Metaforik, Çarpıcı Bir Film: Asasız Musa

Daha önce tiyatroda ‘Araf’ oyunu ile cymbalta price Musa Anter’i anlatan Aydın Orak, şimdide Türkiye’de faili meçhul (derin devlet cinayeti desek daha doğru olur) cinayete kurban giden bu önemli aydını ‘Asasız Musa’ filmi ile sinemaya aktardı. Dile kolay, sahnelerde 6 yıldır süren tiyatro yolculuğu neredeyse dünyanın tüm ülkelerini gezdi. Türkiye’nin karanlık suikastları 1990’lı yıllarında öylesine çoğalmıştı ki; düşünen, üreten, eleştiren, hayata soldan bakan hemen herkes büyük tehlike altında yaşamını sürdüyordu. Gözaltında hayatını kaybeden Metin Göktepe, bir bomba ile yaşama veda eden Onat Kutlar ve Uğur Mumcu, eli silahlı kişiler tarafından uluorta katledilen Musa Anter 90’larda yaşanan en büyük karanlık olaylardır. Aslında o kadar çok cinayet var ki, buraya yazmakla bitiremeyiz. Sabahattin Ali’den günümüze kadar öldürülen yazar-çizer-aydın insanlar bu ülkenin geleceğini köreltmek isteyen kirli eller tarafından yok edildi; ama bu insanlar sanatın gücü sayesinde toplumun hafızasından asla silinmeyecek.

Aydın Orak’ın yönettiği ve senaryosunu yazdığı ‘Asasız Musa’ filminde kalabalık bir kadro kamera karşısına geçiyor. Ape Musa’nın eşyalarından yola çıkarak öyküsünü oluşturan Orak, metafor ve imgelerle anlatısını gerçekçi bir boyuta taşımış. Fötr şapka, pardisü, tahta bavul imgelerini oyuncular üzerinde kullanan, her sahnede başka bir oyuncuyla serüvenini sürdüren yönetmen favkalede başarılı bir iş ortaya koyuyor. Film üç ana konudan oluşmuş. ‘Kürtçe ıslık’, ‘Qimil Şiiri’, ‘Ölümü Olmak’ bölümlerinde Anter’in hayat öyküsünden değişik anlar karşımıza geçerken, bir dönemin nasıl doğduğunu, nasıl yükseldiğini ve nasıl accutanegeneric-reviews katledildiğini çarpıcı karelerle gördük.

asasız musa 2

Filmde özellikle oyuncuların duruşundan derin sessizliğe uzanan görüntüler seyirciyi fazlaca rahatsız etti; fakat yönetmenin tam olarak istediği bu. Filmin her karesinde izleyenler oturdukları koltukta rahatsız olsun. Dürüst olmak gerekirse ‘Araf’ tiyatro oyununda da aynı duyguyu yaşadık. Seyirci bir sanat eserinde ne kadar rahatsız edilirse o kadar çok konuya bağlı kalıyor. Filme karşı yapılan bazı kritiklerde konunun fazlaca basit kaldığı, oyuncuların değişimi algıyı daralttığı gibi değerlendirmeler duydum, okudum. Bu eleştiriyi getirenlerin Musa Anter’in hayat öyküsünü tam olarak bilmedikleri ortada. Sessiz ve derinden ilerleyen propecia pills konunun insanın belleğine yavaş yavaş işlemesi tek kelime ile mükemmel.

Turgay Tanülkü, Selamo, Murat Toprak, Şenay Aydın ve Aydın Orak film boyunca karşımıza çıkarken Musa Anter’in çocukları Anter Anter, Rahşan Anter ve Dicle Anter de ‘Asasız Musa’ filminde rol cymbalta price aldı. Oyuncuların çokluğu üzerinden değil, kullanılan eşyalar üstünden ilerleyen konuda, okunan şiirler, gösterilen yaşamdan kareler hafızlardan silinmeyecek. Yazarın sadece Kürtler için değil, ülkede yaşayan her insan için ne kadar önemli olduğunu kamerada görünen oyuncuların anlatısından öğreniyoruz. Aydın Orak, ‘Araf’ tiyatro oyununda da ıslıkla öyküsünü anlatmış, sahnede kullandığı görüntülerle, eşyalarla bambaşka bir seyir sunmuştu. Tiyatrodan kazanılan deneyimi sinemaya aktarmak ‘Asasız Musa’nın kalitesini zirveye çıkarmış. Yazarın çocuklarının anlattıkları, şiirler, anılar gerçekçi bir algı oluştururken; metaforik eşyaların hissettirdikleri duygusal soyut dakikalar yaratmış.

33. İstanbul Film Festivali’nde galası gerçekleşen ve 2014 Ekim ayında Türkiye’de vizyona girecek olan filmi kesinlikle izleyin. Yakın tarih belleğimizi adeta silmek isteyen sisteme karşı mutlaka ama mutlaka karşı duruşumuzu göstermeliyiz. ‘Asasız Musa’ bu karşı duruşun en güzel ifadesi sayılır.

Diğer yazıları Yaşam Kaya

Manifesto: Sanatın Tanrıçası Cate Blanchett

Alman Sanatçı Julian Rosefeldt’in video art enstalasyonundan uzun metrajlı bir filme dönüştürülmüş...
Devamı

1 Comment

  • Kimse kusura bakmasın, olmamış. Hayatımda ilk defa bir filmi yarıda bırakıp çıktım. Sadece Musa Anter külliyatını bilenlerin anlayacağı metaforik göndermelerle bezenmişse bilemem (öyle olduğunu da sanmıyorum ya), ancak uzun planlarla ağaç manzaraları, uzun uzun kameraya bakan çocukları, yıkanan bir Kürt çocuğu gibi hayatın akışını izlemeyi hakedeceğimi düşünmemiştim. Film boyunca metafor ararken sakal tıraşı edilmemiş asker, meyve suyundan bozma kan sahneleri özensizlik olarak aklımda kalanlar…

    Gelen eleştirileri de Anter, Kürdistan’dır şeklinde yanıtlamak ise fiyasko ve izleyiciye hakaret olarak algıladım. Eğer bu tezi gerçekten savunuyorlarsa, potansiyel izleyiclere bir çift sözüm olacak; bu filmi izleyeceğinize, Mardin’i, Kürdistan’ı gezin lütfen, boşaltılmış köyleri dolaşın, insanların hikayelerini dinleyin. Anter’i ve nicelerini orada bulacaksınız. Bizleri metafordan anlamayanlar olarak tanımlayanları ise kendi örneklerini verdiklerini İsveç Sineması’na, özellikle de Bergman sinemasını tekrar incelemelerini önereceğim, anlaşılan olayı bambaşka anlamışlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir