Christopher Nolan ve Film Oyuncularıyla Interstellar Röportajı

Bilim kurgu sinemasının hizmetkar yönetmenlerinden Christopher Nolan imzası taşıyan Interstellar için hepimiz fazlasıyla heyecanlıyız. Filmin, Nolan’ın bugüne kadarki en uzun eseri olacak olması ve Kubrick’in bilim kurgu sinemasına yön veren eseri 2001: A Space Odyssey’e referansları bu heyecanı körükleyen etmenlerden bazıları. Ünlü fizikçi Kip Thorne’un danışmanlığında yazılan senaryonun ardından başrollere Hollywood’un aranılan yıldızları Matthew McConaughey, Anne Hathaway ve Jessica Chastain katılınca merak zirve yapıyor elbette. The Hollywood Reporter’ın Christopher Nolan ve oyuncu ekibiyle yaptığı kısa söyleyişi belki bu merakın bir kısmını alır diye sizler için çevirdik. İyi okumalar.

interstellar sinematopya 1 (2)

Chris, Interstellar aslında kardeşin ve Steven Spielberg ile başladı. Neler olmuştu?

Christopher Nolan: Kardeşimle yaptığım her şeyde olduğu gibi birbirimizi övmeye oldukça meyilliyizdir. Yıllar boyunca, kendisi Kip Thorne ile çalıştığı sıralarda Interstellar hakkında duyumlar aldım. Her zaman bunun heyecan verici bir proje olduğunu düşündüm – bazen kardeşinizin Spielberg ile bir şeyler üzerinde çalışıyor olması iyiye işarettir. Benim en erken sinema anılarımdan biri babamın beni 2001: A Space Odyssey’e götürmesiydi. Bu gezegenden çıkmak ve evrenin en uzak noktalarına ulaşmak çok farklı, olağandışı bir duyguydu. Sonraları benim tutkum haline geldi: Eğer bir gün geniş skalada bir bilim kurgu projesine dahil olacaksam, bu proje de evreni keşfetmek üzerine olacaksa bu fırsatı ne yapıp edip avuçlarımın içine alacaktım.

2001: A Space Odyssey gibi filmleri düşündüğünde gözün korkuyor mu peki?

Nolan: Fazlasıyla.

Üstesinden nasıl geliyorsun?

NolanGelmiyorum. Sadece elimden gelenin en iyisini yapıyorum. Gözün korkuyor ama aynı zamanda ilham alıyorsun. Kubrick’in malum filmi çocukken bende çok büyük etkiler bırakmıştı; Star Wars’ın şahlandığı dönemlerde tekrar vizyona girmişti, o zamanlarda 8 yaşında filandım. Filmi anlamayacağım belliydi fakat şu an dahi anladığımdan emin değilim.

Bir filmin illa anlaşılması gerekir mi?

Nolan: Bence gerekmez. Ve bence 2001 o çok nadir filmlerden biri; en pür-i pak haliyle sinemasal anlatımı içeriyor ve anlaşılmak gerekmediğini size gerçek anlamda söyleyebiliyor. Çünkü bu filmi hissetmeniz gerekiyor. Aynı zamanda tüm zamanların en büyük ilham kaynaklarından biri haline geldi ve herhangi biriyle konuşabileceğiniz en muazzam dönüm noktalarından biri oldu.

Chris çekimlerden önce size bu filmleri getirip izlemenizi istedi mi?

Matthew McConaughey: “İşte ödeviniz” demedi açıkçası. Fakat erken safhada fark ettiğim şeylerden biri her zaman özgün bir şeyler yapmak istediğiydi. Tozkoparan fırtınasını hatırlıyorum da… Sağanak yağmur altında nasıl bir tozkoparan fırtınası olabilir ki? Bu sahneyi çekiyorduk ve yağmur yağıyordu. “Bu bir tozkoparan fırtına için pek de ideal değil gibi” diye düşündüm ve o, “hayır değil ama daha önce denendiğini düşünmüyorum. Bu özgün bir iş” dedi.

Bir diğer göz korkutan şey de bunun bilim olması. İnsanlar solucan deliğinden geçerek bir başka galaksiye seyahat edebiliyor. Doğru mu bu?

Nolan: Eğer bir solucan deliği var edilebilirse gayet mümkün olabilir. Mesafeler arası uçsuz bucaksız olduğu için galaksiler arası yolculuğun en olası yollarından biri bu. Üzerinde yaşanabilecek bir başka gezegen bulabilmemiz bu sınırlı faktöre bağlı aslında zira galaksimizde en yakın yıldız bile binlerce yıllık mesafede yerleşmiş durumda. Kip’in solucan delikleri konusundaki matematiksel olasılıklar, var olabilecekleri gerçeği üzerine çalışmaları size bu olayın gerçekleşebileceğine dair bir yol sunuyor ve filmin çıkış noktası da buna dayanıyor. Projeye dahil olduğumda Kip ve Jonah birbirinden farklı, pek çok fikir üzerinde çalışıyordu. Benim en önemli işlerimden biri “Tamam, bunların tümünü kullanamayız. Birini seçmek zorundayım” demek oldu.

Eh, seni sevdiler tabii ki.

Nolan: Aynen öyle. Tüm olay bir yönetmen olarak seyirciyi avuçlarının içine alabileceğin ve onları kaybetmeyeceğin bir şeyler yapmaktan ibaretti. Kip ile çalışırken bana en çok ilham veren şeylerden biri de ona bir soru sorduğunda o an cevap vermiyor oluşuydu. Biraz yalnız kalır ve hesaplamalarını yapmak için birkaç gün harcardı, bu süreçte başka bilim adamlarıyla konuşur ve araştırmalar yapardı. Daha sonra bana yanıtıyla birlikte gelirdi. Benim sonu gelmeyen sorularımdan hiçbir zaman da bıkmadı.

interstellar sinematopya 1 (3)

Hepiniz bilimsel sürece dahil oldunuz mu? Thorne ile buluştunuz mu? Ve ona neler sordunuz?

Anne Hathaway: Filmin içindeki bilimselliği anlamaya çalıştım fakat Kip ile trompet çalmak dışında özel olarak bir şey konuşup konuşmadığımı hatırlamıyorum. Çünkü o da ben de bir zamanlar trompet çalmışız.

Jessica Chastain: Hatırlıyorum da sette çok karmaşık bir denklem yazıyordum ve ne hakkında konuştuğumu biliyormuş gibi gözükmem gerekiyordu. Şu çılgın “XYZ3” denklemini hatırlamaya çalışıyordum ve o gelip “gerçekte bu denklem üç kara tahta uzunluğundadır” demişti. 

McConaughey: Kip ile yaptığın hiçbir konuşmada sonu olan bir yanıt alamazsın. Her zaman daha fazla soru sorman gerekir. Her bir yanıt, yeni bir soruyu doğurur. Böylece uzar da uzar. Zaman çizgilerinin bükülmesi üzerine konuşmuştuk mesela. Teorik olarak ışık hızından nasıl daha hızlı gidilebileceğini.

Felsefi ya da dinsel anlamda herhangi bir duygusal değişim yaşadınız mı?

McConaugheyBenim bakış açımı genişletti biraz. 1997 tarihli Contact filmini yaptıktan sonra benim dış dünyaya karşı olan bakış açım oldukça genişlemişti. Ben her zaman bilim kurgu filmlerini seyretmeyen biri olmuşumdur; çocukken de bilim kurgu kitapları okumuyordum. Fikirlerim de hep neyin somut olduğu, şu an burada neye sahip olduğumuz, ne bileyim mesela denizin altında neyin olduğuna yönelikti. Fakat hiçbir zaman daha ötesine bakmamıştım. 

Yaptığın bazı diğer araştırmalar beni kendine hayran bıraktı Chris. NASA’ya gittin; ki orası 2.5 milyon yıldızı barındıran bir veri tabanına sahip. Seni şaşırtan bir şeyler oldu mu?

NolanBu gibi şeyleri üstün körü duyuyoruz, daha sonra SpaceX’e gidiyorsunuz ve bir de bakıyorsunuz ki roket inşa ediyorlar. Bu dünyadan ayrılıyorlar bir nevi. Bizim neslimiz dünyamızdan ayrılma, güneş sisteminde konumumuzu keşfetme, daha sonra galaksiyi ve evreni keşfetme fikri konusunda çok az etkileşimde bulundu. Filmi yaparken her şey daha ulaşılabilir geldi, her şeyi daha farklı düşündüm. Bakış açım bir anda değişti. Ölçülerle, uçsuz bucaksız mesafe fikirleriyle, devasa gezegenlerle, bir solucan deliğinin nasıl görünebileceği ihtimaliyle, bir kara deliğin ne olabileceği ihtimaliyle boğuşmamız gerekiyor. Bu gibi şeyleri olabilecek en pratik şekilde araştırmamız gerekiyor. Her biri daha da dokunulabilir, daha da yakın hale geliyor. Ki bu oldukça heyecan verici bir şey.

Sence zamanda yolculuk zahmete değer bir yatırım mıdır?

Nolan: Bu filmde çalışmanın kattığı deneyim, beni en nihayetinde bunun, bizim yapıp yapmamamız gereken bir şey olduğuna dair bir soru olmadığına götürdü. Yani demek istediğim, biz bu yatırımı yapacağız. Zamanda yolculuk insanoğlunun bir parçası ve yakın zamanda yapacağımız bir şey. Umarım yakın zamanda gerçekleşir de ben de buna şahit olabilirim.

Eh, o zaman şöyle diyelim… Tutun ki bir uzay gemisi icat ettim…

Chastain: Ben binmem! Ben burada kalıp patlamış mısır yiyeceğim.

McConaughey: Sen zaten patlamış mısır yiyorsun! Ben bugün binebilir miyim peki? Ya bu gece? Dönüş bileti olmadan? Elveda diyeceğim çok az kişi var. Bu riski göze alıyorum. Ama bilirsiniz, filmin odağındaki soru şu: Stokumu yaptım, hesaplarımı da hallettim diyelim. Yarın öğlen gitmem gerektiğini söylerseniz, ne diyeceğimi bilemem.

Hathaway: Kocamı da getirebiliyor muyum? (gülüşmeler)

En çok neyi özlerdiniz peki?

Nolan: Rüzgarı ve havayı.

Hathaway: Hafif bir meltemi.

McConaugheyNeyi mi özlerdim? Yeryüzündeki engelleri seviyorum. Onlar hissedilebilir şeyler. Buradaki ölümlülük üzerine hislerim var. 

interstellar-sinematopya

Matthew, bize biraz Chris’le yaptığınız ilk buluşmadan bahsedebilir misin?

McConaugheyO sıralar New Orleans’taydım. Benimle buluşmak istedikleri duyumlarını aldım. Filmin adı hakkında, konusu hakkında ya da herhangi bir şeyi hakkında bir fikrim yoktu. Bir cumartesi sabahı buluştuk. Ofisine gittik ve tam üç saat boyunca konuştuk fakat tek bir kelimesi bile film hakkında değildi. Ofisten çıktığımda film hakkında hiçbir şey bilmiyordum. 43 yaşındaki bireyler olarak kim olduğumuzu konuştuk, birer baba olarak bu kimliklerimiz üzerine konuştuk, çocuklarımız hakkında konuştuk… Başka filmler hakkında muhabbet ettik. Ofisten dışarı adımımı attığımda “Pekala, bu da neydi şimdi?” dedim kendi kendime. Sanırım benim kim olduğumu bilmek istemişti.

Nolan: Spesifik olarak proje hakkında konuşmamamın sebebi, detaylar hakkında endişelenmeden önce insanlar hakkında nasıl fikirlere sahip olduğunu bilmenin önemli olduğunu düşünmemdi. Birbirimizle nasıl geçineceğimiz konusunda tahmin yürütmek için hevesliydim. Nasıl desem, bu insanlar alanında uzman, en tepedeki kişiler. 

Film yapımının sizin için en zorlu kısmı hangisi?

Nolan: Kesinlikle filmi seyirciye sunma kısmını en zorlusu olarak görüyorum. Diğer mücadelelerde zamanınız, çeşitli kaynaklarınız oluyor. Kendinizi bırakabileceğiniz şeyleriniz oluyor. Fakat projenin sonuna yaklaştığınızda tutup değiştirebileceğiniz şeyler tükenmiş oluyor.

Filmleri dijital değil de 35mm çekme konusunda ısrarcısın. Gün gelecek fikrin değişecek mi dersin? 

Nolan: Umarım değişmez. Bilmiyorum açıkçası. 35 mm’yi seviyorum ve kullanmaya devam edeceğim. Onun özelliği eşi benzeri olmayan bir kaliteye sahip olması. İlk başta kullanma sebebim buydu ve kullanmaya devam etme isteğimin sebebi de bu.

Alanında uzmansın ve pek çok alanda da geçmişe bağlısın. Geçmiş mi yoksa gelecek mi senin ilgini daha çok çekiyor?

NolanBence her zaman geleceğe yönelik seçim yapmalısınız. Pratik olan bu. Fakat aynı zamanda duygusal da. Her zaman geleceğe ulaşmayı isteriz, ileriye dokunabilmeyi isteriz. Fakat ben her zaman deneyimlere değer vermişimdir. Yani ileriye dönük bir şeyler denemeyi ve hareket etmeyi seviyorum fakat iyi işleyen bir takın gelenekleri de kullanmaya devam etmeyi isterim. 

Diğer yazıları Burak Hazine

Yabancı Dilde En İyi Film 2016 Oscar Aday Adayları

Sonbaharın gelmesiyle birlikte Oscar yarışı hız kazandı ve heyecan, yalnızca Hollywood sektöründe...
Devamı

1 Comment

  • öncelikle bu söyleşiyi türkçeye çevirip burada yayınladığınız için teşekkür ederim.

    bunları okuyunca Nolan’ın bu projede ne kadar tutkulu ve 2001 gibi daha önce yapılmış eserlere ne kadar derinden bağlı ve saygılı olduğunu görüyor insan. Kısacası onun büyük bir yönetmen olmanın da ötesinde aslında işini çok iyi yapan sade bir insan olduğunu daha iyi anlıyorsunuz. Bu bakımdan ben böyle söyleşileri hep sevmişimdir. Sanatçının duyguları, amaçları ve endişelerini çok iyi anlatır bize. Fakat beni en çok da Kubrick’in başyapıtı 2001’e bu kadar saygı ve sevgi duyması ve kendisini herhangi bir sanatçıdan üstün tutan bir tavır takınmaması memnun etti. 2001 hakkındaki tüm yorumlarına katılıyorum. Nolan’ın da dediği gibi 2001 tüm zamanların en çok ilham veren sanat eserlerinden biri. Ve gerçekten de böyle bir filmi tüm detaylarıyla anlamanız gerekmez, hissetmeniz gerekir. Son olarak Nolan’ın 35mm konusunda böylesine ısrarcı olmasını da takdir ettim doğrusu. Kısacası bu söyleşi filme dair beklentimi değil ama şimdiden saygımı artırdı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir