Deux jours, une nuit: “İnsanız affet”

“İnsanız affet”

Başlıkta kullandığım bu cümle Nikos Kazancakis’in Zorba adlı kitabında geçiyor. Kitap, entelektüel bir yazar ile (adı geçmeyen) ona hiç benzemeyen karakter özellikleri olan Alexis Zorba’nın tanışıklığı ve süregelen değişimini konu alıyor. Yazar, günlük yaşamdaki hırsları, kızgınlıkları, kavgaları simgeleyen entelektüel yazarın tam karşısına yenilgileri kaybediş  olarak görmeyen aksine bunun zaferleri besleyen bir durum olduğuna inanan Alexis Zorba’yı koyuyor. Zorba, bu karşıtlıktan da anlaşılacağı gibi entelektüel karakterin olgunlaşmasını sağlamak için kurgulanmış. Burada genel başlık olarak Tanrı/İnsan korelasyonunu da görmek gerekiyor. Yarattığını, çeşitli engellerle olgunlaştıran bir Tanrı. Zorba karakteri ile soru bulan ve cevap arayışına giren karakter için Zorba bu manada kader kavramını da temsil ediyor. Roman boyunca  Zorba’nın kılavuzluk etmesi üzerine bir kurgu okuyoruz. Romanın sonunda  Zorba karakteri de ilk halinden farklı bir olgunlaşma yaşıyor. Yani Tanrı/İnsan ilişkisinde kader kavramı, olgunlaşma olgusunu temsil ediyor. İnsanın, iradeye sahip olarak yaratılması yaptıklarından sorumlu bir varlık olarak tasavvur edilmesi, tamamiyle kader kavramının özünde yer almasıyla bağlantılı.

Dardenne’lerin  Zorba’sı

Sandra; iki çocuk annesi, çeşitli mutsuzlukları sebebiyle sıkıntılı günler geçiren ve tam da böyle bir zamanında işini de kaybeden Dardenne’lerin işçilerinden biri. Deux jours, une nuit, yönetmenlerin olay olgusunu uzatmayıp hemen karaktere dönük anlatımı seçmesiyle devam ediyor. Yani filmin ilk dakikalarında Sandra’nın işinden atıldığını öğreniyoruz. Fakat niçin atıldığı ile ilgili elimizde hala bir bulgu yok. Bu noktadan sonra seyirci olarak beklentimiz Sandra’nın nasıl bir tepki vereceği, mücadele edip etmeyeceği, mücadelenin ahlakiliği ve hikayede karakterin olgunlaşıp olgunlaşmayacağı üzerine yapılanıyor. Karakterin, hikayede Zorba’sı yani tam karşısında kendisine benzemeyen karakteri filmde bir kişi ile sınırlı değil. Sandra’nın eşi, çocukları ve arkadaşı baş karakterin Zorba’sını karşılıyor. Baş kişiye hep mücadele etmesi gerektiği hatırlatan diğer karakterler…

Hikaye, Sandra’nın kaybettiği işini geri almak için daha önce aleyhinde oy kullanan iş arkadaşlarının oylarını lehine çevirmeye ikna çalışmasıyla asıl senaryoda engel denilen yere geliyor. Karakterin yalnızlığına ve diğer manada mücadelesine inanalım diye sinematografik açıdan çoğu kez Sandra’nın tek olduğu kadrajlar kullanılmış. Hareket halindeyken bile kadraja çok fazla insan ve hareket girmiyor. Boş, büyük ve yankı yapan mekanlarda Sandra hareketliliğini izliyoruz. Bundan sonra Dardenne’lerin tercihi ile mücadele etmek zorunda kalan ve bu olgunlaşma sürecinde aidiyet engeline takılan Sandra görüyoruz o noktadan sonra. Öyle ki “ben hiçbir şeyim” diyerek varlığı ile ilgili durduğu yeri seyirciye göstermiş oluyor baş kişi. Sandra’nın mücadele edip etmeyeceği ya da mücadeleyi bırakma ihtimali seyirciyi karakter ile özdeşleşme yoluna sokuyor. Çünkü, Sandra’nın izleyeni ahlaki yönden geri tepecek özellikleri yok. Yönetmenler, izleyenin karakteri ile özdeşleşme yolunu seçsin diye diğer karakterleri de hep Sandra merkezli kurguluyor. Sandra’nın anneliği; doğal olarak burada çocuk karakterleri tanıyoruz. Sandra’nın evliliği; burada karakterin eşini ve kısmen kadın/erkek ilişkilerini öğreniyoruz. Son olarak Sandra’nın sosyal hayatı; arkadaşları ve iş hayatını öğreniyoruz. Sandra dışında gördüğümüz her şey Sandra merkeze alınarak anlatılıyor.

two days one night sinematopya

Dardenne’ler tarafından Sandra, sevilme ihtiyacı olan, eşinden çok fazla ilgi göremeyen ama çocukları olduğu için doğal olarak güçlü de olması gereken ve tüm bunların yanında bir de işini kaybeden bir karakter olarak tasarlanıyor. Yönetmenler, böyle bir karakter tasarımı ile seyircinin iradesini adeta ellerinde tutuyor. Seyirci oturduğu yeri unutuyor ve mücadeleyi kazanıp kazanamayacağı belli olmayan bu kadını daha da fazla sahipleniyor. Seyircinin bazı şeyleri bilmemesi gerekiyor ki kafasında soru işaretleri oluşsun ve filmin sonuna kadar bu duygu onu ayakta tutsun. İzleyen olarak biz Sandra’nın işten çıkarılışı ve buna diğer işçilere vaad edilen 1000 Euro’luk bir ikramiyenin sebep olduğunu daha sonra öğreniyoruz. Öğrenene kadar da duygularımız ayakta izliyoruz Sandra’yı.

Hikaye devam ettikçe Sandra mücadelesine ortak konumdayız. Dardenne’lerin Sandra’yı ahlaki açıdan rahatsız etmeyen bir karakter olarak çizmeleri kolay yoldan seyirciyle özdeşleşmesini sağlıyor. Fakat Dardanne’ler bir insanın ikramiye karşısında işten atılmasına onay veren karakterleri de (baş karakterin iş arkadaşları) ahlaki açıdan sorunsuz tasarlamış. Sandra tek tek bu insanları gezdikçe şunları görüyoruz: “Kızımın okul masrafı” diyen bir karakter, işe yeni giren ve eğer çoğunluğa uymazsa işten atılacağını bilen yeni işçi karakteri ya da Sandra ile aleyhinde oy verdikten sonra ilk defa karşılaşan ve görür görmez vicdanen yaptığından rahatsız olup ağlayan bir diğer karakter.  Sandra ikna için aleyhinde oy veren insanları gezdikçe “insanız affet” cümlesi seyirci olarak kafamdan eksik olmuyor.

Dardenne’lerin 12 Kızgın Adam’ı

Senaryoda Dardenne’ler, belli bir karaktere duygusal yakınlık hissederek diğer karakterleri stereotipleştirip bir kahraman kadın karakteri oluşturmaya çalışmamış. Sandra, iş arkadaşlarını ikna etmek için gezmeye başladığında İranlı yönetmen  Asghar Farhadi’nin bahsettiği  “her karaktere aynı ahlaki yerden bakmak” kuralı senaryoda kendini iyiden iyiye hissettiriyor. Farhadi, yönetmenin oluşturduğu hem ahlaki hem de duygusal mesafeden bahsediyor. Bunun, senaryo yazım aşamasındaki tanımı her karaktere insaflı yaklaşmak olarak karşılık bulabilir. Farhadi, yönetmeni hakim karakterleri de adalet bekleyenler olarak tanımlıyor. Devamında da ortaya şöyle bir soru atıyor: “Yönetmenlerin filmlerini yönetirken karakterlere olan pozisyonu nedir?”

Deux jours, une nuit’de de her karakter adalet süzgecinden geçilerek yazılmış. Bunun sonucu olarak da basmakalıp karakterlerden uzak bir anlatımın oluşması sağlanmış. Hani Sandra’ya oylarını değiştiremeyeceğini söyleyen her kişi seyirci olarak bizi ikna ediyor. Düşünüyoruz, evet bu karakterin o bilmem kaç Euro’ya ihtiyacı var. Dardenne’lerin yönetmen olarak durmayı tercih ettikleri yer, aslında yine ilk bölümde bahsettiğim olgunlaşma sürecine ilintili. Karakterlerinin olgunlaşmasını görmek istiyor yönetmenler. Aynı zamanda karakterlerinin kaderinin de olgunlaşmasını görmek istiyorlar. Filmin sonunda 12 Kızgın Adam’ı ikna edemiyor Sandra. Fakat yine filmin sonundaki gülümsemeyi çerçeveletip asasınız geliyor evinize. Dardenneler’e göre kahraman olmayan ama seyirciye göre kısmen kahraman olan Sandra Tanrı/İnsan korelasyonundaki kader kavramı ile senaryodaki olgunlaşmayı bir hayli hissettiriyor.

Diğer yazıları Konuk Yazar

They Live: Uyanmaya Hazır mısın?

Bazı filmler vardır, son sahnenin ardından jenerikler akmaya başladığında büyük bir boşluk...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir