Filmlerini Seyretmesi Sabır Gerektiren 15 Büyük Yönetmen

Corneliu Porumboiu

En Uzun Filmi: Police Adjective (115 dakika)

Corneliu-Porumboui

Bir diğer Rumen yönetmen Porumboiu’yu 12:08 East of Bucharest ve ardından gelen Police Adjective ile; ya da en yenisi When Evening Falls on Bucharest or Metabolism ile anımsamak mümkün. Onun filmleri daha çok bunalımlar üzerine kurulu. Police Adjective’de Cristi’nin maruz kaldığı ahlaki sorgudaki bunalım ya da Bucharest’teki inançsal bunalım bunlara örnek. Filmlerindeki yavaşlık aynı zamanda uzun planlar tarafından destekleniyor fakat tüm bunlar mizahi bir bakış açısıyla ele alınıyor. Misal 12:08’te tarihi ve devrimsel temayı mizahi malzeme ile işliyor. Filmde karakterler kendilerine yakıştırdıkları modern zamanın kahramanlarından ziyade çocuksu bir tavırla hareket ediyor. Aslında hareketin yavaşlığı bile mizahın kendisi olabiliyor çünkü sessizlik, karakterler arasındaki rahatsızlık veren garip durumların konuşan ögesi oluyor.

Yasujiro Ozu

En Uzun Filmi: Early Spring (144 dakika)

Yasujirô Ozu & Setsuko Hara

Japon sinemacılar arasında en ‘Japon’ olanıdır Ozu. Onun filmleri zarafet ve kalite kokarken yavaşlık da filmlerin bir karakteri haline gelir. Eserleri, yaşamdaki olağan rutinlerle alakalıdır ve yönetmen bunun doğallığını anlatır. Fakat bu sıradan rutinler o kadar detaylı işlenir ki bir anda kendimizi filmin mizansenine dokunacak gibi hissederiz. Onun kamera kompozisyonları üç boyutlu bir görünüş verir. Karakterleri, sahne malzemeleri, çevredeki detaylar disiplinli bir şekilde düzenlenmiştir ve dengededir. Eleştirmen Paul Schrader, Ozu’nun filmlerini transandantal olarak yorumlar; onlarda insan yaşamındaki gerçek güzelliği, mutluluğu ve trajediyi görürüz. Yönetmenlerce tüm zamanların en iyisi olarak kabul edilen Tokyo Monogatari’de yaşlı bir çiftin evlatları ve torunlarına yaptığı ziyareti anlatır. Kendi kasabalarında günlük işleri yaparlar; buradaki yavaşlık hissi basitlik ve sadeliği betimler. Tokyo’da ise şehrin yaşantısı, çiftin çocuklarını bile o kadar içine çekmiştir ki bazen anne ve babalarını şehrin ortasında yalnız bırakırlar ya da onları unutup giderler. Ozu’nun çerçeveye koyduğu tezat ve dengeli kuvvetler aslında gerçek öykülerin kendisidirler.

Ingmar Bergman

En Uzun Filmi: Fanny and Alexander (312 dakika)

Ingmar Bergman & Liv Ullmann

İsveç’in medar-ı iftiharı Bergman, pek çokları tarafından favori yönetmenleri olarak lanse edilir. Stanley Kubrick bile zamanında Bergman’a bir mektup yazmış ve onun yaşama olan bakışının, hiçbir filmin yapamadığını yaparak kendisini harekete geçirdiğini söylemiştir. Filmleri, muhteşem bir ustalıkla işlenmiştir. Yaşam, ölüm, yas ve insan ruhu ve aklı üzerine harika filmler ortaya koymuştur. Filmlerindeki varoluşçu temalar, yaşamın içsel yapısını bize sunar. Gerilim yaratmak için filmlerini ayara sokar ve sükuneti kırmak için doğru zamanı bekler. Hikayelerindeki yavaş ritm, ruhun müziğini andırır. Filmler hakkında “hiçbir sanat dalı zihnimize filmler kadar girmez ve duygularımıza, ruhlarımızın karanlıklık odalarının derinliklerine direkt olarak hitap etmez” demiştir.

En uzun filmi Fanny and Alexander’ın iki versiyonu vardır: beş saatlik mini dizi hali ve üç saatlik kurgusu. Beş saatlik versiyonda karakterlerin gelişimi daha ayrıntılı işlenir ve sinemasal evrende daha rahat nefes alıp hareket etmeleri sağlanır. Bir nevi epik roman formuna bürünmüş fantastik bir öyküdür. 

Jacques Rivette

En Uzun Filmi: Out 1: Noli Me Tangere (750 dakika)

Jacques-Rivette

Fransız Yeni Dalga akımının saygın yönetmeni Rivette’in, özellikle 750 dakika süren epik denemesi Out 1’ı için gerçek anlamda entelektüel bir sabra ihtiyaç duyulması doğal karşılanmalı. Onun filmleri çoğu zaman büyüleyici ve fazlasıyla tatmin edici oluyor. Geleneklerin dışına çıkarak oluşturduğu sinema metodunun sonucunda ciddi anlamda güzel filmler ortaya koydu. Daha çok üstünkörü hikayeleri alıp, onları gerçeklikten hayale ve tekrar gerisingeri gerçekliğe dönüştürmesi ile biliniyor. Filmlerinin uzun süreleri, kendisine birden çok olaylar dizisi yaratma imkanı sağlıyor.  

Lav Diaz

En Uzun Filmi: Evolution of a Filipino Family (593 dakika)

Lav-Diaz

En son Locarno Film Festivali’nde Altın Leopar ödülüne layık görülen bol ödüllü Filipinli yönetmenin epik filmleri daha çok Hegel’in yolundan gidip sinemanın derinlikleriyle uğraşıyor. Hiçbir filminin dört saatten daha az sürmediğini baştan belirtmek gerekiyor. Son çalışmalarından Norte: The End of History, dört saat on dakikalık süresiyle filmografisinin en kısa filmi olma özelliği taşıyor. Onun filmleri, tarihin şimdiki toplumları ve ülkelerin politik durumlarını nasıl etkilediği ile alakalı. Rus edebiyatı ve Rus sanatı, onun filmlerinde büyük bir ilham kaynağı oluşturuyor. Norte: The End of History’de Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sının analizini izliyoruz. Diaz’ın sinemasının kahramanı olaran Tarkovski’yi kabul ettiğini de ekleyelim. Çekimleri ve planları da Bela Tarr’ı andırıyor. Kamerasını birkaç dakika boyunca sabit bir yere bırakıyor, bir şeyler olmasını bekliyor ve o kıvılcımı gördüğünde kamerasını sanki bir pandül gibi hareket ettiriyor; ileri ve geri gidip geliyor, böylece karakterin çırpınışlarını yakalıyor. Onun imajlarının bedende yarattığı etkiyi kelimelere dökmek hayli zor. 

Diğer yazıları Burak Hazine

İstanbul Modern’den 15 Saatlik Belgesel Maratonu: Sinemanın Hikayesi

İstanbul Modern Sinema, Sinema Sponsoru D-Smart’ın katkılarıyla 19- 29 Aralık tarihlerinde Sinemanın...
Devamı

1 Comment

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir