Guardians of the Galaxy: Çokkültürcü Bir Galakside Krizin Yankıları

Yazar: Yağız Ay

Marvel filmleri her ne kadar günümüzün çok öncesinde yazılan çizgi romanlar üzerine kurulmuş olsalar da sinemaya uyarlanırken hiçbir zaman günümüz ideolojisiyle dirsek temaslarını yitirmediler: Iron Man serisi üç filmde de “Terörizmle Savaş”a değişik perspektiflerden bakmanın yollarını aradı. Captain America, son filminde neredeyse “Rothbardcı” denilebilecek bir şekilde devlete karşı çıktı. The Avengers, 11 Eylül sonrası filmlerinin uzaylılarla ve yeşil bir devle süslenmiş bir mozaiğiydi adeta. Thor, kısmen aralarında bu tarz meselelere en uzak duranıymış gibi gözükse de Sheakespearyen yapısıyla her zaman politik bir okumaya açıktı. Marvel’ın geçen yazın en büyük “hit”i haline gelen son filmi Guardians of the Galaxy’nin de bunlardan aşağı kalır yanı yok.

Filmde çocukken dünyadan kaçırılan Star Lord’un içinde bir Infinity Stone olan küreyi satmak için çalmasını ve onun doğurduğu sonuçları izliyoruz. Küreyi isteyen asıl kişi Thanos, evrendeki en güçlü kişi. Kürenin içinde de bir Infinity Stone var. Bütün Infinity Stone’ları toplayarak kendisine bir Infinity Gauntlet yapmak istiyor. Diğer taşlardan daha önceki filmlerde karşılaştıklarımızsa: Tesseract ve Aether. Toplam altı tane olduğunu düşünürsek Marvel’ın Thanos’u asıl kötü olarak karşımıza çıkaracağı filme biraz daha var. O “büyük” filme giden yoldaki taşlardan biri gibi gözüküyor ilk bakışta Guardians of the Galaxy. Küreyi Star Lord’dan alıp Thanos’a teslim etmek isteyen Ronan isimli kötü karakter Xandar adlı bir gezegeni yok etmek istiyor. Bunu engellemek içinse bir rakun, bir ağaç, bir “gri canavar”, bir suikastçı ve bir uzay korsanı beraber çalışıyorlar.

xandar-sinematopya

Xandar gezegeni liberal-çokkültürcü bir ütopya olarak sunuluyor: Farklı ırktan biriyle evli olduğu vurgulanan insan suretli polis memuru, sokaklarda birbirinden çok farklı yaratıkların uyum içinde yaşadığının gösterilmesi ancak başka gezegenlerde bu uyumun olmaması ve yaratıkların birbirini yemesi gibi detaylardan bunu anlayabiliriz. Fakat en önemli detay belki de şudur:  Ronan, neden Xandar’ı yok etmek istemektedir? Bu mühim noktaya basit bir senaryo boşluğu gibi davranamayız. Zira filmin bütün vaadi bunun üzerine kurulu. Bir an için kendimizi filmin senaristleri yerine koyalım ve düşünelim: Filmi bir “kötü karakter planı” üzerine kuracaksak (durulmayan bir kötü karakter planı olmadan süper kahraman ortaya çıkamaz çünkü)  bu çıkış noktasını iyice hesaplamış ve onu en ince ayrıntısına kadar planmış olmamız gerekir. Dolayısıyla bir süper kahraman filminin en basit vaadinde bir boşluk ile karşılaşıyorsak bunun senaryo hatasından daha farklı bir anlamı vardır: O boşluğun dolmaması gerekir. Ronan’ın Xandar’ı yok etmek istemesinin arkasında hiçbir rasyonel, pragmatik sebep yoktur. İşte bu tam da liberal cennetin köktendinciler tarafından sürekli tehdit edildiğini düşünen bakışının tarifidir. Xandar’ın çokkültürcü bir ütopya olması da bundandır: Hiçbir sebebi olmayan, sadece “medeniyet”e karşı saf nefreti olan örgütler ve kişiler tarafından yok edilmek istenmesi.

Xandar’ın bu yapısı onun başka filmler ile bağlantısına da ışık tutuyor. Ve bu sayede günümüz ideolojisinde “öteki”ye bakışın nasıl değiştiğini görebiliyoruz. Örneğin sebepsizce, pür kötülükten yok edilmek istenen en popüler gezegen muhtemelen Star Wars’daki Alderaan’dır. Prenses Leia’nın gezegeni yok edici bir ışınla parçalanır. Faili ise elbette saf kötülüğün par exellence sembolü olan Darth Vader’dır. Ancak, Star Wars serisi bittiğinde (Return of the Jedi’da) fark ederiz ki bu kötülüğün vücut bulmuş hali aslında bir “hasarlı mal”dır. İyiyken iktidar arayışında kötüye dönmüştür. Nitekim filmin sonunda da Emperor’u uzay boşluğuna atarak Güç’e dengeyi getirir ve “iyi biri” olarak ölür. Guardians of the Galaxy’ye baktığımızda ise bunun tam zıddını görürüz. Filmin kötüsü Ronan kendinden kötüdür. Ondan daha üstün olduğunu sezdiğimiz Thanos’un bile kötülük yapmak için sebepleri (yani, kızları) varken Ronan filmde radikal bir örgüt lideri gibi sunulur. Davasına sonuna kadar adanmıştır ve bunu ona hiçbir şey bağlamamıştır. Tamamen davasına (“evreni kötü ahlakla bozulmuşlardan temizlemeliyiz”) olan inancıyla hayatta kalmaktadır. Bu da, onu klasik bir İslamcı terör örgütü lideri profilinden farksız yapar. Lee Pace bile karakterinin Osama bin Ladin’e benzediğini söylemiştir. Star Wars’a kıyasla filmin mesajı şöyle değişir: Öteki kendiliğinden ötekidir. Onu yaratan benim bakışım değildir, tam tersine ben kendimi “Öteki olmayan” olarak tanımlarım. Star Wars, kötü imgesini yaratırken dönemin düşmanı Sovyetler Birliğini temel alıyordu. Guardians of the Galaxy de Müslüman köktendincilerini alıyor. Hollywood’un bu iki film üzerinden ilerleyen düşüncesini özetlersek: Sosyalizm, kötüdür ama bozulmuş kötüdür. Her an serbest piyasaya geçip “iyi” olabilir. İslam’ın ise tamamen bu dünyadan silinmesi gerekmektedir, o hiçbir şekilde iyi olamaz.

thanos-sinematopya

Filmin Amerika’da çok fazla gişe yapmasının arkasında böyle bir neden arayabiliriz belki. Film, Ağustos 2014’de çıktığında neredeyse her yer  “medeni insanla köktenci hayvanın savaşı” temalı haberlerle (ISIS, İsrail – Hamas) doluydu. Komplocu mantığımızı biraz çalıştırırsak filmin gişe başarısının altında bu tarz bir (özellikle Amerikan izleyicisi için) özdeşleşme sağladığını söyleyebiliriz. Ancak, bu özdeşleşme tam da liberal ütopyanın inkârıdır. Çokkültürcü bir toplumu tasavvur eder film fakat şu soruya tam olarak cevap veremez: Ya dışarıda savaştığımız düşmanlar içerideyse? Ya dışarıdaki Müslüman’ı terörist yapan şey içerideki Müslüman’ın da içinde uyandırılması bekliyorsa? O zaman onlar bizim “tolerans” gösterdiğimiz kişiler haline gelirler ve toplumda yaşamları aslında bizim onlara hoşgörülü davranmamız halini alır. Hoşgörü ve tolerans laflarının edilmesi de ortada bir sorun olduğunu gösterir. Çünkü bu kelimelerin öne çıkarılması özgürleşme, siyasi mücadele ve hatta silahlı mücadelenin geri plana atılması anlamına gelir. Sözgelimi Martin Luther King’in siyasi programında hiçbir zaman “tolerans, hoşgörü” gibi kavramlara yer yoktur, yasal kazanımların zorla alınması vardır.  Guardians of the Galaxy bu yüzden ne kadar çokkültürcülük yanılsamasına inandırmaya çalışırsa çalışsın, hatta ekibini direk bu mantığa göre şekillendirsin bir yandan tam da bu yanılsamayı içten çökerten paranoyayı körüklüyor. Filmin tavrı da ortaya çıkıyor. Muhafazakâr, “aşırı-sağcı” bir film değil Guardians of the Galaxy, aksine liberal-solcu bir film. Ama tam da tavrı sayesinde ideolojisinin özünde yer alan antagonizmayı bütün çıplaklığıyla perdeye yansıtıyor.

O halde, filmin esas sorusu şuna indirgenebilir: Soğuk savaş sonrası dünya düzenini kim kontrol edecek? Müşfik Amerikalılar mı, vahşi Müslümanlar mı? Biz mi, onlar mı? Pink Floyd’un Us and Them şarkısında bu soruya basit bir çözüm getirilir: “Tanrı biliyor ki, bu yapmamız gereken bir seçim değil. Ne de olsa sıradan insanlarız sadece”.  Galaksinin koruyucuları bu bağlamda “evrensel polis”e dönüşmüyor mu?  Onlar sadece Xander’ın veya herhangi bir medeni gezegeni koruyucuları değildir, galaksinin koruyucularıdır. Galaksinin etrafında adaletsizlik yaymaya çalışan süper kötülere karşı mücadele eden bir ekiptirler. Biraz DC’nin Justice Leauge’ine benzetebiliriz onları. Justice Leauge, The Avengers’ın aksine bizzat devlet tarafından kurulur, tam adı da Justice League of America’dır zaten (The Avengers daha ziyade özel sektör tarafından kurulur). Onların da, elbette, iş alanları Amerika’yla sınırlı değildir. Kendi kafalarınca doğru buldukları kuralları uygularlar. Hepsi bağımsız birer Judge Dredd gibilerdir, hem yargıç hem infazcıdırlar. Filmin sonunda artık “resmi” bir ekip haline gelen Galaksinin Koruyucuları da buna paraleldir. Ancak ikisine aynı soruyu sormaktan kendimizi alamayız: Koruyucularımızdan bizi kim koruyacak?

guardian-of-the-galaxy-sinematopya

Filmin ideolojik boyutunun yanında bahsedilebilecek bir boyutu da fazla “rahat” tavrıdır. Bu “rahatlık” oldukça işlevseldir. Orhan Pamuk, III. Murat döneminde geçen Benim Adım Kırmızı isimli tarihi romanında ne yaparsa yapsın, ne kadar ayrıntı ile tasvir ederse etsin hiçbir zaman 16. Yy’ın günlük konuşma dilini bütün doğallıyla yansıtamayacağından romanın yapaylıktan bir türlü kurtulamayacağını söyler. Bu yapaylık hissiyatından korunmak için kitabı olabilecek en yapay forma sokar, her şeyi abartır, resimleri, hayvanları konuşturur günümüze göndermeler yapar. Guardians of the Galaxy de bir anlamda bu postmodern tekniği kullanıyor. Daha doğrusu, bu tekniği kullanarak filmi çocuksu yapısından koruyarak genel bir seyirlik haline getiriyor. Film şu gerçeğin farkında: Bu saçmasapan bir hikâye ve bunu ciddi bir tavırla (Thor: The Dark World’de olduğu gibi) anlatmak onu dibine kadar yapaylığa batırmakla eşdeğerdir. Bu yüzden hikâyeyi olabildiğince abartılı bir şekilde gerekir. Filmin genel hikâyesi bundan dolayı sürekli bir mizah üzerinden yürüyor. Yani, film kendini ciddiye almıyor. Bu sayede “gülünç” olanı komediye başarıyla dönüştürüyor. Ronan’ın yok edildiği sahnede net bir şekilde görülebilir bu. Örneğin Star Lord’un “Az önce söyledin pislik (bitch), biz galaksinin koruyucularıyız” repliğinden “bitch”i çıkarırsanız geriye çok çocuksu, “cheesy” bir şey kalır. O replikte bizim gündelik dünyamıza yapılan gönderme onun yapay, çocuksu yapısından arınmasını sağlar. Filmin bütün dünyası bunun üzerine kurulu. Ve bu sayede film olarak oldukça keyifli bir seyirlik halini alıyor. Dünyaya ait müzikler ve deyimlere karşı uzaylı karakterlerin tepkileri her zaman güçlü bir mizah unsuru ve filmin itici gücü oluyor. Marvel filmleri The Avengers’dan beri hep belli bir sorunla karşılaşıyorlar, o da “kendi başımıza nasıl varolacağız?”; her filmin, repliğin, karenin Marvel’ın büyük planlarına hizmet ettiği bir sinematik evrende nasıl özgün olacağız?  Guardians of the Galaxy, ideolojik olarak öbür Marvel filmlerinin uzağına düşmese de kendini gerek mizahi yanıyla gerekse yaratıcı dokunuşlarıyla sadece Marvel’ın yola döşediği taşlardan biri olmaktan ayırıp özgün bir işe dönüştürüyor.

Diğer yazıları Konuk Yazar

Tim Burton ile Big Eyes ve Kariyeri Üzerine Bir Söyleşi

Tim Burton, kolayca ayırt edilebilen damgasını birçok tanınan stüdyo projesine koymakta oldukça...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir