumsal yapının iliklerine kadar inen tedavisi imkansız tahribatlar ortaya çıkmış, bir tiranın egosu tatmin edilsin diye başkent Bükreş’in eşsiz tarihi dokusuna, halktan çalınan paralarla faşist zevksizlikler rehberliğinde alçakca tecavüz edilmiştir. Özgürlükler sürekli olarak devlet lehine daraltılmış ve faşizmin araçları günbegün keskinlik kazanmıştır. Bütün bunların en büyük sorumlusu ise sözde komünist özde iktidar aşığı bir faşist diktatör Ceausescu’dur. Porumboiu’nun seyirciye 90 dakika boyunca beyaz perdede izlettiği bu tatsız ve golsüz müsabakadaki belli noktalar, Caeausescu’nun baskı, zulm ve katliamlarla katlanılamaz hale getirdiği dönemin Romanya’sının sosyal ve politik vaziyeti hakkında önemli ipuçları verme potansiyeline de sahiptir. Örneğin tribünler, eskimiş siyah şemsiyeleriyle yoğun kar yağışına karşı kendilerini umutsuzca korumaya çalışan neredeyse tamamı siyah ve tektip giyinmiş mutsuz insanlarla doludur. 50 metreden ayırt edilemez biçimde benzeşirler birbirlerine. Zorunlu olmadıkça hiçbir kamera onları görme ihtiyacı hissetmez. Elbette gri ve bürokratik toplumsallıkları olmadan bireysellikleri beş par’ etmeyecektir iktidarın gözünde. Dost mu düşman mı belli olmayan bir kar kaplar sahanın yeşilini bir uçtan diğerine. Bir köşede Ordu ve diğer köşede Polis, ringin ortasında şamar oğlanına dönmüş bir halk eksik gibidir yalnızca; yeşil’in çamura döndüğü bok rengi bir sahada geçen golsüz ve tatsız geçen şu 22 kişilik oyunda.

Kazananın değilse de kaybedenin maç başlamadan belli olduğu karsılasmalar vardır bazen. Seçimler seçeneksizliğe mahkum bırakıldığında umutsuzlukların unutulmasından başka kaçış şansı kalmaz. Futbol ise bir kaçışa dönüşür böyle durumlarda; hem unutmak hem de unutturmak için, hem halk hem de iktidar için. Evrensellik böyle birşey olsa gerek; “Modern evrensellik..”

Neyse ki şimdiye kadar kimse “Futbol her zaman yalnızca futboldur.” dememiştir, öyle değil mi?

Bu yazı Sebati Ladikli tarafından kaleme alınmıştır.
Diğer yazıları Konuk Yazar

Görselin Gücü ya da Gücün Görseli

“‘Pathe’ ya da ‘Gaumont’[1] değil Bu değil, bunun hakkında değil. Elma, Newton’ın...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir