İnsanları Seyreden Güvercin

Roy Andersson, “Yaşayanlar” üçlemesinin son filmi İnsanları Seyreden Güvercin’de, diğer iki filminde olduğu gibi, depresif, hareketsiz ve tekdüze bir dünyayı tasvir ediyor. Bu dünyadaki insanlar da aynı içinde yaşadıkları dünya gibi depresif, hareketsiz ve tekdüzeler. Yüzlerindeki bembeyaz solgunluğun yanında, hepsinin suratında sanki kısa bir süre sonra öleceklermiş gibi bir ifade var. Belki de bu yüzden, birkaç sahne dışında tüm sahnelerde, yaşayacakları gün sayısı yaşadıklarından az olan insanlar tercih edilmiş. Hatta Roy Andersson’un dünyasında ender bulunan gençler bile enerjiden yoksunlar.

Filmde sürekli tekrarlanan birçok cümle var. Bunlardan en önemlileri: “Amacımız insanlara eğlenmeleri için yardım etmek” ve “İyi olduğuna sevindim”. Bu iki cümle film içinde ironik bir anlam kazanıyor. Öyle ki, “İyi olduğuna sevindim” cümlesi 5-6 telefon konuşma sahnesinde var. Kimsenin mutlu olmadığı böyle bir dünyada bu cümleyi kurmanın bir tek anlamı olabilir: İnsanlar mutsuzluklarını reddediyor ya da reddetmeseler bile görmezlikten geliyor.

Başarılı bir kara komedi olarak nitelendirilen İnsanları Seyreden Güvercin’in bu kategoride bulunmasının iki nedeni var: Birincisi ciddi durumları sıradanmış gibi anlatması, ikincisi ise zıtlıkları bir arada verebilmekteki başarısı. Örneğin filmin iki ana karakteri Sam ve Jonathan’ın işi eğlenceli oyuncaklar satmak olmasına rağmen, eğlence sektörünün içinde olan bu ikiliyi gördüğünüzde aklınıza mutlu insanlar, kahkaha sesleri değil; ağlayan insanlar ve ölüm geliyor. Buna benzer zıtlıklar filmin geneline yayılmış ve Andersson bu zıtlıkları bazen ciddiyet bazen de sıradanlık sınırlarına umarsızca girerek adeta dalga geçercesine anlatmış. Mesela filmin ana müziği insanlarda mutluluk uyandıran, neşeli bir müzik.

pigeon-sinematopya

Filmin teknik özellikleri mükemmele yakın bir seviyede. Bunun nedeni teknik özelliklerin içerikle uyumlu olması. Eğer teknik özellikler içerikten kopuksa, içerik ve teknik özellikler iyi bile olsa, film bir bütün olarak hak ettiği değeri görmez. “İnsanları Seyreden Güvercin”deki bu içerik/teknik özellik uyumu filmin belki de hak ettiğinden bile fazla değer görmesini sağlıyor. Öncelikle filmde kamera hareketi diye bir şey yok. Kameranın hareketsiz olması, yazının başında bahsedilen depresif, hareketsiz ve tekdüze dünya tasviri için seçilmiş. Hızlı ve hareketli kamera, insanlara duyguları normalde yaşayacaklarından daha yoğun yaşatmak için seçilir. Roy Andersson izleyicinin olaylara objektif bakmasını istemiş. Bir sahneyi dakikalarca aynı açıdan hareketsiz çekmesi bu objektifliği sağlamak için. Seyircinin objektifliğini pekiştirmek hatta ilahi bakış açısı eklemek için sahneleri uzak bir perspektifle çekmiş. Hiçbir yakın çekim ya da zoom olmaması kendimizi karakterlerin yerine koymamızı, onlarla empati kurmamızı engelliyor. Bu durum bize hem objektivite hem de ilahi bakış açısı kazandırıyor.  Yoksa bir insanın ölümüne, ölüm döşeğindeki yaşlı bir kadının ağlamasına ya da şarap açmaya çalışırken kalp krizi geçiren bir adama gülme imkânımız olmazdı.

TIFF14-PigeonReflectingOnExistence2

Hareketsiz ve uzak kamera bakışının ortaya çıkardığı görüntü tahmin edilemez değil. Oyuncuların minimum seviyede hareket etmelerini ve sadece ihtiyaç duyduklarında konuşmalarını da ekleyecek olursak, karşımıza bir resim; izlediğimiz şeyin de bir film olduğunu düşünürsek bir resim sergisiyle karşı karşıya olduğumuzu söylemek yanlış olmaz. Filmde yaklaşık 100 sahne var. 100 dakikalık bir filmde 100 sahnenin filmi ne kadar durağanlaştırdığı hayal edilebilir. Ama bu durağanlık tam da Roy Andersson’un hedeflediği bir unsur.

Kendimize yönetmenin neden böyle bir dünyayı tasvir etmeyi seçtiğini sorarsak, verilebilecek en güzel cevap: “Bu dünya kanlı, canlı, kemikli insanlara ait değil; o insanların ruhlarına ait”  olur. Çünkü İnsanları Seyreden Güvercin’de tasvir edilen dünyadaki insanlar, empati yoksunluğu, saygısızlık, ölüm, para kazanma derdi, yalnızlık ve şu an içinde yaşadığımız dünyadan tanıdığımız birçok başka acıyla karşı karşıya kalıyorlar. Yani filmdeki dünya bize fantastik gelse de, filmin insanlarının yaşadıkları duygular bize yabancı değil.

Diğer yazıları İsmail Erk Deliormanlı

Jagten (2012): Avcı Av Olursa

Uyarı: Bu yazı Jagten (Onur Savaşı) filmi hakkında sürprizbozan (spoiler) içermektedir. Thomas...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir