10 Büyük Yönetmen ve Tematik Obsesyonları

Farklı geçmişleri, düşünceleri ve vizyonları olup birlikte çalışan binlerce sanatçının bir araya gelip bir fikri, yalnızca bir anlığına bile olsa hayata getirmesiyle sinema meydana geliyor. Diğer sanatçılar gibi yönetmenler de kafalarındaki bazı fikirleri ya da detayları tekrar tekrar ziyaret etmekten hoşlanıyor. Bunu bilinçli olarak yapanı da var, bilinçsiz olarak yapanı da. Bu tespit, herhangi bir konu üzerinde olabilir; karakteristik bir stil, kişisel bir konu, genel bir yönelim, vs.

Aşağıda Taste of Cinema ekibinin derlediği ve 10 yönetmen ve onların filmlerinde karşımıza sıklıkla çıkan 10 tematik takıntı mevcut. Yönetmenlerin kendileri bu takıntılarından haberdar mı bilinmez; fakat sinema seyircisinin her defasında dikkat ettiği bir takım olgular olduğu kesin. İyi okumalar.

1. Lars von Trier ve Kadınların Kendini Feda Etmesi

best-lars-von-trier-films

Günümüzün en tartışmalı ve geleneklere karşı yönetmenlerinden biri Lars von Trier fakat iş sinema stiline gelince de filmografisi en zengin isimlerden. Avrupa Üçlemesi (The Element of Crime, Epidemic & Europa) gibi erken dönem filmleri, Alman dışavurumculuğu ve o dönemlerde Terry Gilliam, Jean-Pierre Jeunet gibi isimler tarafından bellenmiş bilim kurgu elementlerinin alaşımıyla kendini gösteriyordu. Sonraları von Trier Dogme 95 akımını başlattı ve sinemaya gerçeklik olgusunu getirmeye çalıştı. Bu kurallar çerçevesinde çektiği The Idiots ve Dancer in the Dark ile büyük övgüler aldı. Ardından Dogme 95’ten biraz uzaklaşarak Dogville ve Manderley’i, sonrasında ise tartışmalara sebep olan Melancholia, Antichrist ve Nymphomaniac gibi filmleri seyircisine sundu.

Dancer-in-the-Dark-2000

Sinema stilinde farklı skalalar görmemize rağmen von Trier’in çalışmalarında değişmeyen bazı detaylar da mevcut. Bunların çoğu yönetmenin yaşam ve toplum üzerine kişisel görüşlerini barındırıp filmlere kadın kahramanlarının davranışları üzerinden yansıyor. Von Trier’ın baş kadın karakterleri hata dolu toplumsal yaşamlar için fazla naif oluyor ve çoğu zaman da o toplumda yaşamaya zorlanmış haliyle karşımıza çıkıyor. Çevrelerindeki insanların iyiliği için de acı ve aşağılanma metoduyla kendilerini kurban ediyorlar. Bunun en net örneği de hiç şüphesiz Altın Kalpler Üçlemesi’nde (The Idiots, Breaking Waves & Dancer in the Dark) karşımıza çıkıyor; yalnız yönetmenin bu takıntısının gölgelerini The Element of Crime gibi erken filmlerinde seçebilmek de mümkün.

2. Luis Buñuel ve Katoliklik

best-luis-bunuel-films

20’nci yüzyılın başlarında İspanya’da büyüyen Luis Buñuel’in aldığı eğitim, yetiştirilme tarzını da bir hayli etkilemiş. Geleneklere karşı çıkan ve şüphesiz sürrealist sinemanın en ünlü ismi olan yönetmen kendini, özellikle yüksek sosyete olmak üzere toplumun yüzeyselliği ve farklılıklarıyla alay etmeye adamış gözüküyor. Bu uğurda da tüm insanların kusurlarını göstermek için birincil örnek olarak Katolik Kilisesi’ni kullanıyor.

İlk yönetmenlik denemesi Un Chien Andalou’da erkek baş karakter, kadın kahramana saldırmaya çalışıyor fakat sırtladığı yükler ona izin vermiyor: İçinde ölü hayvan bulunan iki piyano ve iki ürkek rahip (hatta biri Salvador Dali tarafından canlandırılıyor). Söz konusu sahnenin sembolik yönü güçlü olduğundan anlatması hayli zor olsa da, seyredenler, yönetmenin inanç, dinler ve toplum üzerinde söylemek istediklerini bu sahneyle özetlediğini anlayabilirler.

viridiana-last-supper

Bu obsesyon, daha sonraları basit bir alaycılıktan ya da halinden memnun burjuvanın bir yansıması olmaktan öteye geçiyor. L’Age D’Or, The Exterminating Angel ve The Discreet Charm of Bourgeoisie filmlerinde artık öldürücü bir cazibeye dönüşüyor ve Nazarín, Viridiana, Simon of the Desert, The Milky Way’de inanç ve insanların ilişkisi filmlerin odak konusu haline geliyor. Ayrıca bir dipnot düşelim: 1960 tarihli Meksika filmi En este pueblo no hay ladrones’da Buñuel, kasabanın rahibini canlandırıyor.

3. Wes Anderson ve Önemsiz Ayrıntılar

wes-anderson-grand

Hiç şüphe yok ki Wes Anderson, kendi jenerasyonundaki Amerikan yönetmenler arasında en ikonik ve ilham verici olanı. Fakat kendisinin herhangi bir işini dahi en net haliyle tasvir etmek oldukça zor -öyle ki bunu ancak kendisi, o filmiyle yapabiliyor. Renkli estetiğinden karmakarışık aile dinamiklerine kadar, onun tarzının sevgiden ve ithaflardan doğduğunu söyleyebiliriz. Buna en güzel örnek de Anderson’ın karakterleri ve onların yaşadıkları dünyalara ait genelde önemsiz ve değersiz ayrıntıları seyirciye yansıtmayı sevmesidir. Özellikle de kısa bir süre kamera önüne gelen ve bir anlığına görüntünün odaklandığı mektuplar, kitaplar, haritalar ve diğer nesneler…

moonrise-kingdom-wes-andersen

Bu, Anderson’ın aynı Tim Burton’ın filmlerinde 40’lar ve 50’ler atmosferini yakalamaya çalışması gibi 60’lar ve erken 70’ler retro atmosferini yakalamasına yardımcı olacak derin ve tuhaf tabakaları filmlerine yedirmesine yarıyor.  Anderson’ın gereksiz detaylara karşı duyduğu manik sevgisinin en ünlü tasvirlerinden biri şüphesiz Moonrise Kingdom’da karşımıza çıkan New Penzance Adası. Bu hayali ada öyle bir noktaya geldi ki, filmin tanıtımının yapılması için filmin oyuncularının ada ve ada halkı hakkında bilgiler verdiği videolar hazırlandı.

4. Stanley Kubrick ve Banyolar

stanley-kubrick-crop

Stanley Kubrick bir film yönetmeni olmaktan da öte, sanat adına dönüm noktalarından birini temsil etmekte. Az sayıdaki filmleri içerik olarak hayli zengin olmakla beraber on yıllar boyunca süren ve uzun süre de devam edecek olan tartışmalara sebep oluyor. The Shining üzerine hazırlanan son belgesel Room 237 de gösteriyor ki Kubrick 1999 yılında ölmüş olsa dahi yıllar boyunca bir hayranlık, inceleme ve teori figürü olmaya devam edecek. Bunlardan bazıları diğerlerine göre daha net; misal Dr. Strangelove’daki cinsel imgeler veya Otomatik Portakal’daki Alex’in şeytani ses tonu. Fakat Kubrick’in filmlerindeki en merak uyandırıcı yineleyen motiflerden biri de olumsuz durumların her seferinde, bir şekilde banyolar ve tuvaletlerle bağlantılı olması.

Full-Metal-Jacket-pyle

Mesela Lolita’da Humbert’in günlüğü Lolita’nın annesi tarafından bulunduğu esnada karakter duş almaya hazırlanıyordu. 1963 tarihli Dr. Strangelove’da Ripper, ofisindeki banyoda intihar etme girişiminde bulunuyordu ve böylece nükleer felaketin önüne geçilmesi için gerekli şifrenin öğrenilmesi imkansız hale geliyordu. Alex’in kimliği daha önceki kurbanlarından birine bir küvette şarkı söylerken ifşa ediliyordu. The Shining’de Jack karakteri iki ayrı banyoda Overlook Oteli’nin hayaletleriyle karşılaşıyordu. Full Metal Jacket’ta ise Gomer Pyle, Hartman’ı tuvalette vuruyordu.

5. Alejandro Jodorowsky ve Hadım Edilme

jodo

Latin Amerika’nın en özgün yönetmenlerinden olan Jodorowsky’nin filmografisi pek geniş değil fakat kişiselliği ve seyirci için her zaman unutulmaz deneyimler yaşatması itibariyle dikkat çekiyor. Mistisizm, janr yapısökümü ve Latin Amerika hicviyle geçen kendine has markasıyla on yıllar boyu kült filmlerin adamı olan Jodorowsky, The Dance of Reality ve bilim kurgu romanı Dune uyarlaması üzerine hazırlanan belgesel ile seyirci için yeni bir çıkış yakalamış oldu.

El-topo

Yönetmenin filmlerindeki diğer elementler gibi hadım edilme sahneleri de sembolik bir derinliğe sahip. Daha güçlü bir erkeğe karşı bir nevi boyun eğme ya da yenilme simgesi olarak gösterilen hadım sahnelerine örnek olarak El Topo’da albayın, baş kahramana yenildikten sonra cinsel organını kaybetmesi, Santa Sangre’de El Gringo’nun evlilik dışı ilişkisi dolayısıyla karısı tarafından öldürülme şekli, yönetmenin en kafa karıştırıcı filmi olan The Holy Mountain’da ise askeriyeye benzer grubun lideri tarafından tüm üyelere uygulanan ritüel örnek verilebilir.

Diğer yazıları Burak Hazine

Bu Nasıl Aile! (2013) We’re the Millers

2011 tarihli Horrible Bosses’tan sonra tekrar bir araya gelen Jennifer Aniston ve...
Devamı

1 Comment

  • Pier Paolo Pasolini olmadan böyle bir liste ve inceleme düşünemiyorum. Yaşam-Ölüm-Cinsellik üçgeni Pasolini’nin en belirgin ifade alanı olmakla birlikte, bir obsesyon mudur bilemem ama bana göre onun en belirgin teması ‘Doğal Olanın Kutsallığı’dır. Salo filminde biraz bunun aksini görsek de, cinselliği bu bağlamda kullanan bir yönetmen. meşhur Yaşam Üçlemesi buna örnek olabilir. fakat elbette Pasolini daha ayrıntılı bir incelemeyi hak ediyor. Belki ona da burada yer verebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir