Hobbit: Beş Ordunun Savaşı

Yazar: Yağız Ay

The Hobbit’i sinemaya uyarlamanın ötesinde bir üçleme olarak uyarlamanın birçok “huzursuzluğu” var. Her şeyden önce Yüzüklerin Efendisi gibi üç ayrı kitap olmadığı için “macera devam ediyor” hissinden ziyade bir yıl önce okumaya başladığınız ama belli sebeplerden ara verdiğiniz kitaba “madem başladık sonunu getirelim” diye döndüğünüzde yaşadıklarınıza benzer bir his baskın olarak kaplıyor bu seriyi. Bunun en belirgin neticesi de üç filmin -ne kadar bir bütün olarak çekilmelerine karşın- hiçbir zaman “bir” olamaması. The Hobbit filmlerinin üçü de “daha büyük şeyler olacak” vaadiyle bitiyor. Evet, üçü de yani Hobbit: Beş Ordunun Savaşı da bir “son” olmasına rağmen böyle bitiyor. Zira bu “büyük şey” Yüzüklerin Efendisi’nden başka bir şey değil. Bu durumda da The Hobbit üçlemesin varoluş sebebi Yüzüklerin Efendisi’ne “katalizör” olmaktan öteye gidemiyor. Elbette The Hobbit çekilirken bir “prequel” olarak tasarlandı, çekildi ve vaadi basitçe buydu. Ancak yolun sonundaki parlak ışığa ulaşmak için kullanmak zorunda olduğumuz kapkaranlık bir yol The Hobbit üçlemesi. Bu durum, kuşkusuz ilk defa olmuyor. George Lucas, Star Wars’a “prequel”lar yaptığında da oldukça benzer bir durumla karşı karşıyaydık. Yeni filmlerin her karesiyle beraber orijinallerinin ruhu biraz daha çürüyordu. Şimdi, ne kadar anlamsız bir laf olsa da tarihin tekerrür ettiğini söyleyebiliriz. Fakat Marx’ın sözünün aksine “önce trajedi, sonra komedi” olarak değil, ikisinde de trajedi! Hatta Tolkien Estate’in Tolkien kitaplarından bir daha film yapılmamasına dair kararını üzüntüden ziyade sevinçle karşılatıyor.

hobbit-beş-ordunun-savaşı-sinematopya-2

The Hobbit’in Yüzüklerin Efendisi kadar epik, sürükleyici bir macera olmamasının birçok sebebi var. En basitinden Tolkien’ın tasarladığı kitaplar birbirlerinden farklı, biri masalımsı öbürü epik, biri asalak bir Hobbit’in büyüme, olgunlaşma hikâyesi, öbürü Orta Dünya’nın yok olmasını engellemek için zorunlu bir görev. Kaynak kitaplar birbirlerinden bu açıdan çok ayrışmasına rağmen Peter Jackson’ın kafasında The Hobbit, Yüzüklerin Efendisi’nin bir “minyatürü” yalnızca. Belki kitabın mizahı, renkli dünyası gibi kendine özgü yanlarını barındırıyor ancak, bunlar “izin verilmiş” şeyler. Kötü karakter Orta Dünya’nın bütününe henüz dehşet salmadığı için insanlar, hobbitler, cüceler, elfler kendi aralarında şakalaşabiliyorlar; gölge her yere hükmetmediği için dünya o kadar parlak ve ışıltılı. Kötü karakteri küçülttük – ki bu kötü karakter (Sauron) kitapta geçmez bile, Necromancer diye birkaç satırda anılır – kahramanı da küçültmemiz gerekir ki ortada güçlerin çarpışabileceği bir çatışma olabilsin. Aragorn’u, kelime anlamıyla da, küçülterek Thorin kılıfında sunduk. İşte, burada bir problem ortaya çıkar, her şey o kadar küçülmüştür ki film kabaca “dolmamaktadır”. Bu noktada senaristlerin “nerde hata yaptık da hikâye bu kadar önemsiz kaldı” diyerek senaryoyu baştan yazmaları, gözden geçirmeleri gerekir. İkinci bir yol daha var, Peter Jackson ve ekibi bunu tercih etmiş, dolmayan yanlara “yama” yapmak. Bu yüzden ki The Silmarillion’ın neredeyse yarısı diyaloglara yedirilmeye çalışılmış, bir aşk üçgeni eklenmiş, aşk üçgeni yeteri kadar yan hikâye değilmiş gibi o yan hikâyeye bir de Ödipal referanslar serpiştirilmiş, kitapta adı en fazla iki sayfada anılan, 150 yıl önce ölen bir karakter –Azog- kötünün yeteri kadar kötü olamamasından mütevellit bir “nemesis” formunda filme iliştirilmiş, Galadriel ve Gandalf arasına ne olduğu belirsiz bir romans ilişkisi konulmuş.

hobbit-beş-ordunun-savaşı-sinematopya-1

The Hobbit serisinin sorunlu denilebilecek başka bir yanı da teknolojik tercihleri. İlk filmin 2012’de test gösterimleri yapıldığında verilen tepkilerden biri şundan yakınıyordu: “İzlediklerimiz bir film değil de sanki bir Orta Çağ tiyatrosu”. The Battle of Five Armies’e geldiğimizde ise bir nevi bu sorun ortadan kalkıyor. Tabi ufak bir bit yeniği ile. İlk filmdeki “Orta Çağ tiyatrosu” yorumunun kaynağı kamera önündeki kişilerin yaşadıkları dünyaya oturamamalarıydı. Orta Çağ tiyatrosunun terse döndürülmesi mevcuttur aslında, sonuç aynıdır sadece. Orada karakterler doğaüstü olayları oynarlar, yaşadıkları dünya ona uygun değildir. The Hobbit’te ise karakterler oldukça olağandır, dünya fazla doğaüstüdür. Doğaüstü ile kastettiğim ise fazla dijital, yapay olması. Herhangi bir fantastik filmde, söz konusu olan şudur: Kamera ile çektiğiniz normal dünya ve CGI ile eklediğiniz normal olmayan kişiler. Böylece ne olduğunu bilmediğimiz fantastik öğeleri bildiğimiz şekillerde algılayabiliriz. The Hobbit’te son filme vardığımızda ise tam tersi mevcut: Tamamen dijital bir dünya ve kamera ile çekilmiş normal kişiler. Bu yüzden filmin anlattığı hiçbir fantastik öğe bir türlü inandırıcı olamaz. Fantastik oldukları için değil, düzgün anlatılmadıkları için. Dünyanın dijitalliği o kadar baskın ki sanal ve gerçek ayrımı belirsizleşiyor bir yerden sonra. Beş Ordular Muharebesi sahnesi bazı anlarında The Battle for Middle-Earth adlı bilgisayar oyunundan fırlamış gibi duruyor. Çoğu zaman seyirciyi izlediğinin “sinema” olup olmadığı konusunda şüpheye düşürüyor The Hobbit.

hobbit-beş-ordunun-savaşı-sinematopya-3

Hobbit: Beş Ordunun Savaşı, süresinin önceki iki filmden daha kısa olmasından ve bir “son” olduğundan hikâyeye çeki düzen verdiği için serinin en izlenilebilir parçası. Bu yine de onu “iyi bir film” yapmıyor. Epik savaş sahnesi istediği kadar görkemli olabilir, Howard Shore da cennetten melodi ithal edip senfoniler yazabilir, her zaman kendisinden daha iyi bir şeyin dışarıda beklediğini söylediği sürece özgün ve kendinde olamaz The Hobbit serisi. Hiçbir yaratıcılık barındırmayan, safi kar amacıyla yapılan filmlerin piyasayı tamamen doldurduğu ve Orta Dünya’ya ne olursa olsun bir dönüşün bu karanlık piyasa tünelinin ucundaki ışık olduğunu da söylüyorlar. Fakat belki de tünelin ucundaki ışık hızla bize gelmekte olan bir trenden başka bir şey değildir…

Diğer yazıları Konuk Yazar

Kapıcılar Kralı Üzerine Bir Analiz

Kemal Sunal’ın köyden kente göç etmiş işbilir bir kapıcıyı oynadığı -ki bu...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir