Filmlerini Seyretmesi Sabır Gerektiren 15 Büyük Yönetmen

Michelangelo Antonioni

En Uzun Filmi: Chung Kuo, Cina (220 dakika)

antonioni

İtalyan usta yönetmen L’Avventura, Blow Up, L’eclisse ve La Notte gibi sinema tarihinin en iyi filmlerinden bazılarını yaratmıştı. Neredeyse birer olay dizisi olmayan hikayeleri modern dünyadaki insan yaşamının boşluğunu anlatır. Temaları daha çok kadınları merkeze aldığı psikolojik bir atmosfer barındırır. Filmlerindeki yavaş hareketler konuyu soğuklaştırır. Onlar duygudurumun başyapıtlarıdır; imajlar tasarlanır, diyaloglar idareli kullanılır, anlamlar ise kaçamaklıdır. Tarkovski, Kurosawa, Kubrick gibi büyük yönetmenler tarafından favori ilan edilmiş bir sinemacıdır Antonioni. L’Eclisse’in sonunda Vittoria ve Piero akşamüstü tekrar buluşmak için karar aldıklarında, seyirci muazzam bir montajın içine doğru sürüklenir: O bölgedeki farklı yerleri gösterir yönetmen, farklı insanları beklerken resmeder. O insanlar sanki bizim karakterlerimizi beklermiş gibi bir his yaratır. Fakat iki karakter hiçbir zaman gözükmez. 

Nuri Bilge Ceylan

En Uzun Film: Kış Uykusu (196 dakika)

nuri bilge ceylan

Pek çok denemenin ardından Cannes jürisi sonunda Nuri Bilge Ceylan’ı Altın Palmiye ile onurlandırdı yakın zamanda. Ağır sinemanın pek çok yönetmeni gibi Ceylan’ın filmleri de varoluşçuluk, gündelik yaşam ve bireyin kendisi konularıyla ilgileniyor. Antonioni, Tarkovski ve Ozu gibi isimlerden ilham alarak durağan ve uzun planları ustaca kullanıyor. Ceylan’ın ilginç metotlarından biri de hiçbir zaman karakterlerinin gerçek duygularını apaçık göstermiyor oluşu. O, karakterlerini her zaman arkalarından filmediyor. Aynı Sokurov gibi, Ceylan’ın filmleri de Anton Çehov esintileri taşıyor. Ceylan’ın sinemasının sıradışı elementlerinden biri de sesi kullanış şekli. Sükuneti doğal seslerle ustaca harmanlıyor. Diyaloglardaki sessizlik neredeyse her filminde kendini gösteriyor ve bu şekilde karakterleri, kendi kendilerine yas tutuyor. 

Peter Watkins

En Uzun Filmi: Resan (873 dakika)

Peter-Watkins

Uzun zamandır süregelen bir tartışma var: En uzun sinema filmi hangisidir? Bazılarına göre Fassbinder’ın 15 saate yakın süren TV filmi mini dizisi Berlin Alexanderplatz bu niteliğe sahipken bazıları için Watkins’in Resan’ı tarihin en uzun sinema filmi. Sonuç ne olursa olsun, Peter Watkins gerçekten uzun bir film çekmiş durumda. Onun sineması daha çok politik eksende seyrediyor, belgesel havası taşıyor. O, sıradan insanları karşısına alıp askeri harcamalar ve bunun toplumu nasıl etkilediği hakkında soru sormayı tercih ediyor misal. Pasif duruşu ve felsefesi filmlerinde ve diğer çalışmalarında rahatlıkla görülebiliyor; öyle ki John Lennon’un bile barışçıl kampanyasında Watkins’ten etkilendiği bilinir. Bergman gibi sinemacılar onun filmlerini “bir dahinin çalışmaları” olarak niteler. 

Theo Angelopoulos

En Uzun Filmi: The Travelling Players (230 dakika)

Theo-Angelopoulos

Angelopoulos’un filmleri, onun liberal bakış açısını da açıklayıcı bir biçimde zaman ve tarih üzerine kuruludur. Genel olarak ‘ağır sinemanın’ ikonu olarak kabul görülen yönetmen, kendisinin izinden giden ve onun da izinden gittiği sinemacılar gibi konusunu işlerken zarif ve şık uzun çekimler kullanır. Onun kişisel ve politik kimlik üzerine çalışmaları, tarihsel bir düzene yayılıp modern zamanların epik hikayeleri olarak görülür. Ayrıca Yunan mitolojisinden de etkilenen yönetmenin The Travelling Players filmi Agamemmon mitine dayanır örneğin. Dünün Yunan devlerinin epik şiirleri gibidir onun filmleri; yavaşça hareket eder fakat fazlasıyla kıymetlidir. Homeros tadı yakalayan anlatımının ritmi hipnoz etkisi yaratır.

Tsai Ming-liang

En Uzun Filmleri: Face & Stray Dogs (138’er dakika)

Tsai-Mingliang

Taipei’den çıkma Malezya-Çin kırması yönetmen Tsai Ming-liang, yavaş seyreden sinemanın ustalarından biri olarak kabul görür. Onun filmleri meditasyon yaparken adım atan keşişlere benzer; her bir adım bir diğerinin önüne (ve ardına) düşer. Kısa metraj olmasına rağmen en yavaş filmlerinden biri olan Walker o kadar ağırdır ki sanki zaman hiç işlemez. Çoğu planı statiktir ya da çok küçük hareketler barındırır. Diyaloglar nadirdir; haliyle sessiz film havası kokar. Şehirsel yabancılaşma, onun filmlerinin daimi temasını oluşturur. Karakterler, yaşadıkları dünyayla bağlantılı değillerdir. Duygular şelaledir, olaylar dizisi seyirciyi elinden tutup uzaklara götürür: Ming-liang’ın sineması tam olarak budur. Walker’da yönetmen şunu der: “Bu film, bugünün toplumunun sinemayı kabul ediş şekline karşı bilinçli bir şekilde yapılmış isyankar bir harekettir. Ticari sinemanın bir takım gereklilikleri vardır: Bir olaylar dizisi olmalıdır, hikaye bir şey anlatmalıdır, oyuncular rol yapmalıdır, bir takım aksiyonlara ve müziğe ihtiyaç duyulmalıdır.” 

Filmlerini Seyretmesi Sabir Gerektiren 15 Buyuk Yonetmen

Kaynak: TasteofCinema
Diğer yazıları Burak Hazine

A Late Quartet (2012) Son Konser

2004 tarihli Watermarks isimli belgeseliyle oldukça ses getiren Yaron Zilberman’ın ülkemizde geçen...
Devamı

1 Comment

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir