Filmlerini Seyretmesi Sabır Gerektiren 15 Büyük Yönetmen

Bazı yönetmenler vardır, tür kavramını ve etiketini baştan reddederler. Onların filmleri çoğu zaman rahatlatıcıdır, iç huzuru ortaya çıkarır, gözlemci yeteneği pekiştirir, minimalisttir ve hikayenin atmosferini oluşturmaya yardımcı olur. Yolu sinema salonlarından geçen çoğu birey bu sinemacıları ve filmlerini sıkıcı olarak nitelendirir fakat onların ele aldığı konular ve sosyoekonomik veya psikolojik temaların önemi, bu yönetmenleri ve eserlerini düşün ve bugünün pek çok sinemacısından daha üstün kılmaya yeter. 

Buna aslında ‘ağır sinema’ demek doğrudur ve bu tarz filmler sabır gerektirir. Bunun sebebi seyirciyi sıkmak için çekildikleri değildir; aksine seyirciyi karakterlerin duygularını deneyimlemeye, onları kendi yerlerine koymaya, onların yaşamlarının içine girmeye ve onların gözlerinden olaylara bakmalarını sağlamaya itmektir. Bu tarz filmlerin bir kısmı 300 dakikayı aşan sürelere sahiptir; eğer değilse de böyle bir his uyandırırlar. Uzun ‘ortalama plan uzunlukları’, onları diğer filmlerden ayıran en önemli özelliklerinden biridir fakat kasıtlı olarak bu şekilde montajlanmazlar. Her biri bir amaç doğrultusunda çekilir ve seyirciyi hipnoz etmeye hazırdır. Aşağıda da ‘ağır sinema’nın en önemli 15 temsilci yönetmeni yer alıyor. Sinemanın sanat halini sevenler için iyi bir külliyat oluşturduklarına şüphe yok.

Andrey Tarkovski

En Uzun Filmi: Andrei Rublev (205 dakika)

tarkovski

Tarkovski’nin filmlerinde doğanın ve bozulmanın imgelerini görmek mümkün. Eserleri, maneviyat ve insan yaşamının sunulduğu uzun planlardan oluşan metafizik temalarıyla süslenmiş durumda. Sembolizmini kişiselliğiyle sınırlamış; haliyle otobiyografik bir yönü var. Yavaş hareket ettirdiği kamerası, seyircide meditasyon etkisi bırakıyor. Her sahnede, karakter konuşsun ya da konuşmasın, karakterin tepkilerini arttırmak için dikkatli kompozisyonlar kuruyor. Öyle ki mekanlar bile birer karakter esasında. Onun çektiği yedi filmin her biri dikkatlice ve sükunetle okunan birer şiir aslında. Tarkovski’nin felsefesini anlayabilmek için aslında Nostalghia filmindeki sönmeyen mum sahnesine odaklanmak yetebiliyor. Oyuncu Oleg Yankovsky, elinde kandili taşırken ateş sönmesin diye çaba sarf ediyor ve havuzun diğer ucuna geçmeye çalışıyor. Kirli ve sisli havuz, birey ölümünü beklerken insan yaşamının kasvetini ve melankolisini somutlaştırıyor. Tarkovski’nin anlattığına göre bu sahne doğumdan ölüme insan hayatını betimliyor. Bu önemli imgeyi, tek bir uzun planda vermeyi başarıyor yönetmen.

Alexandr Sokurov

En Uzun Filmi: Faust (134 dakika)

Alexandr-Sokurov

Sokurov, daha çok eski meslektaşı Andrey Tarkovski’nin eş imajı olarak tanınır. Filmleri rahatlatıcı, tinsel, metafiziksel ögelerle dolu ve uzun planlarla süslüdür. En ünlü filmi Russian Ark, Rus tarihine, politikasına, sanatına ve kültürüne atılan 90 dakikalık tek bir plandan oluşan bir bakıştır. Evet, yanlış duymadınız; tek plandan oluşan 90 dakikalık bir film. Tarkovaki’yle kıyaslanmasına rağmen Sokurov’un sineması daha çok özgürleştirilemeyen insan yaşamının çırpınışlarıyla alakalıdır. Filmleri baskıcı ve ağırdır. Çehov ve Tolstoy gibi edebiyatçılardan esinlenmiştir ve eserleri Rus köklerine hayli sadıktır. Sükunet, onun filmlerinin önemli bir özelliğidir. Başyapıtı sayılan Mother and Son’da kamerasını bir yere koyar ve nadiren planlarını kesmeyi uygun görür. Filmin bir sahnesinde annesini taşıyan oğul, yoldan çıkar ve uzun otların olduğu tarlaya girer. Orada plan kesilir. Otların içine kurulduğunu ve uzun süre annesini seyrettiğini gözlemleriz. Birden kadının göz kapakları kıpırdar ve bedeni hareketlenir. Oğul, annesiyle alakalı bir hatırasını anlatmaya başlar. Sessizlik, bu yavanlığı arttırır; sadece doğayı ve onun nefesini dinler hale geliriz ve bir süre kadının öldüğünü düşünürüz.

Apichatpong Weerasethakul

En Uzun Filmleri: Blissfully Yours & Tropical Malady (125’er dakika)

Apichatpong-Weerasethakul

Tim Burton’ın başkanlığındaki Cannes Film Festivali jürisi tarafından birkaç sene önce Altın Palmiye ile onurlandırılan Uncle Boonmee Who Can Recall His Past Lives filmiyle neredeyse herkes tarafından tanınır hale gelen Apichatpong Weerasethakul’un filmleri yapısal olarak geleneklerin dışında seyrediyor. Oldukça kişisel takılan yönetmenin filmleri daha çok rüyalarla, cinsellikle, doğayla ve Batılı Asyalıların dış görünüşleriyle uğraşıyor. Bazen de filmleri için yavaş ve tuhaf yakıştırması yapılıyor. Esasında onun Altın Palmiye zaferi, kendisinden sonra bu ödüle layık görülenler (The Tree of Life, Amour, Blue is the Warmest Color, Kış Uykusu) için bir kapı açmıştır.

Bela Tarr

En Uzun Filmi: Satantango (450 dakika)

Bela-Tarr-small

Eleştirmenlerin favorisi, kült filmlerin babası Bela Tarr, yavaş seyreden filmlerin en önemli figürlerinden biri; hatta belki de ilki. Hollywood karşıtı duruşuyla adı çıkan yönetmenin gücü minimalist, günlük yaşamın çiğ gerçekçiliğini yakalayan mantığa uygun sinema yaklaşımında yatıyor. Hiperrealistik planları ve muazzam bir görüntü yönetiminin eşlik ettiği filmleri daha çok küçük ve kırsal kasabalarda geçiyor. Torino Atı gibi basit hikayeleri olan uzun filmleri için Tarr, hikayeden ziyade insanın yaşamını göstermek istediğine yönelik bir savunma yapıyor. En uzun eseri, 450 dakikalık Şeytan Tangosu yalnızca 150 plandan oluşuyor ve ortalama plan uzunluğu da 10-11 dakika kadar sürüyor. Bu da seyirciye, karakterlerin tam olarak ne yaptığını, onlar işlerini yaparken geri planda nelerin olduğunu gözlemleme fırsatı sunuyor. Son filmi Torino Atı’nda kamerasını karakteri ve atının ardından uzun bir plan boyunca takip ettiriyor. Bela Tarr, minimalist ama anlamlı ve bir amaç doğrultusunda seyreden yönetmenliğin, hareketlerdeki gerçek duyguları doğru şekliyle gösterebileceğinin kanlı canlı kanıtı.

Cristian Mungiu

En Uzun Filmi: Beyond the Hills (155 dakika)

Christian-Mungiu

Pek çarpıcı ve usta işi 4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün filmiyle toplamadık ödül bırakmayan Rumen sinemacı Mungiu’nun filmleri realizmin eşiğinde seyrediyor. Yeni gerçekçi Vittoria de Sica gibilerin izinden giden yönetmen, gerçek duyguları göstermek için oldukça önemli ve dönemsel temaları seçiyor. Kürtaj konulu filmi 4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün; 21. yüzyılın başyapıtları arasında gösterilmeye devam ediyor. Duygudurumun dinamik elemanları, filmin yalın hissiyatının içindeki deneyimleri önümüze seriyor. Onun filmlerinin attığı adımlar yavaş ve durağan aslında. Rutinleri gösterirken onları asla ciddiye almazlık yapmıyor. Misal, Altın Palmiyeli filminin yemek sahnesinde kameranın ölü odağına Otilia’yı koyuyor. Etrafında erkek arkadaşının ailesi var ve Otilia, onlar tarafından kapana kıstırılmış gibi gözüküyor. Tek bir uzun planda çekilen sahnede Otilia bir şeyleri saklıyor gibi bir hava veriyor fakat çevresindeki herkes fazlasıyla mutlu. Onu kameranın merkezine koyan Mungiu, ortada kapana kısılmışlık hissi yaratıyor ve bir şeylerin patlamasını bekliyor. Uzun plan seçiminin gerekçesi ise muhtemelen bu durumun Otilia’yı ne kadar sıkıştırdığını seyirciye daha iyi yansıtmak.

Diğer yazıları Burak Hazine

Cüretkar Kadın Catherine Breillat Pera Müzesi’nde

Yönetmen Catherine Breillat (1948, Bressuire, Fransa) sadece Fransız kadın sinemacıları arasında değil,...
Devamı

1 Comment

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir