Cannes Tarihinin En Etkileyici 10 Kısa Filmi

Kısa filmler her zaman, her açıdan uzun metraja göre daha zorludur: Yönetmenin kısa sürede derdini çarpıcı bir şekilde anlatması onu vezir de yapabilir, rezil de; seyirci ise herhangi bir uzun metraja göre daha fazla anlam yüklü bu eserleri yorumlarken daha dikkatli ve detaycı olmalıdır. Dünya sinemasının en büyük onuru olan Cannes Film Festivali’nde on yıllar boyunca gösterilen ve Altın Palmiye kazanan kısa filmler de, bu geniş evrenin en nadide parçalarını barındırmakta. Animasyon, canlı aksiyon ya da belgesel ayrımı yapmadan iyi ve başarılı olana hakkını veren festivalde Rezan Yeşilbaş imzalı Sessiz – Be Deng isimli Türkiye yapımı çarpıcı bir kısa film de (değerlendirmesini okumak için tıklayın) Altın Palmiye’yi kucaklama onuruna erişmişti. Jane Campion, Altın Palmiye’yi (uzun metraj) kazanan ilk ve tek kadın yönetmen olmadan önce Cannes’da kısa film jürisi tarafından onurlandırılmış, Cătălin Mitulescu ise Rumen Yeni Dalgası bu festivalde büyük başarılar elde etmeden hemen önce yeni bir devrin başlayacağının sinyallerini yine kısa film klasmanında göstermiştir. Yapım tarihine aldanmadan her bir filme birkaç dakikanızı ayırmanızı ve sinemanın büyülü dünyasında aslında neler kaçırdığınızı deneyerek görmenizi umuyorum. Unutmayın ki bu listedeki örnekler, internetten çevrimiçi olarak seyredebileceğiniz Altın Palmiye’li kısa filmler arasındaki bir seçkiden oluşuyor. İyi seyirler.

“Floods” (1947)

Yön: Jerzy Bossak

Çoğumuz, belki de hiçbirimiz İkinci Dünya Savaşı’nın hemen sonrasındaki Leh sineması hakkında hiçbir şey bilmiyor(uz). Savaşın ardından çok geçmeden komünist sistemin beşiğinde kendini bulan Polonya’daki Vistula Nehri’nin taşmasını anlatan Bossak imzalı Floods, Cannes Film Festivali’nin ilk yıllarında Altın Palmiye en iyi kısa metraj film ödülünü almış bir kısa belgesel. Dönemin şartları göz önünde bulundurulunca 13 dakikalık bu çalışmanın ne kadar görkemli olduğunu fark edebilirsiniz.

“Overture” (1965)

Yön: János Vadász

Cannes’da kısa metraj deyince akla gelen ilk ülkelerden biri Macaristan ve János Vadász imzası taşıyan Overture de bunlardan en hayranlık uyandırıcı olanlardan biri. Bir tavuk yumurtasının kabuğundan içine girerek, civcivin tek bir hücreden nasıl bir organizmaya dönüştüğünü an be an gösteren bu dokuz dakikalık kısa filmin arka fonunda ise Beethoven’dan Egmont Uvertürü çalıyor.

“Island” (1974)

Yön: Fyodor Khitruk

60 ve 70’lerin Altın Palmiye kazanan kısa film çalışmalarının pek çoğunun politik göndermelerle süslenmiş animasyon filmler olduğunu görüyoruz ve bunlar arasında en iyi örneklerin de Doğu Avrupa ülkelerinden çıktığına tanıklık ediyoruz. Sovyetli animasyon sinemacısı Fyodor Khitruk’un Island isimli bu iğneleyici sömürgecilik eleştirisi, ıssız bir adada, tek bir ağacın altında kurtarılmayı bekleyen bir adamı odağına alıyor. Bu zavallı adam birileri onu gelip kurtarsın diye beklerken kapitalist dünya ona her türlü yamuğu yapıyor; adam bir kez daha ve bir kez daha yalnız başına adada kalmak zorunda kalıyor. Bu sırada da sömürgeci dünya onun ayağını bastığı kumda bile hak iddia ediyor. Dönemin ABD’deki ünlü tasarımcısı Saul Bass’ın karizmasını Doğu Avrupa absürdist duyarlılığı ile harmanlayan Khitruk’un bu eseri en nihayetinde büyüleyici ve acımasız.

“Harpya” (1979)

Yön: Raoul Servais 

Adını ve karakteri olan tuhaf yaratığı Yunan mitolojisinden alan Harpya, iyi görünümlü bir adamın gecenin bir vakti sokakta yürürken duyduğu bir kadın çığlığının peşinden gitmesiyle başlıyor. Sesin kaynağını bulduğunda karşısına çıkan şeyse ayağında pençeleri ve kollarında kanatları olan kuş görünümlü bir kadın bedeni oluyor. Be yaratığı alıp evine götüren adam, aynı mitolojideki lanetli yaratığın üzerinden uçtuğu diyarlara götürdüğü uğursuzluk gibi kurtarılması güç bir belanın içinde kendini buluyor. Oldukça ürkütücü, bir o kadar da unutulması güç bir film Harpya.

“An Exercise in Discipline – Peel” (1986)

Yön: Jane Campion

Muhteşem kadınların muhteşem kadın yönetmeni Jane Campion’ın bundan 30 sene kadar önce çektiği 8 dakikalık Peel, o sene Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye En İyi Kısa Film ödülünü kazanmış ve böylece Campion da bu ödüle layık görülen ilk kadın sinemacı olma şerefine erişmişti (ki kendisi daha sonra uzun metraj filmi The Piano ile Altın Palmiye kazanan ilk ve tek kadın yönetmen oldu). Bir baba, kızı ve oğlunun araba yolculuğundaki huzursuz anları anlatan Peel, Campion sinemasını seven herkesi memnun edecek başarılı bir kısa film. Campion’ın yakın çekimleri, ansızın kullandığı ses efektleri ve toplumun en küçük birimine attığı temelci bakış açısı, Peel’i belki de Cannes tarihinin en güçlü canlı aksiyon eseri yapıyor.

Diğer yazıları Burak Hazine

Sugarman’in Yapımcılarından: I Am Ali

Yönetmen: Clare Lewins Konusu: Oscar ödüllü Searching for Sugarman’in yapımcılarından Muhammed Ali’nin...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir