!f İstanbul

Published on Ocak 24th, 2015 | by Burak Hazine

14. !f İstanbul Hakkında Her Şey

Share Button
Önceki1 / 6Sonraki

İş Bankası Maximum Kart partnerliğinde düzenlenecek 14. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, yılın en çok konuşulan filmlerini Türkiye’ye getiriyor, partileriyle şehri ayağa kaldırıyor, etkinlikleriyle dünyamızı değiştirmeye devam ediyor. Brezilya’dan Endonezya’ya, Hindistan’dan Kenya’ya, 42 ülkeden 115 filmin gösterileceği !f İstanbul, 12 Şubat’ta İstanbul’dan yola çıkıyor, 26 Şubat-1 Mart tarihlerinde de Ankara ve İzmir’e uğruyor!

İş Bankası Maximum Kart partnerliğinde ve Mars Cinema Group ortaklığında yapılacak 14. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 12-22 Şubat 2015 tarihlerinde İstanbul’da, 26 Şubat-1 Mart 2015 tarihlerinde ise Ankara ve İzmir’de gerçekleşecek. !f İstanbul bağımsız sinemanın en iyilerini, yılın çok konuşulan ve bol ödüllü filmlerini sinemaseverlerle buluştururken, !f music partileri İstanbul’un eğlence hayatına alternatif olacak, !f² de 34 şehir, 40 farklı noktaya film götürecek.

42 ülkeden 115 filmin gösterileceği 14. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 12-22 Şubat tarihleri arasında İstanbul’da Beyoğlu Cinemaximum Fitaş, Cinemaximum Kanyon, Cinemaximum Budak; 26 Şubat-1 Mart tarihlerinde de Ankara Cinemaximum Armada ve İzmir’de ise Cinemaximum Konak Pier sinemalarında gerçekleşecek.

!f Büyük Gözler’le açılıyor

Festivalin açılış filmi, “Beetlejuice/Beterböcek”, “Edward Scissorhands/Makas Eller”, “Corpse Bride/Ölü Gelin” gibi fantastik öyküleriyle tanıdığımız usta yönetmen Tim Burton’dan geliyor: “Big Eyes/Büyük Gözler”. Sanat tarihinin en sansasyonel olaylarından birine odaklanan film, 50’li yıllarda iri gözlü çocuk tablolarıyla meşhur olan Margaret Keane’in, eserlerini ve yeteneğini sahiplenmeye çalışan eşi Walter Keane’e karşı verdiği mücadeleyi anlatıyor. Amy Adams ve Christopher Waltz’un başrolünde olduğu “Büyük Gözler”, eleştirmenlerce Burton’ın “‘Ed Wood’dan sonraki en kişisel filmi” ve “‘Big Fish’ten beri yaptığı en iyi film” yorumlarıyla karşılandı.

Digiturk Galaları: Yılın yıldızları ilk kez burada!

Digiturk Galaları, Toronto’dan Venedik’e, Cannes’dan Sundance’e, dünyanın önemli festivallerinde büyük ilgi görmüş, yılın en çok beklenen filmlerini Türkiye’de ilk kez seyirciyle buluşturuyor.

!f İstanbul ayrıca, ödül sezonunun öne çıkan yapımlarının da Türkiye galalarına ev sahipliği yapıyor.

a girl walk home alone at night sinematopya

“Walking on Water” ve “The Home Song Stories” ile pek çok ödül toplamış, Avustralya’nın en önde gelen yönetmenlerinden Tony Ayres’in hikâyesi ve anlatımıyla yılın en beklenmedik, en tekinsiz filmlerinden birine dönüşen kara filmi “Cut Snake/Kesik Yılan”; 2005’te “Forty Shades of Blue” ile Sundance’ten büyük ödülü, 2012’de ise “Keep the Lights On/Işık Açık Kalsın” ile Berlin’den Teddy Ödülü’nü kapan Ira Sachs’ın John Lithgow ve Alfred Molina’nın performanslarıyla çok konuşulan bağımsızı “Love is Strange/Aşk Başkadır”; üç yıl önce “Un amour de jeunesse/Elveda İlk Aşk”ıyla !f’çilerin gönlünü fetheden Fransız yönetmen Mia Hansen-Løve’ın Daft Punk ve Cassius gibi efsanelerin doğuşuna tanıklık etmiş elektronik müzik akımının kurucularından Fransız DJ Paul’un 18 yıllık yükseliş ve düşüş hikâyesini anlattığı “Eden/Cennet”; David Zellner’ın Coen Kardeşler’in kült filmi “Fargo”nun sonundaki gömülü çantayı bulmak için kendini yollara vuran bir kadını anlattığı, Sundance’ten Jüri Özel Ödülü, Fantastik Film Festivali’nden de En İyi Yönetmen Ödülü’nü alan filmi “Kumiko, the Treasure Hunter/Kumiko, Hazine Avcısı”; matematik dehası otistik bir çocuğun hayatına odaklanan, özellikle başroldeki genç oyuncu Asa Butterfield’in oyunculuğuyla övgüler toplayan ve yılın en iyi İngiliz bağımsızlarından “X+Y/X+Y”; Niki Caro’nun “Whale Rider”ından beri yapılmış en etkileyici Yeni Zelanda filmi sayılan ve çok az bilinen Yeni Zelanda kahramanı ve satranç şampiyonu Genesis Potini’nin gerçek hayat hikâyesinden esinlenen “Dark Horse/Kayıp Şampiyon”; “Dogma”, “Chasing Amy” gibi filmleriyle sıkı bir hayran kitlesi yaratmış kült yönetmen Kevin Smith’in korku ve komedi kıvamı bolca yerinde, Justin Long, Michael Parks, Johnny Depp ve Haley Joel Osment’lı garip filmi “Tusk/Mors Dişi”; 2003’te izlediğimiz “The Yes Men”den beri aktivizme yepyeni bir soluk getiren, yaptıkları çılgın eylemleriyle bugün bile tartışılan Yes Men grubunun son beş yılına tanıklık eden The Yes Men Are Revolting/Yes Men İsyanda” ve “Careful”, “The Saddest Music in the World” filmleriyle tanınan, “Kanada’nın David Lynch’i” Guy Maddin’in Roy Dupuis, Geraldine Chaplin, Udo Kier, Charlotte Rampling, Amira Casar gibi iddialı bir kadroyu bir araya getirdiği son filmi “The Forbidden Room/Yasaklı Oda”, “Digiturk Galaları” bölümü filmlerinden sadece birkaçı.

Bu bölümde ayrıca; yılın merakla beklenen filmlerinden Birdman”, “The Tale of the Princess of Kaguya”, “Look of Silence”, “The Last Five Years”, “Dear White People” ve “Rosewater” da Türkiye galasını yapacak filmler arasında…

“Amores perros”, “21 Grams”, “Babel” ve “Biutiful” filmlerinin yönetmeni Alejandro González Iñárritu’nun merakla beklenen yeni harikası “Birdman”, Michael Keaton, Emma Stone, Zach Galifianakis, Edward Norton, Naomi Watts gibi ünlü oyuncuları buluşturuyor. Bir zamanlar ikonik bir süper kahramanı canlandırmış, ama artık gözden düşmüş bir aktörün Raymond Carver’ın hikâyesinden uyarlanan bir Broadway oyunuyla eski günlerine dönme çabasını anlatan film, “Boyhood” ile birlikte Oscar yarışının en güçlü adayı sayılıyor.

birdman sinematopya 1

70’lerin kült animasyonu Heidi’nin yönetmenliğinin yanı sıra “Grave of the Fireflies”, “Only Yesterday”, “My Neighbors the Yamadas” gibi pek çok kült animeye imza atmış Isao Takahata’nın 14 yıl aradan sonra çektiği ilk film olan “The Tale Princess of the Kaguya/Prenses Kaguya’nın Masalı”; geçen yılın en iyileri listesinde ilk sıralarda yer alan “The Act of Killing” ile bizi şoke eden Joshua Oppenheimer’ın Venedik’te 5 ödül birden kazanan yeni filmi “Look of Silence/Sessizliğin Bakışı”; Richard LaGravenese’nin Jason Robert Brown’ın ayrılıkla biten evliliğinin son 5 yıllını kadın ve erkek gözünden anlattığı aynı adlı meşhur müzikalinden uyarladığı Anna Kendrick ve Jeremy Jordan’lı “The Last Five Years/Son Beş Yıl”; ağırlıklı olarak beyaz insanların okuduğu özel bir okuldaki Afro Amerikalıların mücadelelerini ironik bir dille anlatan, Sundance’te Jüri Özel Ödülü’nü alırken, başrolde övgüler toplayan Tessa Thompson’ın Gotham Bağımsız Film Ödülleri’nde Umut Vaat eden Oyuncu seçildiği “Dear White People/Sevgili Beyaz Irk” ve sadece ekran başarısıyla değil, zekası ve mizahıyla da Amerikan popüler kültürünün en etkili isimlerinden biri sayılan 13 Emmy ödüllü Jon Stewart’ın Gael Garcia Bernal ve Haluk Bilginer’i başrole taşıdğı filmi “Rosewater/Gül Suyu” ve kısalarıyla pek çok ödül kazanmış İranlı kadın yönetmen Ana Lily Amirpour’un İran’daki Bad City adlı bir hayalet kasabada geçen ve bu çivisi çıkmış kasabaya yeni gelmiş gizemli bir kadının hikâyesini anlattığı, İran sinemasının ilk vampir filmi olan “A Girl Walks Home Alone at Night/Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız”, Digiturk Galaları’nın en çok konuşulacak filmlerinden…

Bölümün en heyecan uyandıran filmlerinden biri de hiç kuşkusuz, dünya galasını !f İstanbul’da yapacak olan “Çekmeceler”. İlk filmleri “Zenne”yle büyük ilgi gören M. Caner Alper ve Mehmet Binay’ın yeni filmleri “Çekmeceler”, otuzlarının başındaki genç bir kadının doğumgününde kanlar içinde hastaneye kaldırılmasının ardında yatan korkunç gerçekleri konu alıyor. Senaryosu gerçek olay ve kişilerden esinlenilerek yazılan filmde, Ece Dizdar, Tilbe Saran, Taner Birsel, Nilüfer Açıkalın başrolde.

!f’ten “Süpriz Film”

Digiturk Galaları’nın en merak uyandıran filmi ise, adı ve konusu açıklanmayan “Sürpriz Film”! Şoke edici ve ürkütücü olacağı garantili filmin yurt dışındaki gösterimlerinde salonlar boşalmış, insanlar bayılmamak için yarısında kaçmıştı. Kurbanın kim olduğu sürekli değişen film, “Uzun yıllardır evdeki korku, perdeye bu kadar şoke edici bir şekilde yansıtılmamıştı; karakterleri gibi bu evden kaçmak isteyeceksiniz” sözleriyle tanıtılıyor.

Keş!f: Yılın ilham veren yönetmeni kim olacak?

!f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’nin uluslararası yarışmalı bölümü Keş!f, sekizinci yılında yılın ilham veren yönetmenini aramaya devam ediyor. İlk ya da ikinci filmini yönetmiş yönetmenlerin filmlerinin yarıştığı “Keş!f” bölümünde, ABD, Avustralya, Brezilya, Estonya, Fransa, Hollanda, Irak, İsrail, Yunanistan, Türkiye ve Ukrayna’dan toplam 9 film, 15.000 dolar para ödüllü Keş!f Ödülü için jüri karşısına çıkacak.

Fatih Akın’ın “Kısa ve Acısız” filmiyle büyük bir çıkış yakalayan, “Temmuz’da”, “Duvara Karşı”, “Pars”, “Büyük Oyun” gibi filmlerin yanı sıra Almanya’nın ünlü polisiye dizisi “Tatort”ta Türkiye kökenli bir dedektifi canlandırarak dikkatleri üzerine çeken, Leute Heute (ZDF) tarafından Almanya’nın en önemli aktörlerinden biri olarak gösterilen Mehmet Kurtuluş; Wim Wenders’ten Peter Greenaway’e, Joseph Losey’den ve Agnès Varda’ya pek çok usta yönetmenin filminde görüntü yönetmenliği yapmış, ama en çok 1990 yılından beri her filminde birlikte çalıştığı Claire Denis ile yaptığı filmlerle tanıdığımız César ödüllü Agnès Godard; “Roman Polanski: Wanted and Desired”, “Moonrise Kingdom” ve Noah Baumbach’ın “Greenberg” ve “Frances Ha”sının da bulunduğu pek çok ödüllü filmin yapımcılığını yapmış Lila Yacoub; “El hombre robado”, “Todos mienten”, “Rosalinda”, “Viola” ve bu yıl !f İstanbul programında da yer alan “Fransa Prensesi” filmleriyle tanıdığımız, işleri New York, Londra, Toronto, San Sebastian ve Berlin başta olmak üzere pek çok festival ve bienalde gösterilen, adına retrospektifler düzenlenen Arjantinli yönetmen Matias Piñeiro ve 16 yıldır belgesel ağırlıklı olmak üzere pek çok ödüllü filmin yapımcılığını üstlenmiş, son yıllarda Joshua Oppenheimer’ın Oscar adayı “Act of Killing” ve !f 2015 filmlerinden “The Looking of Silence/Sessizliğin Bakışı” filmlerinin de yapımcısı olarak adından söz ettiren Signe Byrge Sørense’den kurulu Keş!f jürisi, 2014’ün ilham veren yönetmenini seçecek.

The Tribe

Keş!f Uluslararası Yarışma’da jüri karşısına çıkacak filmler ise şöyle: İsrailli Nadav Lapid’in Cannes’ın Eleştirmenler Haftası’nda dünya prömiyerini yapan, sarsıcı ve son derece rahatsız edici bir toplum eleştirisi sunarken ustaca kurduğu kışkırtıcı sinema dili ile çok konuşulacak filmi “The Kindergarten Teacher/Yuva Öğretmeni”; tamamı işitme engelli insanlardan oluşan kadrosu ve çarpıcı görüntüleriyle yılın en iyilerinden biri sayılan, vurucu hikâyesi ve anlatımıyla Cannes Eleştirmenler Haftası’nda Büyük Ödül, Revelation Prize ile Gan Foundation Support for Distribution fonunu kazanan, Avrupa Sinema Ödülleri’nde de Yılın Keşfi seçilen Myroslav Slaboshpytskiy filmi “The Tribe/Kabile”; Sophie Hyde’ın Huffington Post’ta “çığır açıcı ve yeni bir nefes” sözleriyle karşılanan, Melbourne Kuir Festivali’nden Seyirci Ödülü, Berlin’in Generation’ından Kristal Ayı, Sundance’ten de Yönetim Ödülü’nü kazanan, annesi cinsiyet geçiş sürecinde olan genç bir kadının yaşadıklarını anlatan etkileyici draması “52 Tuesdays/52 Salı”; prömiyerini Toronto’da yapan, Varşova’da Ekümenik Jürisi, Selanik’te de Özel Artistik Başarı Ödülü’nü alan, Martti Helde’nin zorunlu göç hakkında yapılmış en şiirsel filmlerden birini ortaya koyduğu “In the Crosswind/Rüzgârların Arasında”, kalp atışı durmasın diye durmadan dans etmek zorunda olan vampir Zano’nun tuhaf ve olağanüstü hikâyesini konu alan, Selanik’te FIPRESCI ödüllü Yiannis Veslemes filmi “Norway/Norveç; Batin Ghobadi’nin ilk gösterimini yaptığı Toronto Film Festivali’nde “gizemli ve ürkütücü” bulunan ve Nuri Bilge Ceylan’ın “Bir Zamanlar Anadolu” fimiyle karşılaştırılan büyüleyici filmi “Mardan”; ödüllü belgeselleriyle tanınan İspanyol yönetmen Gabriel Mascaro’nun yönettiği ve Variety’nin “atmosferik medidatif drama” sözleriyle tarif ettiği, Locarno’da Özel Ödül’ü almış ve eleştirmenlerce yılın gizli hazinelerinden biri olarak işaret edilen “August Winds/Ağustos Esintisi”, karavanıyla sokaklarda noel ağacı satmak için New York’a gelen bir adamın yaşadıklarını Noel filmlerinin klişelerine düşmeden etkileyici ve samimi bir dille anlatan Charles Poekel filmi “Christmas, Again/Yine Noel” ve Türkiye’den Nesimi Yetik’in Adana ve Malatya festivallerinde “En İyi Film” seçilen, İstanbul’da gündelikçi olarak çalışan ve arabesk müzik dinleyerek ve şarkılar besteleyerek kendi halinde, mutlu dünyasında yaşayan 30’larının sonundaki bir adamın yaşadıklarını anlatan filmi “Toz Ruhu”.

Keş!f bölümündeki filmler ayrıca, Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) jürisi tarafından değerlendirmeye alınacak ve Aslı Daldal, Esin Küçüktepepınar ve Metin Gönen’den oluşan jüri, seçecekleri bir filme SİYAD Ödülü’nü verecek.

Aşk & Başka Bi’ Dünya: Yılın en yaratıcı müdahalesi aranıyor!

!f İstanbul’un geçen yıl başlattığı ve dünyadan aktivist filmlerin yarıştığı Aşk & Başka Bi’ Dünya’da ABD, Danimarka, Fransa, Hindistan, İrlanda, Kanada, Kolombiya, Norveç, Polonya, Rusya, Suriye ve Ukrayna’dan toplam 8 film jüri önüne çıkacak.

Aşk & Başka Bi’ Dünya Yarışması’nın bu yılki jürisinde sinema ve aktivizm dünyasının usta isimleri bir araya geliyor. Eşi Atom Egoyan’ın “Exotica”, “The Sweet Hereafter”, “Felicia’s Journey” gibi pek çok filminde başrolün yanı sıra, “À ma soeur!”, “Code inconnu” gibi pek çok ünlü ve ödüllü filmde rol almış Beyrut asıllı oyuncu Arsinée Khanjian, “Some Distant Day”, “Kurdi”, “Islamophobia” gibi pek çok filmde yapımcılık yapmış Marie Olesen ve barış mücadelesi, antimilitarizm, insan haklarıyla ilgili çalışan birçok STK ve hareketle yaptığı sayısız çalışmayla tanıdığımız sosyolog, feminist ve yazar Pınar Selek’ten oluşan jüri, “yılın en yaratıcı müdahalesini” seçecek.

ask-ve-baska-bi-dunya-yarismasi-31-295-3

12 ülkeden 8 film yarışacak

Kamerayla dünyayı değiştirmeyi başarmış yönetmenleri İstanbul’da ağırlayacak Aşk & Başka Bi’Dünya’da yarışacak filmler ise şöyle: Paris’te sürgünde yaşayan Suriyeli yönetmen Ossama Mohammed’in, Suriye’de yaşayan Kürt yönetmen Wiam Simav Bedirxan’ın internet yoluyla gizlice gönderdiği görüntülerle birlikte yönettikleri, yılın hazmı en zor deneyimlerinden “Silvered Water, Syria Self-Portrait/Gümüş Suyu: Suriye Otoportresi”; Sergei Loznitsa’nın geçen kış Ukrayna, Kiev’de başkan Yanukoviç rejimine karşı başlayan sivil ayaklanmayı konu alan filmi “Maidan/Meydan”; Jim Goldblum ve Adam M. Weber ikilisinin 70’lerden bu yana Yeni Delhi’nin meşhur sokak sanatçılarına ev sahipliği yapan gecekonduların yerine oteller ve AVM’ler yapmak için yıkmak isteyen hükümet ile yerli halkın karşı karşıya gelişini anlatan “Tomorrow We Disappear/Yarın Yokuz”; Variety’nin “Çok güçlü, Steinbeck’yın, adeta Amerikan tarihinin umutsuz bir anının fotoğrafını çekiyor”, Hollywood Reporter’ın “Heyecan verici, olağanüstü bir belgesel sinemacılık” sözleriyle tarif ettiği, Sundance’te Jüri Özel Ödülü’nü alan, Full Frame, Miami ve San Francisco film festivallerinde de en iyi belgesel seçilen Jesse Moss filmi “The Overnighthers/Gececiler”; Andreas Dalsgaard’ın Kolombiya’da uyuşturucu kartellerine karşı halkın umudu olmayı başarmış Yeşil Hareket’in öncüsü Antanas Mockus’un seçim süreci ve sonrasında yaşadıklarını anlattığı “Life is Sacred/Yaşam Kutsaldır”; belgesel sinemacı Jessica Oreck’in ormanda bir kulübede yaşayan korkunç bir cadıyı konu alan bir Slav masalından yola çıkarak kurmaca ve belgeseli karıştıran sipirütel ve şiirsel büyüleyicilikteki yeni filmi “The Vanquishing of the Witch Baba Yaga/Büyücü Baba Yaga’nın Yok Oluşu”; Sophie Deraspe’nin Suriye’deki medya etiğini sorguladığı, iki kadın arasındaki basit bir internet flörtünün uluslararası bir entrikaya dönüşmesinin akıllara durgunluk veren gerçek hikayesini konu alan ve ilk gösterimini 2015 Sundance’te yapacak olan “The Amina Profile/Amina Profili” ve seyirciyi Tarlabaşı’nın renkli dünyasına götürerek burada yaşayanların hayatlarını ve tüyler ürperten bir İstanbul’u görmemizi sağlayan Marianna Francese ve Jaad Gaillet belgeseli “Tarlabaşı and Me/Tarlabaşı ve Ben”.

Önceki1 / 6Sonraki


Yazar Hakkında

İstanbul’da doğdu. Liseyi bitirdikten sonra öğrenimini sinema üzerinde devam ettirmek istediyse de 6 sene sonunda tıp doktoru oldu. Biletsiz.com ve Sinema Kulübü‘nde yazdı. 2 sene süren Blogger macerasını sonlandırarak Sinematopya'yı kurdu. Şimdilerde ise junior bir hekim. Bir yandan mesleğini icra edip bir yandan da sinema konusunda kendini geliştirmeyi hedefliyor. E-posta: [email protected]



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑