Devrim Sinemasında Godard Estetiği ve Çinli Kız Film Eleştirisi

”Burjuva sinemacılar gerçeğin yansımalarına odaklanırlar, biz ise bu yansımanın gerçekliği ile ilgileniyoruz.”

Sinema tarihinin en özgün yönetmenleri arasında sayılan Jean-Luc Godard’ın film külliyatına baktığımızda, özellikle Fransız Yeni Dalga akımının oluşmasında önemli bir etken olduğunu görürüz. “Nouvelle Vague” (Yeni Dalga) dönemi, Fransız sinemasına yeni bir nefes vererek, uluslararası alanda dünya sinemasına kazandıracağı özel yönetmenleri doğuracaktı. Kalıplaşmış Fransız sinema tarzından uzaklaşarak bu yeni akımın meyveleri gün geçtikçe sinemaseverler tarafından beğeni ile izleniyordu. François Truffaut, Eric Rohmer, Jacques Rivette gibi yönetmenler, Yeni Dalga akımının Godard ile birlikte temsilcileri arasındaydı. 1960’lı yılların başında ”Yeni Dalga” boy gösterirken ortak bir dil gelişmiş ve “herkes film yönetmeni olabilir” düşüncesi meydana çıkmıştı. Çünkü Yeni Dalga hareketinde sinema kuralları pek ciddiye alınmazken olabildiğince deneysel çalışmalarla paralel bir yol izleniyordu. Godard, Serseri Aşıklar (1960), Hafta Sonu (1967), Bir Artı Bir (1968) filmleriyle bu akımın şekillenmesinde boy göstermişti. 60’lı yılların dünyasına bakacak olursak dönemin öğrenci hareketlerini es geçemeyiz. Özellikle Fransa’da yoğun olarak boy gösteren sol öğrenci hareketleri polisle çatışma halindeydi. Bu etki Türkiye’yi de kapsayan ve hemen hemen tüm dünya ülkelerinde devletlerin sıkıntısı haline dönüşmüştü. 60’ların sonuna doğru gerçekleşen bu isyan hareketi, sinemayı da etkisi altına alabilmeyi başarmıştı. Tarihe şöyle bir göz attığımızda, sinemanın propaganda aracı olması, geçmişte gerek Sovyetler’de gerekse Nazi Almanya’sı ve Mussolini faşizmi adı altında boy göstermişti. Potemkin Zırhlısı’nın (1925) dönemin Sovyetler’inin dünya sinemasına kazandırdığı en önemli bir başyapıt olduğunun altını çizersek, bu filmde kurgunun da sinemaya merhaba demesinin önemini de vurgulamak gerekmektedir. Sergei M. Eisenstein, sinemada kurgunun pratik hale gelmesinde başrolü oynayan film kuramcısıdır. Sovyetlerde devam eden bu gelenek Vertov’un da katkısıyla vücut bulacak olan ”devrim sinemaları” adı altında gösterilmiştir. Özellikle Vertov önceliğinde belgesel sinemanın ilk deneysel çalışmaları da başlamıştır. Sovyetlerin özen gösterdiği ”toplumsal yararlılık” felsefesini ayakta tutacak olan kavram sanatın ta kendisiydi. İşte sovyet yönetmenlerin oluşturmaya çalıştığı etken bir nevi şu sloganda bütünleşti ki; ”Gerçeğin gösterilmesinden değil gerçeğin yaratılmasından” yana bir algı iyice hakim oldu ve Sovyet sinema propagandası yolunu iyice açtı. 1960’lı yıllara tekrar bakacak olursak, Godard’ın kendine özgün yarattığı farklı sinema dilini görmüş oluruz. Fransız Yeni Dalga hareketine sunduğu katkılardan sonra Vertov (devrim sineması) sinemasını yeniden alevlendiren çalışmalar yaparak iki dönemli sinemasını oluşturmuş oldu. Godard gözünden sinema tanımını ”politik bilinçlenme aracı” olarak dile getirsek yanlış olmaz sanırım. Godard sinematografisinin genel sloganı ”Non pas une image juste, mais juste une image” üstüne kurularak sinemada ”doğru imajın” en önemli etken olduğunun altını çiziyor. Peki doğru imajdan kasıt nedir? Sinema dilinin diyalektiğini, (dönüşümü, sürekliliği) iç yapısını bozmadan ve kendi seyircisine yabancılaşmadan anlatılacak olan dil, Godard sineması için doğru imajın ta kendisiydi. Godard sinema üzerine konuştuğu bir cümlesinde: ”…Birisi Beethoven’dan hoşlanıp Sting’den nefret eden, öteki ise tersini hisseden karı-koca için hiçbir mesele yoktur. Ama eşlerden biri Spielberg’den hoşlanıyor öteki nefret ediyorsa ayrılık kaçınılmazdır.” diyerek dinleyenleri güldürse de burada espri altına gizlenmiş bir eleştirisi gözümüzden kaçmaz.

“Aşksız film olmaz… Sinema her şeyden önce onu yapanların bu sanata derin bir aşkla bağlanmalarıyla yürüyor.”

çinli kız sinematopya 1Godard filmlerinde en masumune aşk filmleri dahi olsa politik bir bakış açısı ve sistem karşıtlığını karakterlerinde yansıtır. Kapitalizmin toplumu oluşturan bireylere hastalık saçtığını ifade etmeye çalışır. Godard sinemasında Alman şair, oyun yazarı ve tiyatro yönetmenliğiyle 20. yüzyıla damgasını vurmuş Bertolt Brecht etkisini belirgin bir şekilde görülür. Brecht bakışından yabancılaşmanın eleştirisel dilini kadrajına yansıtarak çektiği filmlerde görsellikten ziyade kelimelere yer verir. Bir sahnenin bitişi görüntünün sona ermesiyle değil, diyalogların bitmesinden sonra gerçekleşir. Bu durumun açıklamasını ”Emperyalizm gibi sinema da resimler üretiyor. Reklam resimleri, reklam, fotoğraflar… Gün boyunca televizyonda aralıksız olarak resim gösteriliyor. O kadar çok resim gösteriliyor ki, insan kayboluyor. Bu resimlerin hiç bir anlamı yok. Buna karşın biz, onları kontrol edebilmemiz için az resim yapmalıyız. Biz sürekli olarak daha az resim ve daha fazla ses üretmeye çalışıyoruz. Ben kendimi film yaparken gözlemlerken, düşündüğüm duyuluyor.” (Schütte, 1979) şeklinde ifade ediyor. Kelimelerin görüntüyü içine aldığı filmlerde Godard için, filmsel zaman ile gerçek zaman arasındaki fark, Brecht tarzı entelektüel bir dilde vücut bulur. Sinemaya estetik-etik bir söylemle bir anlamlar bütünü oluşturma çabası yine Brecht’in özgür düşünce kavramını kapsamaktadır. Diyalektik eleştirisel bakış açısı Godard sinemasında; gerçeklik, hayal, kurgu, resim ve kelimelerle zincirlenmiş bir kavramlar bütünüdür. Böylelikle eleştirinin söylemsel etki-tepki kuvveti izleyicilere sorgulama güdüsünü aşılamaktadır. Godard sineması kelimelerin gücünden faydalansa da öyküleyici klasik bir tarza da karşı çıkarak modernite ekseninde estetik yansıtmacı bir hal içindedir. Velhasıl Godard sinemasının yapı taşını oluşturan hadise, seyircinin daha önce tanık olmadığı kendine has sinema dilinde seyirciye ”düşünebilen varlıksınız” eleştirisini yaparak, kafaları karıştıran ve nihayetinde sorgulatmayı başarabilen entelektüel sistem karşıtlığı duruşunu her daim gösteren Godard, sinemanın devrimci renklerinden biridir. Godard’ın politik film serüvenine giriş yapacak olursak aşağıdaki filmlerin incelenmesi gerekmektedir.

La Chinoise (Çinli Kız) / 1967
Le Gai Savoir (Şen Bilgi) / 1968
Une Film Comme les Autres (Diğerleri Gibi Bir Film) / 1968
One Amerikan Move (Bir Amerikan Filmi) / 1968
British Sound (İngiliz Sesleri) / 1969
Pravda / 1969
Vents d’Est (Doğu Rüzgarları) / 1969
Luttes en Italie (İtalya’daki Mücadeleler) / 1969
Jusqu’a la Vitoire (Zafere Kadar) / 1970
Vladimir et Rosa (Vladimir ve Rosa) / 1971
Tout va bien (Her şey Yolunda) / 1972
Letter to Jane (Jane’e Mektup) / 1972

Diğer yazıları Güney Birtek

Uçurtmayı Vurmasınlar’ın Barış’ı, Kader’in Zagor’u Ozan Bilen ile Sinema Üzerine Bir Röportaj

Türkiye Sineması ve izleyici kitlesi seni 1989 yılında Tunç Başaran yönetmenliğinde ülkenin...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir