Nuri Bilge Ceylan Sinemasında Sadeliğin Önemi ve Kış Uykusu Üzerine

winter_sleep_poster_2-620x846

Kış Uykusu ile sonunda Altın Palmiye

Nuri Bilge Ceylan, Yılmaz Güney ve Şerif Gören’den (Yol, 1981) sonra Türkiye’ye ikinci kez Altın Palmiye kazandıran yönetmen olarak tarihe geçmiştir. Yumruğunu sıkarak verdiği Yılmaz Güney pozu ile yıllar sonra kazanılan bu büyük başarının yani Altın Palmiye’nin hakkını verdiğini söylememiz nokta atışı olur. Filmdeki ışık kullanımı, görüntünün mükemmele yakın estetiği, başrolün (Haluk Bilginer) filmi alıp doruklara taşıması, ustaca yazılmış diyalogların müthiş uyumu, filmin üç saati aşkın olmasına karşılık hiç sıkmadan ilerlemesine en iyi cevap olsa gerek. Nuri Bilge Ceylan’ın bu filminde önceki filmlerine pek benzemeyen bir hâl söz konusu olacak ki bariz bir şekilde sırıtan “diyalogların kullanılması” diyebiliriz. Yıllardır diyalogdan kaçan yönetmenin filmin neredeyse tamamımın diyalog ile geçmesinde yaşattığı heyecan birçok sahnede kullandığı açılarda da özgün bir kadraj yaratma çabasını da göstermiş. Nuri Bilge Ceylan, bu son filminde Tarkovski havasından çıkıp Bergmanvâri işler yapmaya başlamış gibi. Özellikle at sahnelerinde o keskin mitolojik görüntülerde Bergman ruhunu yaşattığını görmek dikkatlice bakıldığında mümkün olabilir diyebiliriz. Ya da başka bir tabirle filminde Çehov’un kalemini kadrajına almış demek yanlış olmaz. Nuri Bilge’nin eşiyle birlikte sürekli dillendirdiği Çehov hayranlığı sonunda böylesine başarılı bir filmde kendini göstermiş demek yanlış olmaz.

Kötülüğe karşı koymamak… İşte bu demeç film sonunda hafızalara kazınan sözlerden biri olmuştur. Kötülüğe karşı koymamak, gerçekten de başrol karakterinin (Aydın) biri sana kötülük yapıyor ve sen buna karşı koymuyorsun diyerek tiye alıp açıklama getirmesi kadar tanımlaması kolay bir söz müdür? Orası muallakta fakat filmde tartışmalar devam ederken Nuri Bilge, yine tarzından biraz uzaklaşıp daha fazla karakteri sindirmemizi, onları iyice tanımamızı sağlamaya çalışmış gibi. Kimi zaman baş karakter Aydın’ın, kimi zaman ablasının ve kimi zaman eşinin söyledikleri seyirci tarafından onaylandığı zamanları da doğurmuş, tatmin olmayan seyirci kitlesiyle de karşılaşmıştır. İşte bu durum sinemada izleyiciyi de içine alarak filmin kalitesine kalite katmakla açıklanabilir. Film, bizlere yalnızlığın, öfkenin, olaylara karşı başka bir boyuttan bakmanın mümkün olup olamayacağını, çevresel etkenlerin doğurduğu toplumsal ahlak değerlerin eleştirilir bir yanı olup olmadığını göstermiştir. Film doruk noktasına ulaştığında erkek aklını yüceltip fakat son sahneye gelindiğinde erkeğin kadına karşı koyamadığını, âdeta teslim olduğu göstererek, erkeğin çaresizliğini göstermiştir diyebiliriz. Film, son derece doğal çekildiği için aşkın ve nefretin her ne kadar zıt görünse de birbirleriyle sımsıkı bağlanmış olmasından kaynaklı yarattığı dışavurumlar, kısaca “gururun önemi mi yoksa önemsizliği mi insanı insan kılan özellikler arasındadır?” sorusunu sorduklarını düşündüğüm Ceylan çifti için cevaplar, her izleyicinin farklı anlamlar çıkarmasında vücut bulacaktır sanırım. Velhasıl demem o ki; Nuri Bilge Ceylan sinemasını izlemek gerçekten büyük bir keyif. Arkamıza yaslanıp, kendimizi onun emin ellerine bırakmak, hayata bakışımızda sâdeliğin güzelliğini yeniden keşfetmemize neden olacaktır.

Diğer yazıları Güney Birtek

Kısa Film: Self!e

Güney Birtek’in ilk kısa filmi Hypatia’yı seyretmek için tıklayın Türkiye, tıpkı diğer...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir