Found Footage Filmlerde Karşımıza Çıkan 10 Klişe

Found footage dediğimiz alt tür, deneysel sinemanın on yıllardır vazgeçilmez parçalarından biri olmuştur. Çekimler film amaçlı yapılmaz, anlamlı ya da anlamsız görüntüler söz konusudur ama birileri bu görüntüleri bir araya getirip altına da imzasını atarak sanat icra etmiş olur. Son yıllarda, özellikle Blair Witch Project’in bu kadar tutulmasının ardından found footage, korku türünün önemli bir alt türü haline gelmiştir. Sahte belgesel formatlı korku filmi diyebileceğimiz bu filmlerde bir takım şeyler gözümüze gözümüze, inadına inadına çarpar. Kimsecikler de durup “bu ne yahu” deme zahmetine girmez. Fakat artık susmak yok, aşağıda her found footage korku filminde karşımıza çıkan 10 klişe detay yer alıyor. İyi okumalar.

Karakterler hayatlarında ilk kez video kamera görmüş gibidir

Kabaca iki tür found footage film vardır. İlkinde çekilmek istenen belgeselde olaylar sapa sarar. İkincisinde ise bir takım olaylar, el kamerasıyla kayda alınır. Daha amatör bir atmosfer yaratan bu ikinci tür her zaman aynı şekilde seyreder: Birileri gidip bir kamera satın almıştır ve ilk işleri kamerayı açıp kendilerini kaydetmektir. Bu tip filmlerin karakterleri nedendir bilinmez, paketi açar açmaz kendilerini ve çevrelerini kayda alırlar. Misal Paranormal Activity: The Marked Ones filminde esas karakter, daha kamerayı eline alır almaz merceği kendine yöneltir. Hani acaba önce çevredeki bir şeyleri çekip kalitesine filan bakayım gibi bir mantıkları yoktur. Yönetmenler bu fikri severler çünkü kendilerini, seyirciye bir video kameranın ne işe yaradığını, nasıl bir alet olduğunu göstermek zorunda hissederler. Eğer bunu yapmazlarsa seyirci hiçbir zaman o kameranın ne işe yaradığını anlamaz, anlayamaz.

Kamerayı muh-te-şem bir ışık kaynağıymış gibi kullanmak

Bu tür filmler karakterlerin niçin HER ŞEYİ kayda aldığını bir ulusa sesleniş programıyla açıklamalı. Hele de bir saat içinde ölecek bu karakterler zifiri karanlık, ürkütücü mekanlara girdiğinde o kameranın neden hala açık olduğu mevzusu aydınlatılmalı. Kameranın üstünde hiçbir zaman sönmeyen bir flaş olduğundan başta sorunsuz gibi gözükse de şöyle bir durup düşünmekte fayda var. Bilmemkaç metre öteyi aydınlatacak kadar büyük ışık kaynağı olan kameraların kendisi de devasa olmak zorunda. Ayrıca şöyle bir durum var. Siz içkilerinizi, şunlarınızı, bunlarınızı alıp balta girmemiş ormanlara, terk edilmiş tımarhanelere gidiyorsunuz da yanınıza bir fener almayı mı unutuyorsunuz? Fenerimiz yok, o halde küçük kameramızın devasa flaşını kullanalım ama pili hiç bitmesin!

14

Neden hala çekiyorsun be adam?!

Found footage alt türünün son dönemlerde çok ses getiren örneklerinden Cloverfield’da karakterlerden biri, elinde kamera olan çocuğa mantıklı bir soru soruyor: “Neden her şeyi, her an çekiyorsun?” Aldığı cevap ise fazlasıyla manidar: “Böylece insanlar neler olduğunu görüp bilecek”. Bu replik, senariste çok zekice bir cevap gibi gözüküyor ama seyirci o kadar saf mı? İnsanlar her şeyi görüp bilsin, tamam ama bazı sahnelerde bir takım karakterler hayatları pahasına yardım istiyor fakat kameramanımız orada öylece dikilip olan biteni çekiyor. Neden? Çünkü birileri olup biteni bilmek zorunda. Bu gerekçe özellikle Cloverfield gibi dev bir canavarın New York City’ye saldırdığı filmlerde özellikle önem arz ediyor çünkü biliyorsunuz ki dünyanın en büyük şehrinde olan biten felaketi ancak kıçı kırık bir el kamerasının çektiği görüntülerden öğrenebilirsiniz.

Kamerayla koşar ama nedense o kamera hep ileriye bakar

Bu gülünç sahnelerin diğer karakterlerin perspektifinden nasıl gözüktüğünü düşünün. Hepsi hayatlarını kurtarmak için tabana kuvvet koşuyor ama neden onlarla birlikte olduğunu anlamadıkları bu tuhaf arkadaşları bir dirseğini kırmış, elinde bir kamerayla; üstelik o kamera tam olarak karşıya bakacak şekilde koşturuyor. Tehlike anında nasıl koştuğunuzu düşünün, daha sonra herhangi bir anda bir kamerayı nasıl tuttuğunuzu zihninizde canlandırın. Tamamen farklı pozisyonlar ve asla birbirleriyle uyumlu değiller, olamazlar. Elbette elinizde bir kamera varken koşabilirsiniz fakat birazdan ölmek üzereyseniz yapacağınız şey gittiğiniz yönü kayda almak mı olurdu?

Kamerayı kapatmayı unuturlar da unuturlar

Found footage alt türündeki filmler bile bilir ki, insanlar her şeyi kaydetmez. Mesela karakterler ilişkileri üzerine tartışıyorsa kimse bunu filme çekmeyi istemez. Saçmadır çünkü. Ya da alışverişe gittiklerinde kamerayı kapatıp bir kenara koymak gerekir, değil mi? Değil işte; çünkü kameramanımız elindeki kamerayı bir kenara koysa bile ne hikmettir ki onu kapatmayı akıl etmez. O kamera bir köşede kayda devam ederken tabii ki ÇILGINCA bir şeyler olmak zorundadır -hem de tam olarak kameranın kadrajı dahilinde! Ve elbette bu tür filmlerde kameralar über şarj sürelerine sahiptir, bizim kullandığımız el kameraları gibi 1-2 saatlik pil ömürleri yoktur. Çünkü bizler fakir insanlarız.

Kamera düşer ama olaylar kadraj DIŞINDA gerçekleşir

Eğer bir şeyden emin isek o da canavarların ya da katillerin kamera fobileri olduklarıdır. Elinde kamera olan birini öldürecekleri zaman kadrajdan uzak durma konusunda özenli davranırlar. Neredeyse her filmde elinde kamera olan karakterin üstüne bir şey atlar! Kamera yere düşer! Çarpar, görüntü 30 ila 45 derece arasında (bazen 180’e dahi varabilir) eğilir, bir boğuşma ve çırpınma sesi duyulur, daha sonra bir el, kol, bacak ya da benzer bir uzuv kadraja girer fakat ne hikmetse tüm aksiyon kameranın açısı dışında gerçekleşir. Katilin ya da canavarın kısa bir silüetini yakalarız ya da belki sadece ayağını görürüz ama neye benzediği hakkında bir fikrimiz olur. Bu ölüm makinesi kameradan uzak durmayı bilir lakin çekip giderken o kamerayı orada çalışır halde bırakmayı da çok iyi bilir. Çoğu zaman katil, öldürdüğü bedeni de yanında götürür ama kamera oracıkta kalır. Tüm delilleri ortadan kaldırmaya çalışmaz, birazıyla yetinir.

15

Canavar direkt olarak kameraya bakar

Genelde filmlerin sonlarına doğru bir sahne olur ve bu sahnede canavar ya da katil o an ne yapıyorsa bırakır, şöyle bir durur ve kafasını çevirip gözlerini direkt olarak kameraya odaklar. Devasa bir canavarı anlatan Cloverfield’de bile bu ölüm makinesi durup minnacık bir kamerayı gözleriyle deler. Tüm Paranormal Activity filmlerinde de benzer sahneler görmek mümkündür. İçine bir şeyler kaçmış karakterlerin hepsi bu hareketi eninde sonunda yapar. Sanki şeytan sonunda dünyada kendine bir beden bulmuştur da artık yapması gereken ilk şey şöyle bir köşeye oturup kameranın lensine bakmakmış gibidir. Filmler bu detayı kullanmayı severler çünkü böylelikle seyirci, katili ya da canavarı net bir şekilde görebilir.

Birileri NEREDEYSE kamera önünde sevişecektir

Korku filmlerindeki karakterler sevişmeyi çok sever. Hayaletler, canavarlar, seri katiller ortada fink atarken birileri kıyafetlerini çıkarıp şehvetli dakikalar geçirmek ister. Found footage alt türü de bunlardan farksızdır çünkü etrafta kayıt altına alma eylemini hiçbir zaman durdurmayan bir kamera vardır ve insanlar sevişmek için doğru anı bekler. Tek olumsuz yanı bu filmlerin porno olmayışı, haliyle cinsel ilişkiyi doğrudan gösteremiyor oluşlarıdır. Stüdyo şirketleri, filmlerine yaş sınırı ya da sansür gelmesin diye bir takım oyunlara girerler. Mesela birileri yaramazlık yapmak üzereyse ya kameranın açık olduğunu fark edip kapatırlar (kamerayı başka yöne de çevirebilirler) ya da bir başka karakter tarafından eylemleri yarıda kesilir. Sonuç olarak eğer bir found footage filmi seyrediyorsanız ve birileri sevişecek gibiyse pek umutlanmayın, bir şey göremeyeceksiniz. Ya bir deprem olacaktır, ya bir sandalye odanın bir köşesinden diğerine doğru uçuşa geçecektir, ya pek şakacı ama moron bir arkadaş pencereden odaya dalacaktır ya da kameranın o hiç bitmeyen şarjı sonunda bitecektir.

12

Gerekli gereksiz çekilmiş onlarca sahne

Bu durum daha çok el kamerasıyla çekilen filmlerde oluyor ve kameraman arkadaşımız gerekli gereksiz şeyleri çekmeyi çok seviyor. Karakterler öylesine takılıyor ya da gündelik işlerini yapıyorken; daha henüz ortada ürkütücü bir şey yokken bile teknoloji hastası, fakirlikten kırıldığı halde bir kamera alabilen bu arkadaşımız her şeyi çekmeye pek hevesli oluyor. Amaçları ne ola ki? 20 sene sonra bu manasız görüntülere bakıp anıları tazelemek mi? Tabii yaşarlarsa.

11

Herkes ölür

Found footage alt türünün en önemli özelliği, footage‘ın yani kamera kaydının “found/bulunmuş” olmasıdır, “released/ daha önce yayınlanmış” olması değil. Yani buradan anlarsınız ki birileri acı bir şekilde can vermiş, ardında da bazı görüntüler bırakmış. Aslında bu bir nevi ilahi adalettir çünkü elinde kamera olup da her şeyi çekmeye çalışan malum karakterler tüm korku klişe karakterleri arasında en sinir bozucu olanıdır. Yani seyrettiğiniz filmden memnun kalmasanız bile içinizi rahatlatacak bir şey vardır ki o da bu sinir bozucu karakterin öldüğünü bilmenizdir. Eğer önüne gelen her şeyi çekmemiş olsa ona bu kadar gıcık olmazdık, kim bilir? Etme bulma dünyası demişler.

Çeviri: Guyism.com
Diğer yazıları Burak Hazine

Mahi va gorbeh (2013 – Fish & Cat) Balık ve Kedi

Sinemanın beni en çok çeken yönlerinden biri de bugüne kadar on binlerce...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir