Tabu: Ruhumuz Bu Dünyada Yabancıdır

Geceye Şarkı
Bir nefesin gölgesinden doğma bizler
dolanıp durmaktayız terk edilmişliklerde
bizler, yani sonrasızlıkta yitirilenler,
kurbanlarız, adandıklarımızı bilmezcesine.
dilenciyiz sanki, yok benim diyebileceğimiz,
kapalı kapılar önünde birikmiş delileriz.
körler gibi kulak kabartmışız, içinde
fısıltılarımızın yitip gittiği sessizliğe.
hedefi olmayan yolcularız bizler,
bulutlarız, rüzgârlarda dağılan,
ya da ölümün soluğunda üşüyen çiçekler,
yerimizden kopartılmayı beklemekteyiz.
çev. Ahmet Cemal

Yukarıdaki dizelerin de sahibi olan empresyonist ve ekpresyonist şair Georg Trakl’ın, kız kardeşiyle yaşadığı aşk üzerinden acılarla dolu karmakarışık hayatının anlatıldığı 2011 Avusturya yapımı Tabu: Ruhumuz Bu Dünyada Yabancıdır, Alman yönetmen Christoph Stark’ın ikinci uzun metraj filmi olma özelliğini taşıyor. 25. Ankara Uluslararası Film Festivali’nda seyirciyle buluşan film, fevkalade sansasyonel bir konuyu takdir edilesi bir naiflikle ele alması bakımından festivalin öne çıkan filmlerinden biri olmayı da başarıyor.

Avusturyalı Georg Trakl, şiirlerini Rimbaud’nun anarşizminden, Varleine’in sembolizmden fazlaca etkilenerek yazan, eczacılık üzerine aldığı üniversite eğitimini kendisi için uyuşturucu yapmak amacıyla kullanan, arada sırada biraraya geldiği arkadaşlarıyla kokain çekip kitap okuma partileri gerçekleştiren yetenekli bir şairdir. Küçük yaşlarından itibaren kız kardeşinden uzaklaşmak için eczacılık eğitimine Viyana’da devam etmektedir. Kız kardeşi Grete ise felçli babası ve uyuşturucu bağımlısı annesi ile birlikte Salzburg’da  yaşamaktadır. Umut vaat eden bir genç piyanist olan Grete, Vİyana’da yaşayan ünlü bir piyanistin okuluna davet edilir. Böylece ailesi tarafından sürekli olarak ayrı tutulmak istenen iki kardeş Viyana’da bir araya gelecektir. Birbirlerine duydukları aşk her geçen gün artarken, birbirlerini reddetmelerini gitgide imkansızlaşacak; birlikte geçirdikleri her mutlu an, hemen ardından zihinlerini için için kemiren kabuslara  dönüşecektir. Her sevişmeleri katlanılamaz ağırlığın altında biraz daha ezilmelerine sebep olmaktadır. Georg şiir yazarak, Grete ise beste yaparak bu tarifsiz ağırlığı bir nebze olsun kusmaya çalışsalar da; bu çaba da bir yerden sonra arzuyu büyütmekten başka bir işe yaramayacaktır. Bir daha görüşmemek üzere verdikleri sözlerin sonunda hep aynı şey gerçekleşecek; biri diğerinin özlemine katlanamayarak ötekini arayıp bulacak; Georg’un Meryem Ana’dan merhamet dilediği şiirinde kullandığı kelimelerle “iğrenç bir şehvet” ile yanıp tutuşmaktan bir türlü kurtulamayacaklardır. Bu durumun ağırlığına daha fazla katlanamayan Georg, 27 yaşında intihar edecek, 3 yıl sonra bir partinin bitiminde kafasına tek mermi sıkan Grete de onu takip edecektir. Nihayetinde bir ensest aşkın yitirttiği iki genin anısı ve o aşkın yasak meyvesi olan benzersiz şiirler kalacaktır geriye.

Tabu_slider2

20. yy’ın başlarında sanat ve bilimin önemli kentlerinden olan Viyana’ya dair önemli ipuçlarını barındıran film, dönemin ünlü ekspresyonist ressamı Kokoscka gibi isimlerin de aralarında bulunduğu önemli sanatçıların hayatlarından da bahsediyor.  Yine de film, klasik kurgusu, fazlaca alışılmış kamera kullanımı ve yer yer bunaltan aşırı duru anlatımıyla, radikalliğini Georg’un hayatıyla sınırlamaya mahkum kalıyorsa da; neyse ki bu handikaplar seyirciyi film atmosferinin dışına çıkaracak bir şiddette tezahür etmiyor.

Bu yazı Sebati Ladikli tarafından kaleme alınmıştır.
Diğer yazıları Konuk Yazar

Bastırılmış Cinsellik Üzerine En İyi 20 Film

İzleyici cinsel hayatından memnun olsun ya da olmasın, cinsel sorunları, baskıları, fetişleri...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir