Romanya Sineması’na Giriş: Rumen Yeni Dalgası’nın En İyileri

Rumen Yeni Dalgası deyince akıllara ilk olarak Cannes, Berlin, Locarno gibi büyük festivallerde büyük övgüler ve ödüller alan çağdaş Rumen filmleri geliyor aslında. Dürüst olmak gerekirse, Rumen Yeni Dalgası’nın yakın dönem sinema tarihi içinde en önemli gelişmelerden biri olduğunu söylemek gerekir.

Şiddet, sertlik, realizm, çarpıcı diyaloglar, soğuk mizah ve uzun komünist dönemin geride bıraktıkları, Rumen Yeni Dalgası’nı tanımlarken kullanabileceğimiz argümanlardan bazıları. Cristi Puiu’nun 2001 tarihli yol filmi Stuff and Dough ve Catalin Mitulescu’nun Cannes’dan ödülle dönen kısa filmi Trafic ile başlayan Rumen sinemasının bu yeni hali kabullenilmiş bir dinamizmi tutarlı bir şekilde ve kalıcı haliyle örneklendirmeyi başarmıştır. Aşağıda da geneli genç yaştaki yönetmenlerin elinden çıkan, her biri adını bir şekilde duyurmuş ve Rumen sinemasının baş tacı olabilecek 15 eser yer alıyor. Sıralama tamamen gelişigüzel, o yüzden geri planda tutulabilir. Eklemek istediğiniz filmler varsa bu gönderiyi yorumlarınızla zenginleştirmekten çekinmeyin. İyi okumalar ve henüz Rumen Yeni Dalgası’nı keşfetmemiş olanlara iyi seyirler!

15. The Autobiography of Nicolae Ceausescu (2010)

The-Autobiography-of-Nicolae-Ceausescu-2010-sinematopya

Savaş olmadan İtalyan Yeni Gerçekçiliği olmayacağı gibi komünist bir geçmiş olmadan Rumen Yeni Dalgası da söz konusu olamaz. Andrei Ujica’nın 2010 tarihli bu belgeseli de bizi her şeyin ilk başına, kökenine götürüyor.

1992’de Harun Farocki ile birlikte yaptığı; amatör kayıtlar, haber bültenlerinden elde ettikleri görüntüler ve 1989 Aralık ayındaki hareketli geçen haftada boyunca televizyonlarda gösterilen çeşitli yayınlardan topladıkları verilerle ortaya çıkan Videograms of a Revolution’dan ziyade Autobiography tamamen el kamerasıyla yapılan kayıtlara dayanıyor.

Bu kayıtların tümü Rumen Ulusal Arşivi’nden sağlanmış. Film, Çavuşesku’nun 1967’de Romanya’da komünist lider olup 1989’daki ölümüne dek geçen süreyi ele alıyor. Tarihin kendisi gibi bu film de siyaz beyaz başlayıp süre ilerledikçe renkli formata geçiyor ve aynı bir diktatörün kuralları gibi ara ara tekrar siyah beyaz skalaya geri dönüş yapıyor. Çavuşesku Karpat Dağları’nda yürüyor, eşini kucaklıyor, Nixon’dan Kraliçe Elizabeth’e kadar çeşitli dünya liderlerini ziyaret ediyor ya da onların ziyaretlerini kabul ediyor… Uluslararası sosyalist işbirlikçileriyle plan yapıyor, Bükreş’i baştan yaratıyor, ellerinde afişler olan işçilerin sıralandığı sokaklardan geçiyor ve parlamentoda sosyal eşitsizlik ve demokrasi üzerine söylemlerde bulunuyor…

The Autobiography of Nicolae Ceausescu, kötülüğün adiliği üzerine kıymetli bir çalışma. Yaklaşık üç saatlik süresi ve anlatıcının olmadığı yapısıyla dikkat çeken film, en nihayetinde kendi şiirsel ritminin hayli farkında olan empresyonist bir görüntü kolajı halini alıyor.

14. Bay Lazarescu’nun Ölümü / Moartea domnului Lazarescu (2005)

The-Death-of-Mr.-Lazarescu-2005-sinematopya

Uzun metraj Stuff and Dough ve kısa metraj Coffee and Cigarettes’in ardından Puiu, Eric Rohmer’in Six Moral Tales’ine karşılık olarak adından da anlaşılabileceği gibi altı filmden oluşan ‘Six Stories from the Outskirts of Bucharest’ serisine başladı. Alışılagelmişin dışında altı aşk öyküsü anlatılacak serinin ilk filmi The Death of Mr. Lazarescu da yönetmenin aynı zamanda ikinci uzun metraj denemesi olarak karşımıza çıkıyor. Cannes’ın Belirli Bir Bakış En İyi Film ödülü dahil pek çok festival ve etkinlikten çok sayıda ödül ve övgü alan film, aynı zamanda Amerikan eleştirmenlerin sene sonu listelerinde de üst sıralarda kendine yer bulmuştu. Puiu’nun bu önemli denemesi, her şeyden öte, Rumen Yeni Dalgası’nın uluslararası arenada dikkat çekmesi açısından kıymetlidir.

Kağıt üstünde değerlendirecek olursak bu film, Bükreş’in sağlık sisteminin bir eleştirisinden daha fazlası değil. 1997 yılındaki vefatı öncesinde 52 yaşındaki Constanin Nica’nın hastane hastane gezip tedavi retlerinden sonra paramedikler tarafından sokak ortasında ölüme terk edilişinden yola çıkılarak, adamın gerçek yaşam öyküsünden kısmen ilham alıyor film. İsmi itibariyle sonunu fazlasıyla belli etse de bu tüyonun filmin seyirciyi çekme ve taşıma gücüne etkisi olmadığını kabul etmek gerek.

Bir günün akşamında, kızı Toronto’da yaşayan 63 yaşındaki dul Dante Remus Lazarescu (Ioan Fiscuteanu) birden fazla kez ambulans çağırmak zorunda kalır. Birinde paramedik Mioara’ya (Luminita Gheorghiu) ulaşır ve ölümüne kadar geçecek sürede, o gece boyunca bir hastaneden diğerine gitmek zorunda kalırlar çünkü doktorlar, Bay Lazarescu’yu hastanelerine kabul etmemekte ısrarcı davranır. Mioara ise bu süreçte yaşlı adama yardım edebilecek  tek kişidir.

Filmin yaydığı hüzün her duyuyla hissedilir durumda. Puiu’nun eserinin en büyük başarısı ise birbirlerini her şekilde dengeleyen olağanüstü oyuncu performansları. Yarı belgesel kıvamında çekilen The Death of Mr. Lazarescu’da baş karakterlerin bu harikulade performanslarının altında yatan şey doğaçlama yeteneklerinin gücü.

13. Kağıt Mavi Olacak / Hîrtia va fi albastrã (2006)

The-Paper-Will-Be-Blue-2006-sinematopya

Yakın tarih şunu gösterdi ki devrim öforisinin ilk günleri kolay ve kutlamalarla geçer fakat daha zor olan kısmı henüz kendini göstermemiştir. Radu Muntean imzalı The Paper Will Be Blue da yaşanan askeri karmaşanın trajik masraflarının daha ilk günden kendini göstermesi üzerine kurulu bir film.

Filmin açılış sekansı bir grup askerin, askeri donanımlı bir araçtan yavaşça çıkıp sigara içmeleriyle başlıyor. Birkaç dakika içinde hepsi vuruluyor ve bu askerlerin kim olduğu ancak filmin sonunda belli oluyor. Genel anlamda The Paper Will Be Blue, Rumen Devrimi’nin ilk gecesinde, 22 Aralık 1989’u 23 Aralık’a bağlayan gecede, Çavuşesku’nun rejimine sadık teröristlerden devrimi korumak için bir yerden başka bir yere sevk edilen bir grup askerin yaşadıklarına odaklanıyor.

Bugün Romanya’da kontrol kimin elinde ve kimler kontrol ediliyor; yarın kimler kontrol edilecek bilinmez. Ayrıca kimin kime sadık olduğu konusu da bir hayli karışık; özellikle de askerin sadakati söz konusu ise. Filmin atmosferi biraz kaotik fakat gerilim, mizahi yönden absürt diyaloglarla kırılıyor.

The Paper Will Be Blue, ismindeki kelime oyunundan da anlaşılacağı üzere mat tonlarda, ölü renklerle anlatılıyor. El kamerasıyla çekilen film, bir belgesel havasında geçiyor ve natüralist akımın özelliklerini taşıyor.

12. If I Want to Whistle, I Whistle / Eu cand vreau sa fluier, fluier (2010)

If-I-Want-to-Whistle-I-Whistle-2010-sinematopya

Florin Serban’ın çıkış yaptığı bu ilk filmi, listeye cesur bir eserin katılmasına sebep oluyor. Rumen Yeni Dalgası’nın pek çok örneği yüksek realizmle donatılmış durumda fakat bunların çok azında baş karakteri deneyimsiz oyuncuların canlandırdığını görüyoruz -ki bu bir cesaret işidir ve realizmin olmazsa olmazıdır esasen.

If I Want to Whistle, I Whistle, Romanya’nın kırsalındaki bir çocuk ıslahevinde geçiyor ve 18 yaşındaki Silviu’ya odaklanıyor. George Piştereanu’nun hayat verdiği Silviu, hırsızlıktan dolayı girdiği ıslahevinde 4 senedir kalmaktadır ve dışarı çıkmasına yalnızca iki hafta kalmıştır. Gardiyanlar acımasız, ıslahevinin diğer sakinleri ise fazlasıyla kıskançtır. Silviu, annesinin İtalya’ya taşınma planı yaptığını ve küçük kardeşini de yanında götüreceğini öğrenir. Ardından içini bir telaş kaplar fakat sonu iyi olmayacaktır.

Filmin senaryosu, Andrea Valean imzası taşıyan aynı isimli bir tiyatro oyunundan uyarlanmış. Film sona erdiğinde bile ismi kafa karıştırmaya devam ediyor. Eserin 60. Berlin Uluslararası Film Festivali’nde Gümüş Ayı ve Alfred Bauer ödülleriyle taçlandırıldığını da ekleyelim.

11. The Way I Spent the End of the World / Cum mi-am petrecut sfarsitul lumii (2006)

The-Way-I-Spent-the-End-of-the-World-2006-sinematopya

Catalin Mitulescu’nun 2004 tarihli kısa metraj filmi Trafic, Cannes’da ödül alan ilk Rumen yapımlarından biriydi ve daha önce yayınladığımız Cannes Tarihinin En Etkileyici 10 Kısa Filmi listesinde de kendine yer edinmişti. Yönetmenin ondan sonraki projesi ise biraz daha yumuşak bir hikaye olan The Way I Spent the End of the World. Film, diktatörlük rejiminin yıkılışının ardından bir ailede yaşanan olayları anlatıyor.

Matei ailesinin odağında ergenlik çağındaki Eva ve onun 7 yaşındaki erkek kardeşi Lalalilu vardır. Genç yaşına rağmen ‘Lali’, Çavuşesku üzerine düşünmekten kendini alamaz. Filmin açılış sahnesinde de zaten küçük çocuğun komünist liderle tanıştığına dair rüyasını görürüz, daha sonra da zaten Çavuşesku’ya adeta aşık olur. Bir gün okulda Eva’nın erkek arkadaşı yanlışlıkla bir Çavuşesku büstünü devirir. Eva suçlu bulunur ve özür dilemeyi reddeder; bunun sonucunda da bir meslek okuluna gönderilir. Küçük Lali, ablasının ülkeyi terk etme arzusunun arkasındaki sebebin aşık olduğu diktatör olmasından korkup planlarını o adamı öldürme üzerine kurmaya başlar.

Diğer yazıları Burak Hazine

Oscar Rehberi 2013: Erkek Oyuncu & Yardımcı Erkek Oyuncu

Önceki yazı: Kadın Oyuncu & Yardımcı Kadın Oyuncu En İyi Erkek Oyuncu...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir