Nuri Bilge Ceylan Sinemasında Sadeliğin Önemi ve Kış Uykusu Üzerine

3

Kendimde zayıf bulduğum şeyler üzerine filmler yapmaya çalışıyorum.”

Nuri Bilge Ceylan bir söyleşisinde, Filmlerimi hep korkuyla yaptım, özellikle de ilk filmlerimi. Kime anlatacak olsam herkes nasıl olacak diye soruyordu,” demecinden sonra Uzak filmi hakkında “Uzak zaten otobiyografik bir hikaye. Hayatla organik bir bağ kurmakta zorlanıyordum ve bu durumu filmi yapılacak bir değer gibi görüyordum. Ama nasıl yapılacağını bilmiyordum. Sahneler kuruyor, fotoğraflar çekiyordum… Bir de 35 mm çektiğim için fazla deneme yapamıyordum. Kurgunun bittiğinden bile emin olamıyordum. Filme benzeyip benzemediğini anlayamıyordum. Eşimle yemeğe gidiyorduk mesela, ve ben sofrada Ebru’ya şu filme bir gidip baksana sence filme benzemiş mi diye soruyordum” diyor. Aynı söyleşide bir gazetecinin; entelektüelce ve filozofça filmler çekiyorsunuz, anlaşılmamaktan korkmuyor musunuz? sorusuna Bir yönetmen seyirci hesaplayarak film çekmez; çünkü seyirci zaten homojen bir topluluk değildir. Sinemacı en az kendisi kadar zeki birisi için çekmelidir filmini. Ben çok fazla akla hitap eden filmler yapmıyorum. Bence seyirci gerçeğin sadece bir yanıyla yetinmeyi bilmeli. Flû bölge bırakmayan bir sinemaya fazla alıştıklarını düşünüyorum. Oysa sinema derinleşebilmek için izleyicinin hayal dünyasına ihtiyaç duyar. Romanda bu daha kolay, okur, okuduklarını zihninde canlandırmak zorunda çünkü. Sinemada öyle değil. Bence biraz muğlaklık kesinlikle şart. Hayat dediğimiz şey, en yakınımızın en yakın arkadaşımızın eşimizin bile tam olarak ne düşündüğünden emin olamadığımız bir muğlaklıkta geçiyor aslında. En gerçek, en tehlikeli, en gizli duygularımızı sürekli saklamak zorundayız çünkü. Gerçeği tahmin etmek zorundayız. Bence sinemada da böyle olmalı. Ben sinemamda bir çeşit muğlaklığa çok önem veriyorum. Ama bu tamamen keyfi bir muğlaklık olmamalı. Yönetmenin kafasında her şeyin cevabı net bir şekilde olmalı muhakkak. Yoksa oyuncuyu yönetmeniz bile mümkün değil cevabı bilmiyorsanız,” şeklinde yanıt verir. Yine başka bir gazetecinin, Nuri Bilge Ceylan sinemasının sâdeliğini, sessizliğini M. Antonioni’ye benzetmesine karşılık Nuri Bilge Ceylan şöyle devam ediyor: “Antonioni benim çok sevdiğim bir yönetmen -her dönemini sevmesem de. Blow-Up’ı sevmem örneğin. Ama Macera’yı, Eclipse’yi, Çığlık’ı, ve Gece’yi severim. Orta dönemidir benim sevdiğim. Yolcu’yu mesela tekrar izlediğimde hiç sevmedim. Ama eskiden nasıl beğendiğime şaşırdım. Ama orta dönemi çok iyidir bence, çığır açmıştır o zamanın sinemasında. Hayatın bakir bir alanına -sinema için söylüyorum tabii, sinemanın pek dokunmadığı bir alanına girmeyi başarmıştır. Zamanına göre oldukça cesur filmlerdir. Macera sanıyorum, Cannes Film Festivali’nde gösterildiğinde ıslıklanmış, Çehov’un Martı’sının ilk gösteriminde olduğu gibi. Ama yine de yönetmenler aralarında imza toplayıp o filmin bir başyapıt olduğunu söylemişlerdir. Ama sanat tarihi böyle şeylerle doludur. Bir sanatçı dünyanın yeni bir görünüşünü dünyaya sunduğunda yabancı gelmesi doğaldır. Hatta Çehov’un Martı’sına insanlarla kahkaha atarak gülüyormuş. Fakat daha sonra Stanislavski sahneye koyduğunda değeri anlaşılmış. Büyük sanatçıların kaderi genelde böyledir aslında,’’ der.

Diğer yazıları Güney Birtek

Türkiye’nin Oscar Adayı Ayla Filminde Büyük Skandal

Yönetmenliğini Can Ulkay’ın, senaryosunu ve yaratıcı yapımcılığını Yiğit Güralp’ın üstlendiği Ayla filmi,...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir