Dosyalar

Published on Eylül 12th, 2014 | by Burak Hazine

İran Sineması’na Giriş: En Özel 15 İran Filmi

Share Button

6. Bisikletçi (Muhsin Mahmelbaf, 1987)

bisikletci

Bisikletçi, aynı Naderi’nin The Runner’da yaptığı gibi, Muhsin Mahmelbaf’ın kendi çocukluğunu anlattığı bir eser. İran’da kuyu kazma işi yapan Afgan mülteci Nasim’in hastaneye yatan karısının sağlık masraflarını çıkarabilmek için yol arayışına girmesine odaklanıyor. Birkaç başarısız denemeden sonra eski bir bisiklet şampiyonu olan Nasim, bir sirk organizatörü tarafından ihtiyacı olan parayı karşılayabileceği bir teklifle karşı karşıya getiriliyor. Teklifin gerektirdiği iş ise biraz tuhaf ve acımasızca fakat Nasim’in kabul etmek dışında şansı kalmıyor.

Sosyal toplum eleştirileriyle döşenmiş ve fakirliğe yaptığı bakış açısıyla iç acıtan Bisikletçi, aynı The Runner gibi şanssızlık ve zorluklar karşısında insan ruhunun yaşadığı zaferi işliyor. Mahmelbaf, yinelemeler kullanarak filminde yaşamın gerçek hissini uyandırmaya çalışıyor. Nasim’in daireler çizerek bisiklet sürmesi, bizi, sevdiklerimiz uğruna çabaladığımız kendi günlük rutinlerimizi düşünmeye itiyor.

7. Yakın Plan (Abbas Kiyarüstemi, 1990)

yakin plan

Abbas Kiyarüstemi’nin ‘göz bebeğim’ dediği Yakın Plan’da (Close Up / Nema-ye Nazdik) fakir bir sinema tutkunu olan Hüseyin Sabzian, otobüste yaşlı bir kadınla tanışır ve kendisini ünlü yönetmen Muhsin Mahmelbaf olarak tanıtır. Kadın buna inanır ve adamı ailesiyle tanıştırmak için evine davete eder. Sabzian da, kadının ailesini, yeni çekeceği filme para yardımı yapmaları şartıyla, filminde oynamaya ikna eder. Fakat bu zengin aile, Sabzian’ın evlerini soyacağından şüphelenerek, adamı polise ihbar eder. Sabzian tutuklanır, sorgulama ve yargılanma süreci başlar.

Film, tamamen gerçek bir hikaye üzerinden kurgulanmıştır. Hüseyin Sabzian adındaki adamın tutuklama haberini gazetede okuyan Kiyarüstemi, bu konuyla ilgili bir film çekmeye karar verir. Yargı organlarıyla temasa geçer, sanığı hapishanede ziyaret eder ve mahkeme sırasında çekim yapabilmek için izin alır. Sabzian’la görüştüğü sırada sanıktan Muhsin Mahmelbaf’a iletmek üzere şu mesajı alır: “Ona söyle, The Cyclist benim hayatımın bir parçası.”

Sinema seyircisini, sinema sevgisi üzerinden ilerleyen harikulade bir maceraya davet eden Yakın Plan, aynı zamanda ahlak meseleleri üzerinde de bizleri -her zamanki gibi- iki yanıtı olan sorularla baş başa bırakıyor. Yarı belgesel kıvamındaki filmde Sabzian, Mahmelbaf’la hayatında ilk kez karşı karşıya geldiğinde ağlamaya başlıyor. Ünlü yönetmen ona “Mahmelbaf olmayı ister miydin?” diye sorduğunda Sabzian’ın verdiği yanıt seyirciyi düşünmeye itiyor: “Kendim olmaktan bıktım.” Yakın Plan, kimlik, insanlık ve sinema üzerine bugüne kadar yapılmış en güçlü filmlerden biri ve ne güzel ki, bu film, dünya üzerindeki en eşi benzeri olmayan sinemacılardan birinin elinden çıkmış durumda.

8. Ekmek ve Çiçek (Muhsin Mahmelbaf, 1996)

ekmek ve cicek

1970’lerde bir öğrenci protestosunda Muhsin Mahmelbaf bir polis memurunu bıçaklar. 20 yıl sonra ne yapıp edip o polis memurunu bulmayı ve o gün aralarında geçenlere dair bir film yapmayı kafasına koyar. Bilindik belgesel formatlarından uzaklaşarak ve geçmişe yönelik belgesel film çekmenin ne kadar zor olduğunu bilerek (hele de geçmişteki olaylar konusunda insanların bu olaylardan ne yönde etkilendiği ve gerçekte neler olduğu ikileminin yaşanma ihtimali yüksekken) Mahmelbaf, bu benzersiz hikayeyi yeniden canlandırma yoluna gitmiş.

Anılar, zaman ve suç kavramları üzerine kaotik ve çekici bir iş olarak bu kişisel film gerçek ve kurgu arasında gidip geliyor -aynı bizim hafızamızın yaptığı gibi. Her şeyin ötesinde gerçeğe dayalı bu kurmaca okumayı yaratarak tarihi değiştiren kişi Mahmelbaf’ın kendisi oluyor. Ekmek ve Çiçek’in birdenbire, sahnenin donmasıyla bitişi akıllara 400 Darbe’yi getiriyor.

9. Kirazın Tadı (Abbas Kiyarüstemi, 1997)

kirazın tadı

Jean-Luc Godard bir keresinde sinema sanatının D.W. Griffith ile başladığını ve Abbas Kiyarüstemi ile bittiğini söylemiştir. Kiyarüstemi’ye Cannes’da Altın Palmiye ödülünü kazandıran Kirazın Tadı’nın senaryosunun sekiz senede tamamlandığı bilinmekte. Bu uzun süreli uğraş, filmin otantik atmosferine ve kendini öldürdükten sonra bedenini gömecek birini arayan Badii gibi hayranlık uyandıran karakterlerine fazlasıyla yansımış durumda.

Fazlasıyla minimalist ve gösterişsiz bir film olan Kirazın Tadı, uzun planlarını kullanarak seyircisini kendisinden belli bir mesafede tutmayı amaçlıyor. Kamera Bay Badii’nin arabasından kilometrelerce uzakta olsa bile diyalogları sanki arabanın ön koltuğunda oturuyormuşçasına duyuyor ve filmin içine girebiliyoruz. Böylelikle filmle olan birlikteliğimiz de hiçbir şekilde sekteye uğramamış oluyor. Yönetmen, bazı şeyleri açık açık göstermek yerine de görsel ipuçları öne sürmeyi uygun görüyor. Haliyle Bay Badii’yi seyirciye daha insancıl göstermiş oluyor ve empati uyandırıyor. Yakın Plan, Kiyarüstemi’ye göre onun göz bebeği olsa da Kirazın Tadı, muhtemelen her sinemasevere göre, her şeyden öte, tarihin en iyi filmlerinden biri.

10. Elma (Samira Mahmelbaf, 1998)

elma

Muhsin Mahmelbaf’ın kızı Samira Mahmelbaf’ın ilk filmi olan Elma, 12 yıl boyunca ebeveynleri tarafından eve hapsedilmiş iki genç kız kardeşin gerçeğe dayanan hikayesini anlatıyor. Henüz 17 yaşındayken çektiği bu filmiyle Mahmelbaf, Cannes Film Festivali’ne katılan en genç yönetmen unvanına nail oldu; ardından 2000 ve 2003 yıllarında Cannes jürisi tarafından iki filmi “jüri ödülü” ile onurlandırıldı.

Elma, iki kız kardeşin on iki yıl süren esaretin ardından sosyal servis görevlilerince dış dünyayı ilk kez görmeleri için serbest bırakılmalarının öyküsüne odaklanıyor. Pek çok yeni dalga eseri gibi bu film de gerçeklik ve sanatın buluşmasını sorguluyor. Mahmelbaf, kızları birer kurban, ebeveynlerini ise birer canavar olarak göstereceği bir belgesel yaratmak yerine yaşananları baştan canlandırma taktiğini kullanıyor. Yardım için haykıran genç kızların öyküsü yerine İranlı kadın yönetmenlerin tutunduğu dallardan birine, cinsiyet eşitliği bir ağıt yakıyor. Hayli otantik ve artistik bir film Elma. Ve 17 yaşındaki bir genç kızın elinden çıktığına inanılmayacak kadar hayranlık uyandırıcı.


Yazar Hakkında

İstanbul’da doğdu. Liseyi bitirdikten sonra öğrenimini sinema üzerinde devam ettirmek istediyse de 6 sene sonunda tıp doktoru oldu. Biletsiz.com ve Sinema Kulübü‘nde yazdı. 2 sene süren Blogger macerasını sonlandırarak Sinematopya'yı kurdu. Şimdilerde ise junior bir hekim. Bir yandan mesleğini icra edip bir yandan da sinema konusunda kendini geliştirmeyi hedefliyor. E-posta: [email protected]



3 Responses to İran Sineması’na Giriş: En Özel 15 İran Filmi

  1. Tahsin Ünal says:

    Harika bir yazı. Eline sağlık. 15 filmden sadece 4’ünü izleyebilmiş biri olarak, diğer tüm filmleri izleme listeme ekedim. Teşekkürler…

  2. Metin says:

    Açıkçası böyle bir listede 10 yerine Khane-ye Doust Kodjast’ı görmek isterdim; İran ve dünya sineması açısından 10 pek kayda değer bir iş değildir; dahası kötü de bir filmdir. Ne var ki Khane-ye Doust Kodjast, modern İran sinemasının en önemli filmlerindendir. Abbas Kiarostaimi’nin de çektiği en güzel film belki de. Bir de Bad ma ra khahad bord var.

    Ayrıca Baran, Bacheha-ye Aseman, Avaze Gonjesh ka(İran yapımı ilk Oscar adayı film), Ayneh, Takhte Siah(Cannes Film Festivali jüri özel ödülü), Dayereh (Venedik Film Festivali Altın Aslan ödülü) filmlerini de saymak lazım.

  3. şekıran says:

    sadakati sorgulayan söğüt ağacı,sabrı sınayan siyah filmi,ahlakı ve doğruyu işleyen elly hakkında her şey,aşkın en güzel utangaç halini anlatan baran filmlerini de hatırlatmak istedim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑