Tom à la ferme (2013) Tom Çiftlikte

Dört senede dört filmle seyirci karşısına çıkan Kanadalı genç sinemacı Xavier Dolan, Laurence Anyways‘te verdiği oyunculuk molasına son filmi Tom Çiftlikte ile devam ediyor. Michel Marc Bouchard’ın aynı isimli tiyatro oyunundan uyarladığı filminde ölen erkek arkadaşının cenazesi için annesinin çiftliğine giden Tom’u odağına alıyor ve daha önce de sularında gezindiği gerilim türünün boyutunu biraz daha değiştirerek kendi sinemasal bakış açısının filmden filme daha da genişlediğinin sinyallerini veriyor.

LGBT sinemasının örneklerini, artık tekdüzeleşmiş eşcinselliğe-problematik-bakış-açısından ayrılarak ele almaya çalışan genç yönetmen, ilk kez bir filmini uluslararası festivallerde yarıştırma şansını elde ediyor. İlk kez gösterildiği Venedik Film Festivali’nde FIPRESCI ödülüne layık görülen Tom Çiftlikte, gizemini koruyan bir hikayenin derinliklerine inildikçe içinden çıkılmaz bir yapıya bürünmesinin beyazperdedeki yansıması. Dolan’ın artık yönetmenlikte ve hikaye anlatıcılıkta ustalaştığını müjdeleyen filmin baş karakteri Tom’un küçük bir kasabaya yaptığı yolculukla öykü başlıyor. Bir süre sonra bu yolculuğun amacının kaybettiği erkek arkadaşının cenazesine katılmak olduğunu anlıyoruz. Erkek arkadaşının annesi Agathe, oğlunun eşcinsel olduğunu bilmiyor. Kadının büyük oğlu Francis ise yaşlı kadının bu gerçekle sarsılmasını istemediği için Tom’u açık şekilde tehdit ediyor; cenazede görevini yerine getirip daha sonra da hayatlarından sonsuza dek çıkmasını istiyor. Agathe’ye kıyasla çok daha sert olan Francis’in bu yaklaşımı Tom’da garip duygular uyandırıyor. Öyle ki otuzlarının henüz başında olan abinin sert çıkışları gün geçtikçe Tom’a karşı konulmaz bir tutku olarak yansımaya başlıyor. Artık bu çiftlik evini kendi yuvası olarak görmeye başlayan genç adam, bulaştığı belanın boyutlarını gözden geçirmek için yeterli zamana sahip olsa da kararları konusunda kendi içinde çelişmekten de kurtulamıyor.

Tom-at-the-Farm

Xavier Dolan’ın filmografisinde yeni bir dönemi temsil eden Laurence Anyways’in dramatik LGBT yapısından farklı olarak Tom Çiftlikte’nin bir tür sinemasına hizmet ettiği aşikar. Hitchcock-vari gerilimin sularında gezinen Dolan’ın son filmi, esasında kendi eşcinsel yönelimlerine karşı duran homofobik bakış açısının bir dışavurumu gibi. Daha doğrusu homofobinin yönetmen için çekici olan yönlerine bir göz atış. Francis karakterinin sert duruşuna karşı Tom’un iflah olmaz tutkusu bunun altında yatan temeli güçlendiriyor. Francis’in Tom üzerinde kurduğu baskı, özellikle bir takım sahnelerde genç çocuğun tuhaf bir şekilde zevk aldığı cinsel tasvirlere dönüşüyor. Alışıldık eşcinsel tiplemelerinin aksine Francis’in maskülen ve etrafı yıkılması güç duvarlarla çevrili yapısı, Tom için bir yandan korkulu bir rüya olurken öte yandan etkilenmekte çekince hissetmeyeceği bir obje görevi görüyor. Francis’in şiddettinden duyduğu haz, bir takım gerçekleri öğrenmesi ve onu açıkça kıskanması sonucunda tersine dönüyor ve çiftlikte yaşadıklarını gözden geçiriyor.

Filmdeki birbirinden iyi performanslar göz doldururken esas ağır topu Agathe rolüyle Lise Roy’un üstlendiğini söyleyebiliriz. Francis karakteriyle çizdiği karizmatik imajı bir an olsun kaybetmeyen Pierre-Yves Cardinal de Xavier Dolan’ın çoğu zaman üç kişilik oyununda harikalar yaratıyor. Kanada sinemasının son dönemde en çok ses getiren yapımlarından İçimdeki Yangın’ın dikkat çekici görüntülerine imza atan André Turpin’in planları ve renkleri filmin güçlü teknik yönlerinden biri olurken açılıştan kapanışa seyirciye eşlik eden, Dolan’ın her filminde özenle seçtiği harika müzikler de bu iddialı gerilim örneğinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Genç yönetmenin henüz taze olan kariyeri göz önünde bulundurulduğunda Tom Çiftlikte’nin başarılı bir yapım olduğu su götürmez bir gerçek. Her filminde farklı işler yapmaya çalışan, LGBT sinemasının adını kirletenlere savaş açan Xavier Dolan’ın hayatta kaldığı sürece daha başka hangi sularda gezineceğini tahmin etmek zor fakat her seferinde ciddi kitleleri peşinden sürükleyeceğine şüphe yok.

Diğer yazıları Burak Hazine

On the Road (2013) Yolda

Marlen Haushofer’in sinemaya aktarılamaz denen romanı Die Wand’ın Julian Pölsler tarafından ne...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir