En İyi İlk Filmler: 25 Yönetmen, 25 İlk Film

16. Reservoir Dogs (Quentin Tarantino, 1992)

reservoir-dogs-sinematopya

Bir grup adamın büyük bir elmas mağazasını soymak için plan yapması ve planın sekteye uğramasıyla kanın gövdeyi götürmesini anlatan Rezervuar Köpekleri, Amerikan bağımsız sinemasının çehresini değiştiren ve yepyeni bir dehayı sinemaya katan önemli bir yapımdı. Şiddeti ve kan kırmızısını imzası olarak belleyen Tarantino, yalnızca iki sene sonra Altın Palmiyeli bir yönetmen olmadan önce kendine hayran bırakan filmografisinin ilk örneğini böylece vermişti.

15. Shadows (John Cassavetes, 1959)

shadows-sinematopya

Amerikan sinemasının en önemli bağımsızlarından olan Cassavetes’in Shadows’u, pek çok sinemacı tarafından bağımsız sinemanın dönüm noktası olarak kabul görür. Müziklerinden tutun doğaçlama repliklerine, geleneklerden uzak karakterleri ve konusuna kadar Cassavetes eşi benzeri bulunmayan bir bakış açısı yakalamış ve Amerikan sinemasında çok nadiren gördüğümüz bir patlamayı yaşatmıştı. Amerikan kültürünün güçlü bir betimlemesi olan Shadows, kendi kültürünün en azimli sinemacılarından birinin yeteneklerini sergilediği bir sanat harikası.

14. Night of the Living Dead (George Romero, 1968)

night_of_the_living_dead-sinematopya

Kardeşinin bir mezarlıkta öldürüldüğüne tanık olan Barbra, yaşadığı bu derin acının ardından oradan terk edilmiş bir eve kapanır. Orada kendisi gibi bir şeylerden kaçmış altı insanın daha olduğunu fark eder. İlk zombi filmi olmasa da ilk zombi felaketi filmi olarak tüm zombi evreninin babası olarak değerlendirilebilecek Night of the Living Dead’de Romero, gerilim dolu bir atmosfer ve zamanla yarışan tuhaf karakterler yaratmayı başarmıştır. Bağımsız havası ve eşi benzeri olmayan yaratıklarıyla yeni bir zombi akımı başlatan film daha sonra defalarca işlenecek bir evrene de ön ayak olmuştur.

13. Who’s Afraid of Virginia Woolf? (Mike Nichols, 1966)

Whos-Afraid-Of-Virginia-Woolf-1966-sinematopya

Orta yaşlı bir karı kocanın ızdırap verici aşk – nefret oyunlarının içerisine yeni tanıştıkları genç bir çifti de çekmeleri ve alkolün de etkisiyle sabaha dek süren bir didişme, acı çektirme oyunu sonunda içlerindeki her şeyi ortaya dökmelerini anlatan Who’s Afraid of Virginia Woolf?, Nichols’ın patlama yaratan bir eserle sinema dünyasına girmesiyle sonuçlanmıştı. Üç Oscar ödülü de cabası.

12. Sex, Lies, and Videotape (Steven Soderbergh, 1989)

sex-lies-videotapes-sinematopya

Başarılı yönetmen Steven Soderbergh, kariyerine cinsel tecrübelerini tartışan kadınları kayıt altına alan iktidarsız bir erkeği incelediği Sex, Lies and Videotape ile başlamıştı. Film, yalnızca dağıtıcısı olan Miramax’ı ulusal camiada odak noktası haline getirmekle kalmadı, aynı zamanda Soderbergh’in art house tekniklerini ticari oyuncularla nasıl ustalıkla harmanlayabildiğini da göstermiş oldu.

11. Ivan’s Childhood (Andrei Tarkovsky, 1962)

IVAN'S CHILDHOOD

Birkaç başarılı kısa metraj denemeden sonra Tarkovski, Vladimir Bogomolov’ın Ivan isimli kısa hikayesini Ivan’ın Çocukluğu adıyla beyazperdeye uyarlayarak ilk uzun metraj yönetmenlik denemesini gerçekleştirmişti. Rüya sekansları, zamanda ileri ve geri gitmeler ve savaşın ortasına düşen bir çocuk olan Ivan’ın yaşadıkları ile güçlü bir hikaye örgüsü kuran yönetmen, bu çalışmasıyla uluslararası camiada büyük övgüler kazandı -üstelik Tarkovski’nin kendisi bile kurgu hakkında eleştiriler getirmişti.

10. Les quatre cents coups (François Truffaut, 1959)

The-400-Blows-sinematopya

François Truffaut, dünyaya 400 Darbe’nin baş karakteri Antoine Doinel’ı tanıttığında sinemada bir devrim başlatmıştı. Film, Doinel’ın ebeveynlerini kızdıran, öğretmenini rahatsız eden isyankar doğasını ele alıyordu. Her ne kadar bir sene öncesinde Cannes’dan kovulmuş olsa da bu filmiyle festivalde en iyi yönetmen ödülünü kazanan Truffaut, sinemaseverlere de Fransız Yeni Dalgası’nın ne olduğunu göstermişti. Hiçbir zaman meslektaşı Godard kadar deneysel olmayan Truffaut, her daim sinema aşkını ve enerjisini yakalamayı başarmıştı.

9. L’Atalante (Jean Vigo, 1934)

atalante-sinematopya

Listenin en üzücü filmi L’Atalante zira bu eser, Jean Vigo’nun ilk ve ölmeden önceki son uzun metraj filmi. Jean ve Juliette isimli iki aşığın evlenip bir gemide sürdürdükleri yaşamın şiirsel bir portresini çizen Vigo, bu filminde sinema tarihinin en nefes kesici sahnelerinden bazılarını yakalamayı başarmıştı. Jean’ın, Juliette’in simasını suda gördüğü ünlü sahneyi kim unutabilir ki? Bu gibi görüntüler, sinemaseverleri içinden çıkılmaz bir soruyu sormaya da itiyordu: Acaba Vigo yaşamış olsaydı sinema sanatı bugün nasıl olurdu?

8. Badlands (Terrence Malick, 1973)

Badlands-1973-sinematopya

Çok uzun yıllar boyunca az ve öz filmler yaparak sinemaseverleri bir bakıma hüzne boğan Terrence Malick’in şiirsel kariyeri Sissy Spacek’in canlandırdığı Holly ve Martin Sheen’in hayat verdiği Kit isimli iki aşık karakterin odağındaki Badlands ile başladı. Malick evreninde eşsiz bir deney olan Badlands, banliyö yaşamının karanlık yönünü iki karakterin sıkılmasıyla birlikte neler yapabileceğini göstererek ifşa ediyor. Üstelik bunları yaparken The New World ve The Tree of Life filmlerinde olduğu gibi transandantal stile başvurmadan yapıyor.

Diğer yazıları Burak Hazine

Hababam Sınıfı Altın Koza’da

16 – 22 Eylül tarihleri arasında yapılacak Adana Büyükşehir Belediyesi 20. Altın...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir