Russell Crowe’dan: The Water Diviner (Son Umut)

Avustralyalı ünlü aktör Russell Crowe, 90’ların ortasına doğru yıldızı parlamış, özellikle 97’de Kevin Spacey ile başrolunu paylaştığı L.A. Confidential (Los Angeles Sırları) sonrasında devam eden ve tüm dünyada övgüleri hakeden Gladiator (Gladyatör) ve A Beautiful Mind (Akıl Oyunları) filmlerinde gösterdiği üstün oyunculuk performanslarıyla kariyerini zirveye taşımıştı. Hollywood sinemasının vazgeçilmez oyuncuları arasına giren Crowe, yıllarca usta yönetmenlerle çalışıp periyodik bir başarı sağlamıştı. Görülen o ki, yıllarca oyunculuk yaparak kariyerini sürdüren sinemacı, artık yönetmen koltuğuna oturmak istemiş ve Son Umut filmi için kolları sıvamış. Birinci Dünya Savaşı sırasında Çanakkale’de yaşanan savaşa, İngiliz ordusuna katkı sağlamak için kurulan Avustralya ve Yeni Zelanda Kolordusu’nda ülkemiz topraklarını işgal etmek için gönderilmiş/savaşmış Anzak askerlerinin hikayesinden yola çıkarak kaleme alınmış senaryo, gerçek bir hikayeden uyarlanmış durumda. Çanakkale Savaşı sonrasında Avustralyalı bir babanın Çanakkale’ye gelmesiyle dönemin defin işlemlerinde bulunan yüzbaşının mektubunda belirttiği yazıya ulaşan yazar/senarist Andrew Anastasios: ”Yaşlı bir adam oğlunun mezarını aramak için Avustralya’dan buralara kadar geldi.” cümlesini gördükten sonra ilhamını alır ve filmin diğer senaristi Andrew Knight ile Son Umut’un senaryosunu yazmaya başlarlar. Russell Crowe’un yönetmenlikte ilk uzun metrajı olan filmde, oyuncu ekibinde Crowe ile başrolü paylaşan Olga Kurylenko’nun yanı sıra Yılmaz Erdoğan ve Cem Yılmaz da bulunuyor.

SON UMUT (12)

1919 yılında, Avustralyalı becerikli çiftçi Joshua Connor’ın (Russell Crowe) hisleri doğrultusunda bulduğu alanı kazmasıyla ortaya çıkaracağı su, tarlası için oluşturacağı kuyunun habercisi olmaktadır. İnsanın doğayla birleşmesinin verdiği hazzı Connor’ın ışık saçan gözlerinde görürüz. İşini bitirip evine dönen çiftçi, karısının sitemi ile karşılaşır. Karısı, aradan dört yıl geçmesine rağmen Çanakkale Savaşı’nda kaybolmuş üç oğlundan haber alınamadığı, ölmüş olsalar dahi mezarlarının olmayaşının yakarışında bulunur. Son derece nemrut bir halde yaşamaya çalışan kadın, artık bu ızdıraba dayanamayıp intihar eder. Karısını kendi elleriyle gömen Connor için yaşama sebebi, karısının intihar nedeni olan isteğini yerine getirmekle şekillenecek ve Avusturalya’dan İstanbul’a uzanan haftalarca sürecek yolculuğuna başlayacaktır. Connor, İstanbul’a ayak bastığı anda dönemin kargaşasını hissedecek, çocuklarının başına ne geldiğini öğrenmek üzere hiç bilmediği bu topraklarda amacına ulaşmak için elinden geleni yapacaktır. Gelibolu’ya gitmenin seferberliği içine düşen Connor, bavulunu bir çocuğa kaptırırak koşuşturma içine girer. Çocuğun amacının hırsızlık olmadığı sonradan anlaşılır ki, koşuşturma bittiğinde bir otel kapısı görünür. Connor gülümseyerek, otelde konaklamak için içeri girer. Orada otel sahibesi Ayşe (Olga Kurylenko) görülür. Ayşe’nin hikayesi de savaşın getirdiği acımasızlıkla örtüşür: Savaştan sonra kocasından haber alamayan Ayşe için hayat, işletmek zorunda kaldığı otel (otelde yaşananlar) ile çocuğuna bakmakla geçmektedir. Connor, Gelibolu’ya nasıl gideceğini araştırırken, yönetmen, İstanbul’un zengin kültürünü de (Topkapı Sarayı, Sultanahmet Camii, Haydarpaşa Tren İstasyonu, Yerebatan Sarnıcı) gösteriyor. Yasal olarak Gelibolu’ya gitme durumu onaylanmayan Connor için tek çare yasadışı yoldan balıkçı teknesiyle Gelibolu’ya ulaşmak olacaktır. Kararlı ve inatçı halini film boyunca göreceğimiz Connor, askeri bölgeye geldiğinde amacını anlatacak fakat bu olayın mümkün olmayacağını, her bölgenin binlerce ölü askerlerle dolu olduğunu hatırlatan Binbaşı Hasan (Yılmaz Erdoğan) ve Çavuş Jemal (Cem Yılmaz) ile başlarda ters düşse de sonrasında işin içine vicdanın girmesiyle birlikte bu serüvende ortak olacaklardır. Connor’un hisleriyle bütünleşen inancı bu arayışta seyircilere çeşitli sürprizler getirecektir.

SON UMUT (13)

Filmin, özellikle dönemin Türkiye topraklarının işgal edilmesinde dünyanın öteki ucundan getirilerek bu vahşete ortak olan Anzakların bir prestij uğruna neden savaşa sürüldüklerinin eleştirisini vermesi bir yana, işgal edilmeye çalışılan Türkiyeyi haklı tarafta göstermesi, Türkiye açısından pek alışılmadık bir durum. Crowe, her iki tarafın hassasiyetini tartmış olacak ki olaya son derece barışçıl bakmaya çalışmış. Fakat filmin sonuna doğru gidildiğinde Yunanlıları düşman/kötü olarak gösteren yönetmenin bu filmi, Yunanlılar tarafından hoşgörü ile karşılanmayacak gibi. Filmin gidiş ritmi orta seviyede ilerlerken Crowe dışında oyuncuların tutuk performansından bahsetmemiz gerekecek. Özellikle Ayşe karakterini oynayan Olga Kurylenko’nun oyunculuğu kadar seslendirmesi de son derece yapay ve samimiyetsiz. Yılmaz Erdoğan ve Cem Yılmaz’ın performanslarına gelince, kendi çalışmalarında ortaya koydukları performansın altında bir grafik çizdiklerini söylemek mümkün. Film boyunca kimseden etkili bir oyunculuk görmüyoruz desek yeridir esasında. Ama şunu söylemekte fayda var ki; filmin bir kaç sahnesinde senaryonun diyalog kısımları Yılmaz Erdoğan ile Cem Yılmaz’ın elinden geçmiş gibi mizacı yüksek, Türkiye toplumunu anlayan ve güleceğini kestiren ince söylemler barındırıyor. Filmin görselliğinde artı bir değer gözlerden kaçmıyor çünkü görüntü yönetmenliğini bu işin ustalarından King Kong, Yüzüklerin Efendisi filmlerinin Oscar ödüllü görüntü yönetmeni Andrew Lesnie üstlenmiş. Filmin müziği ise görselliğine uygun bir parelellik göstermekte. Son Umut filmi sinematografik olarak sınıfta kalsa da, Türkiye’yi düşman göstermediği ve empati yolunu deneyerek anlamaya/anlatmaya çalıştığı için savaş karşıtı filmler arasına girmeyi hak etmiş gibi. Son olarak, filmin tanıtımında reklam olarak kullanılan ”Çanakkale Savaşı’nın 100. yılında gösterimde olacak” cümlesi için, bu denli ucuz bir siyasete gerek yoktu deme hakkına sahibiz. Türkiye izleyicisi bu filmi sevecektir. Fakat bir kahramanlık hikayesi bekleyenler için hayalkırıklığı olacaktır, bizden demesi.

Diğer yazıları Güney Birtek

Vuslat Saraçoğlu İle Borç Filmi, İyilik Kavramı ve Sinemada Kadın Üzerine Bir Söyleşi

37. İstanbul Film Festivali ‘nde en iyi filmle Altın Lale ödülü kazanan...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir