The Cut Üzerine: Fatih Akın Röportajı

Fatih Akın’ın Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan için yarışan ve başrolünde Tahar Rahim’in yer aldığı The Cut filmi üzerine New York Times’ın yönetmenle yaptığı röportajı sizler için çevirdik. Akın, neden Cannes Film Festivali’nde yarışmadığını, Agos’a yaptığı açıklamalar sonrasında gelen tehditleri, bu filmi yaparken hangi efsane sinemacılardan esinlendiğini uzun uzun anlatıyor. 35 mm formatta 5 ülkede, 15 milyon Euro bütçeyle çekilen The Cut, Fatih Akın’ın bugüne kadar giriştiği en tutkulu projesi. İyi okumalar.

fatih akin 2Türkiye’deki bir gazeteye ülkenin Ermeni soykırımı hakkındaki bir filme hazır olduğuna dair açıklamalarda bulundunuz. Gazete ise o günden beri tehditler alıyor. Bunlar fikrinizi değiştirdi mi?

Hayır, hala Türkiye’nin hazır olduğuna inanıyorum. İki yapımcı arkadaşım senaryoyu okudu. Biri bizi taşlayacaklarını, diğeri ise üzerimize çiçekler fırlatacaklarını söyledi. Durum bu kadar zıt yani. Fakat 1915 olaylarının bir soykırım olduğunu kabul etmeyen ve eden  insanlara da filmimi gösterdim ve her iki grup da aynı duygusal tepkiyi verdi. Umarım bu film arada bir köprü vazifesi görür. Elbette ortada radikal, faşist gruplar var ve bunlar bir tür uzlaşma ya da barışma olmasından korkuyor. Ne kadar küçüklerse o kadar yüksek çıkıyor sesleri. O röportajı verdiğim Agos gazetesi aslında gazeteci Hrant Dink’in zamanında çalıştığı Ermeni-Türk haftalık gazetesiydi.

Hrant Dink Ermeniydi ve genç bir Türk milliyetçisi tarafından 2007’de katledildi. 2010’da Dink’in yaşamıyla ilgili bir film yapmaya kalkıştınız fakat Türkiye’de bu rolü üstlenebilecek bir oyuncu bulamadınız.

Dink’e hayat verebileceğini düşündüğüm beş aktör vardı kafamda. Ve hepsi de senaryo konusunda gergindi. Kimseni incitmek istemem, Türkiye’de de yaşamıyorum zaten; yani bir nevi güvendeyim ve korunuyorum. Fakat o düşündüğüm aktörler, belki onlar bir takım problemler yaşardı. Hiçbir film buna değmez.

The Cut’ta yer alan Türkiye sahneleri aslında Ürdün’de çekildi. Neden?

Daha çok lojistik sebeplerden ötürü aslında. Film 1915 senesinde, Türkiye’nin güney doğu bölgesinde geçiyor ve orası da Suriye’ye çok yakın. Ve pek çok eski, tarihi tren kullanmam gerekiyordu; o sene Almanların Osmanlı İmparatorluğu’nda inşa ettiği Bağdat Demiryolu’nda olduğu gibi. Ona benzer trenleri ve manzaraları Ürdün’de bulabildik.

the cut 1Fakat aynı zamanda filmin belli bölümlerini Almanya, Küba, Kanada, Malta gibi ülkelerde çektiniz.

Bu bir yol filmi. Filmin konusu, kayıp evladını arayan bir babanın üzerinden gelişiyor. Ermeni soykırımı yalnızca şiddetten ibaret değildi, aynı zamanda zorla yaptırılan göçler, bu insanları dünyanın dört bir yanına serpiştirme işiydi. Mesela Mısır’a, Havana’ya, Kanada’ya, Kaliforniya’ya, Honk Kong’a…

Bu hikayenin ne kadarı gerçek bir insanın yaşamını yansıtıyor peki?

Senaryoyu yazdığım sırada pek çok araştırma yaptım ve 1920’lerin ilk yıllarında Havana’ya gitmek zorunda kalmış Ermenilerin güncelerine rastladım. Ölüm kampları ve ölüm yürüyüşleri üzerine pek çok sözel hikaye ve literatüre rastladım. Tanıkların oldukça zengin portrelerini topladım ve hepsini bir araya getirmeye çalıştım.

Filminizi bir tür Western olarak tanımlıyorsunuz.

Evet. The Cut yalnızca elimdeki malzemeyle alakalı bir film değil, aynı zamanda benim kişisel sinema yolculuğumu ve taptığım, benim işlerimi etkileyen yönetmenlere olan bakış açımı da anlatıyor. Mesela Elia Kazan’ın “America America” filmi çok önemli bir ilham kaynağı oldu benim için. Sergio Leone de aynı şekilde. Bu film Scorsese’ye de bir saygı duruşu aynı zamanda. Bu filmi Martin Scorsese’nin Mean Streets’ini ve Raging Bull’un ilk taslağını yazan arkadaşı Mardik Martin ile birlikte yazdım. Ermeni olduğunu öğrendiğimde projeye dahil etmek istedim ve o da bana yardımcı oldu. Scorsese’nin filmlerindeki takıntılı karakterler üzerine uzun sohbetler ettik.

The Cut aynı zamanda Bertolucci’ye, İtalyan Western’lerine ve Clint Eastwood’un bunları nasıl uyarladığına olan saygımı da gösteriyor. Işığı yakalama şeklimiz; ışığı her zaman arkamıza almamız da Terrence Malick’ten ilham alınarak yapıldı. Sonuç olarak bu film Amerikanlar için fazlasıyla Avrupai, Avrupalılar içinse fazlasıyla Amerikan olacak.

the cut 3Neden filmdeki Türk karakterler Türkçe konuştuğu halde Ermeni karakterler İngilizce konuşuyor?

Esas sebep şu ki, eğer filmi kontrol altında tutmak istiyorsam diyalogları kontrol altında tutmalıydım. Ermenice konuşamıyorum. Sinema tarihinde buna benzer örnekler mevcut. Bertolucci, Son İmparator’u İngilizce konuşan Çinlilerle çekti. Polanski’nin The Pianist’te kullandığı konsepti kullandım; o filmde tüm Leh karakterler İngilizce, Almanlar ise Almanca konuşuyordu. Yönetmen, bu şekilde İngilizceyi kullanarak kimlik ayrımı yapıyordu. Açık bir konsept aslında fakat bazı insanlara şaşırtıcı geldi çünkü onlar benim filmlerimin Almanca ve Türkçe olmasına alışkın. Lakin bu film daha çok tüm dünya üzerine kurulu. Minimalist bir yanı yok.

Tahar Rahim ile çalışmak nasıldı?

Yeraltı Peygamberi (Un prophète) bende çok büyük bir etki bırakmıştı; tek kelimeyle bir başyapıttı. Ve filmin kalitesinin yüzde 90’ı direkt olarak Tahar Rahim’den geliyordu. Tanıştığımızda aslında pek çok ortak yönümüz olduğunu fark ettim. O, Arap kökeniyle Fransa’da büyümüştü. Bense Türk kökenli bir Alman vatandaşıydım.

Filminizin Venedik’te ilk kez görücüye çıkması konusunda heyecanlı ya da gergin misiniz?

Hem heyecanlı hem de gerginim. Bu film üzerinde çok çalıştım. Normalde bir filme iki senenizi ayırırsınız fakat ben yedi sene boyunca uğraştım. Son dört senesinin her gününü bu filme ayırdım. Evet, o yüzden fazlasıyla gerginim.

The Cut en başta Cannes’da gösterilecekti fakat son anda filminizi geri çektiniz ve ‘kişisel sebeplerden ötürü’ olduğunu dile getirdiniz. Gerçekte neler oldu?

Filmi Cannes ve Venedik ekiplerine aynı anda gösterdi. Venedik’in tepkisi fazlasıyla coşkuluyken Cannes biraz daha dikkatli davrandı -her zamanki gibi. Endişeliydim ve içgüdülerimi takip ettim. Lakin bu kararım hakkında basına konuşamazdım çünkü Venedik ekibi kendileri duyuru yapana kadar sessiz kalmamı istedi. Cannes’dakiler hiçbir zaman filmimi reddetmedi ama benden beklediklerinin bu olmadığını hissediyordum. Çünkü bu film tarihi bir filmdi, İngilizceydi, minimalist değildi; emin değilim. Fakat ben başkalarının beklentilerini karşılayamam, kendiminkileri karşılamak zorundayım.

fatih akin

Diğer yazıları Burak Hazine

Oscar Adayı Filmler !f İstanbul’a Geliyor

13 Şubat’ta başlayacak !f İstanbul’da gösterilecek 5 film, 2014 Akademi Ödülleri’nde toplam...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir