Pawel Pawlikowski ile “Ida” ve Kariyeri Üzerine

Yaklaşık bir sene önce Telluride Film Festivali’nde gösterildikten sonra tüm dünyada çeşitli etkinliklerde gösterilip hepsinden ödülle dönen Pawel Pawlikowski filmi Ida, Polonya tarafından bu sene yabancı dilde en iyi film Oscar adayı olarak açıklandı. Hazırladığımız 2014’ün en iyi filmleri listesinin de zirvesini zorlayan bu siyah beyaz başyapıt, yönetmenin kariyeri, Nuri Bilge Ceylan ve diğer yönetmenlerden aldığı ilham ve gelecek projeleri üzerine Pawel Pawlikowski ile The Film Stage ekibi bir röportaj gerçekleştirmiş. Biz de bu hayranlık uyandırıcı filmi, bir de yönetmeninden duyun diye söyleşiyi sizler için çevirdik. Filmin eleştirisini okumak için buraya tıklayın. İyi okumalar.

ida sinematopya 3

Filminizden ötürü tebrik ederiz. ABD’de de küçük çapta bir başarı elde etti ve bağımsız, yabancı bir film için etkileyici bir rakam olan 3.5 milyon Dolar hasılat getirdi. Sizce Amerikan seyircilerin filme bu kadar bağlanmasının sebebi nedir?

Evet, büyük bir gizem bu. Açıkçası bir fikrim yok. (Gülüşmeler) İyi bir film olduğuna dair gururumu okşamaya çalışıyorum fakat… Bilmiyorum. Belki de diğer filmlere benzemiyordur. Büyük meselelerle uğraşıyor ve farklı bir şekli var, belki de içeriğiyle alakalı bir şeyler söz konusu. Emin değilim. Belki insanlar çok gürültülü olmayan ve kendilerini düşünmeye iten, inanç, kimlik, tarih, ruhun kişisel paradoksları gibi büyük konular üzerinde konuşmalarını sağlayan bir şeylere açtı. Benim için bir sürprizdi bu. Mesela Fransa’da film çok iyi karşılandı ama Fransızların sinefil kültürü var. Bir filmi seyrettiklerinde gerçekten seyretmiş oluyorlar. 600 bin kişi izledi filmi orada. Bugüne kadar Fransa’da en çok izlenen Polonya filmi oldu Ida.

Geçen sene filminizi tüm dünyaya gezdirdiniz. Belli noktalarda seyircinin tepkisinin sizi şaşırttığı yerler oldu mu? Farklı ülkeler farklı çıkarımlar yaptı mı?

İnsanların hafızalarında tarihin hala yaşadığı Kore ya da Kolombiya gibi yakın dönemde savaşla karşı karşıya kalmış ya da İspanya gibi sivil savaşın yankılarının hala devam ettiği ülkelerde bir takım şeyler fark ettim tabii. Böyle tarihleri olan ülkelerin insanlarında filmin derin ve güçlü bir etkisi olduğunu düşünüyorum. İyi yanıysa Polonya tarihi hakkında hiçbir şey bilmeyen ülkelerin filmi oldukça olumlu karşılamış olmalarıydı. Bu da filmimin bir şekilde evrensel olduğunu fark etmemi sağladı.

Öyküsünün yanında filmin teknik yönüne bakacak olursak… Oldukça çarpıcı bir film ve her karesi tek kelimeyle muhteşem. Siyah beyaz estetik hakkındaki tercihleriniz hakkında biraz konuşabilir misiniz?

Bazı şeylerin, bir takım gerekçeler doğrultusundaki karışımı bu film. Sezgilerle başladı her şey. 60’larda, küçük bir çocukken hatırladığım dünyada gibi hissettim fakat çok da iyi hatırlamıyordum. Siyah ve beyaz hayal ediyordum. Muhtemelen sebebi filmi çok da gerçekçi yapmak istemememdi. Demek istediğim, gerçekliği veren renklerin ta kendisidir. Bu film biraz özet niteliğinde, zamandan bağımsız ve bir hikayeden ziyade meditasyon niteliğinde. Siyah beyaz teknik, bana bunu yaparken yardımcı oldu.

ida sinematopya 2

Filmde zamandan bağımsız bir nitelik mevcut. Benim düşünceme göre gelecek yıllarda insanlar bu filmi seyrettikçe, filmin 60’lar ya da 70’lerden kalma olduğuna inanacak. Zamandan bağımsız olmak bu kadar önemli mi sizce? Film spesifik bir olayı anlatıyor fakat sanki tarihin belli dönemlerinde tekrar edecek bir maceraymış gibi hissediyorsunuz.

Evet, bazı şeyleri yüzeysel işleyen bir film yapmamak kesinlikle benim önsezimdi ve aklımdaydı. Zamandan bağımsız bir şeyler yapmak istedim fakat iş 60’ların içinde olmaya gelince durup düşündüm: “Hangi film?” Tabii ki Dreyer, Bergman, Bresson, Godard gibi büyük ustaların filmleri gibi olacaktı. Filmde onların yankılarının olduğunu da düşünüyorum. Filmi yakın zamanda tekrar seyrettim ve fark ettim ki aynı zamanda Ida, onların filmlerinin hiçbirine benzemiyor.

En başta da söylediğiniz gibi bu tür estetik yaklaşımları olan filmlere bir nevi açız. Filminizdeki çoğu sahne yalnızca bir kez çekilmiş ve bugünlerde pek çok film, pek çok sahneyi defalarca çekip nihai sonucu kurgu odasında buluyor.

Evet, o filmler anlık duygulara güvenemiyor. Elde taşınabilen ya da müzik koyunca anlam kazanabilen bir şey yapmak zorundalar çünkü başka türlü insanlar anlamıyor. Ya da karakterlerin ne hissettiği ya da ne düşündüğü üzerine diyalog yazmak zorundalar. Bu biraz da güven eksikliği.

Tek seferde çekip kotardığınız sahnelerin sayısının bu kadar fazla olması planlı mıydı yoksa spontane mi gelişti?

Çekim yapacağım mekanların fotoğraflarını çekmiştim fakat en başından beri kafamda olan şey, çekimlerin tek açıdan olacak olmasıydı. Hepsi olmasa da olduğu kadarı öyle olacaktı. Görüntüyü süsleyip püslemeyecektim. Tek bir pozisyon olacak ve her şey tek bir çekimde olup bitecek diye umuyordum. Oyuncular arasındaki ilişki, beden dili gibi şeyler iyi olduğu sürece montaja ihtiyaç duymadık. Her şeyi tek bir açıdan çekmenin avantajı, o sahne için gerçekten çok çalışma olanağınızın olması. Işığı tekrar düzenlemek ve odağı tekrar bulmak için defalarca uğraşmanıza gerek kalmıyor. Her şeyi ayarlıyor ve çalışmaya başlıyorsunuz. Eğer ihtiyaç duyarsanız çerçeveyi yeniden ayarlıyorsunuz, sonra tekrar çalışıyorsunuz. On dokuzuncu çekimde sihirli bir şeyler oluyor ve ortaya harika bir sonuç çıkıyor mesela. Laboratuvar koşullarında çalışıyorsunuz gibi aslında. Her şey perdede belli bir ritmde ilerlemek zorunda. O disiplin, o elektrik bu filmde çok iyi ayarlandı ve bence perdeye de çok güzel yansıyor.

ida sinematopya

Filminizi pek çok festivale gönderdiniz. Bunu yaparken diğer filmleri seyrettiniz mi? Aralarında beğendikleriniz oldu mu?

Evet, ben her zaman ilham verecek ve sinemaya olan inancımı yeniden şekillendirecek filmler ararım. Çok güçlü filmlerle karşılaştım bu süreçte. Zvyagintsev’in Leviathan’ı mesela. Birkaç yıl önce seyrettiğim Bir Zamanlar Anadolu’da da muhteşemdi.

Nuri Bilge Ceylan’ın Altın Palmiye’yi kazanan filmi Kış Uykusu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Henüz seyretmedim fakat seyretmek için çok heyecanlıyım. Nuri Bilge Ceylan, söyleyecek çok sözü olan bir yönetmen ve derdini dile getirmek için kendine özgü yolları var -ki hepsi birbirinden muhteşem. The Tribe isminde çok farklı bir Ukrayna filmi seyrettim, sen seyretmiş miydin?

Hayır, seyretmedim fakat filmi duydum. Yakın zamanda seyretmeliyim sanırım.

Zor bir film. Sağır ve dilsiz çocukları anlatıyor fakat tamamen gerçekçi değil. Diyalog içermeyen tuhaf bir sessiz film. Yalnızca ses efektleri var.

İlgi çekici gözüküyor.

Her zaman seyredecek bir şeyler bulunur. Her yıl en azından üç muhteşem başyapıt seyrediyoruz. La grande bellezza harikaydı mesela. Baştan çıkarıcı bir havası vardı.

ida

Filminiz ile Polonya adına Oscar yarışına girmeniz…

Evet, aday gösterildim.

Harika bir haber bu. Bu onur hakkında biraz konuşabilir misiniz? Çünkü ilk kez bir film yapmak için Polonya’ya döndünüz.

Evet, gerçekten de güzel bir haber. Ida, benim son Lehçe filmim olmayacak çünkü doğru yerde olduğumu hissediyorum ve Polonya, film çekmek için oldukça güzel bir mekan. Hayranlık uyandırıcı. Bilemiyorum, bir yandan şaşırdım çünkü Ida, Oscarlık atmosferi olan türde bir film değil. Bu filmi çekerken Polonya tarafından Oscar adayı olarak açıklanacağını hayal etmiyordum. Sonra Fransa ve 60’a yakın ülkede seyirci tarafından çok iyi karşılandı. ABD’de de aynı şekilde. İki artı iki dört ediyor fakat yine de şaşırıyorum tüm bunlara. Hiç hayal etmezdim filmin buralara geleceğini.

ida__span

Tebrikler. Toparlamak gerekirse, Ida’nın prömiyeri Telluride Film Festivali’nde yapılalı neredeyse bir sene oldu. O zamandan beri ne gibi projeler üzerinde plan yapıyorsunuz?

Her zaman bir şeyler geliştirmeye ve yazmaya çalışıyorum. Hatta aynı anda üç proje üzerinde çalışıyorum. Sebebi ise yalnızca biri üzerine kafa yorup çıldırmak istememem. Bu üçünden biri diğerlerine göre ön planda ve sanıyorum ki gelecek yaz çekimlerine başlayacağım.

O filmin de benzer bir estetik yaklaşımı olacak mı yoksa daha çok önceki filmleriniz gibi mi olacak?

Bu filmim de diğerlerinden farklı olacak fakat hikayesi uzun yıllara dayanıyor. 20 yıllık bir süreç ve üç farklı ülkeden bahsediyorum. Fakat elbette aynı metodu uygulayacağım bunda da. Tüm boşlukları doldurmayacağım ve yalnızca güçlü anlara, sahnelere ve performanslara odaklanacağım.

Diğer yazıları Burak Hazine

The Adventures of Tintin

Yaşayan en başarılı yönetmenlerden Steven Spielberg‘in ilk animasyon filmi The Adventures of...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir