Eleştiri

Published on Ocak 17th, 2015 | by İsmail Erk Deliormanlı

Alfred Hitchcock’s Rope (1948)

Share Button

Rope, Yale üniversitesinde hukuk okuyan iki öğrencinin, sırf yapabileceklerini görmek ve bundan keyif alabilmek için bir cinayet işlemeleriyle başlar. Yeni katil olan Brandon ve Phillip, üstün insanlar için bir ayrıcalık ve sanat olarak gördükleri cinayetlerini taçlandırmak adına adeta bir kutlama adı altında parti düzenlerler. Partiye öldürdükleri arkadaşları David’in babasını, sevgilisini ve yakın arkadaşını da davet etmişler, yemek masasını da cesedi sakladıkları sandığın üzerine kurmuşlardır. Ayrıca Üstinsan hakkında görüşleri kendilerininkine paralel olan akıl hocaları Rupert Cadell (James Stewart) de davetliler arasındadır. Friedrich Nietzsche’nin Üstinsan tanımına ve filmde nasıl işlendiğine geçmeden önce, filmin tekniğini incelemek faydalı olacaktır.

Alfred Hitchcock’un ilk renkli filmi olan Rope, içeriğiyle tekniğini ilişkilendirebilmeyi başarmış ve bu yüzden değerini hala kaybetmemiş bir deneydir. Deney olarak tanımlanmasının nedeni, çekildiği yıllar için büyük yenilikler barındırmasıdır. Öncelikle film tek bir mekânda geçmektedir. Filmin süresi 80 dakika olduğu gibi anlattığı zaman periyodu da 80 dakikalık bir zaman dilimini kapsar. Üstelik sahne geçişleri öylesine ustalıkla gizlenmiştir ki, filmi izledikten sonra var oldukları hatırlanmaz. 80 dakika boyunca hiç kesilmeyen çekim ile hareketli kamera, belli bir amaca hizmet eder ve Hitchcock bu amaca ulaşmıştır.

Filmin 80 dakikalık kesintisiz bir sahne olarak çekilmesinin iki nedeni vardır: İlk neden olarak belirtmek gerekir ki, film bir tiyatro oyunundan uyarlanmıştır. Hitchcock filmin altyapısını korumak istemiş ve sinemanın kurallarının dışına çıkarak “kesintisiz” bir film çekmiştir. Filmin tiyatrodan uyarlandığını bilmeyen bir izleyici, dikkat ederse, filmin bu özelliğini fark edebilir. İkinci neden ise, içerik ve tekniği bir araya getirir. Şöyle ki, filmde duyulan ilk insan sesi, iki kişi tarafından iple boğulan bir insanın ölmeden önce attığı çığlıktır. Aynı zamanda bu sahne filmin ilk sahnesidir. Bu sahneyi cesedin tahta bir sandığa konması takip eder. Filmin kesintisiz tek bir sahne olarak çekilmesi, cinayetin tek tanığı olan izleyicinin o odadan bir anlığına bile ayrılmamasını ve cesedin o sandıktan çıkarılmadığına emin olmasını sağlar. İzleyici filmi izlerken bir cesedin o sandıkta soğumakta olduğundan adı gibi emindir.

Hitchcock, izleyiciyi 80 dakika boyunca bir mekâna hapsetmenin ve zamanda ilerleme ya da gerilemelerin olmamasının neden olacağı durağanlığı bertaraf etmek için birkaç çözüm düşünmüş. Neredeyse hiç durmadan hareket eden kamera bu çözümlerin başını çekiyor. Diğer bir çözüm ise, Brandon ve Phillip’in apartman dairesinin devasa ve etkileyici New York manzarası. Bu manzara izleyiciyi bir odaya hapsolma hissinden kurtarıp, izleyicinin dış dünyayla bağlantısını kaybetmemesini sağlamış.

hitchcock's rope sinematopya 2

Filmin teknik detaylarının içerikle nasıl örtüştüğünü anladıktan sonra, içeriğin kendisine odaklanmak gerekir. Brandon, kendisini diğer insanlardan üstün gören ve bu yüzden de işlediği cinayetten vicdan azabı duymayan birisidir. Çünkü ona göre vicdan sadece zayıf insanlarda bulunur. Ayrıca kendisinden aşağı gördüğü bir insanın hayatı onun için önemsizdir. Brandon’a göre duygusal açıdan zayıf olmak bir hatadır ve sıradan olmak suçtur. Kendisini sıradan görmemesi, kendisini Üstinsan (Übermench) olarak görmesi sonucunu doğurur.  Suç ortağı Phillip ise, Brandon’a göre daha duygusal ve zayıftır. Yine de Brandon, Phillip’i Üstinsan olarak nitelendirir.

Nietzsche’ye göre insanlık, Üstinsan ile hayvanlar arasında bir yerdedir. İnsan, kendi insanlığını aşıp Üstinsan’a ulaşmalıdır. İnsanın hayattaki tek amacı bahsedilen Üstinsanlık mertebesine ulaşmaktır. Bu mertebeye ulaşabilmek için insan vicdansız, duygusuz ve iradeli olmalıdır. Ayrıca Nietzsche “Tanrı öldü” diyerek din ve ahlak kurallarının Üstinsanı bağlamadığını vurgular. Çünkü iyilik-kötülük, güzellik-çirkinlik normlarının sadece sıradan insanlar için geçerli olduğunu düşünür. Bu normları, sıradan insanın nasıl düşünmesi, neyi iyi neyi kötü ve neyi güzel neyi çirkin olarak algılaması gerektiği konularında ona yol gösteren birer kalıp olarak görür. Üstinsan bu kurallara bağlı olamaz çünkü onun bu kurallara ihtiyacı yoktur.

Nietzsche’nin Üstinsan tanımının İslam felsefesinde de karşılığı bulunur. Tasavvuf düşüncesindeki insan-ı kâmil Üstinsanla oldukça benzer özellikler taşır. Bu inanca göre, insan hayatını insan-ı kâmil mertebesine ulaşmak için geçirmelidir. Bu yolda acılar çekmeli, nefsini terbiye etmeli, iradesini yok etmeli ve sonunda insan-ı kâmil’e ulaşmalıdır. İnsan-ı kâmil, bir insanın ulaşabileceği en üst seviyedir.

hitchcock's rope sinematopya 3

Filmde “diğerlerinden üstün olma” teması Brandon ve Rupert arasındaki konuşmalar aracılığıyla işlenmiştir. Brandon’ın akıl hocası olan Rupert’in, cinayetin üstün insanlar için bir sanat ve ayrıcalık olduğunu savunan görüşleri, oğlunun cesediyle aynı odada bulunduğundan habersiz babanın eleştirilerine maruz kalır. Baba, bu düşünceleri insanlık dışı bulur ve kabul etmez. Hitler’in de aynı düşünceleri öne sürerek cinayetler işlediğini hatırlatır. Tam bu sırada Brandon devreye girer ve Üstinsan olmakla ilgili düşüncelerini sıralar. Hâlihazırda, öldürülen David’in partiye gelmemesi bir gerginliğe neden olmuşken, üstüne bu tartışma partinin keyfini iyice kaçırır. Kısa bir süre sonra insanlar David’i aramak için partiden ayrılırlar. Brandon ile Phillip cinayeti işlemekle kalmayıp cesedin bulunduğu bir odada parti vermenin ve buna rağmen yakalanmamanın rahatlığını yaşarlar. Ancak gelişen olaylar üzerine gerçeğin akıl hocaları Rupert tarafından ortaya çıkarılması planlarını bozar.

Filmin son dakikaları, Üstinsan kavramının göreceliliğini ve bu doğrultuda yanlışlığını iddia eder niteliktedir. Rupert, Brandon’ın bir başkasından üstün olduğunu düşünmeye hakkı olmadığını ve eğer böyle bir hak olsaydı da bu kararın bir insan tarafından verilemeyeceğini söyler. Brandon’a “Sen Tanrı mısın?” sorusunu bu yüzden sorar. Brandon Rupert’a bahsettiği Üstinsan düşüncelerini kendisinden öğrendiğini hatırlatması üzerine, Rupert düşüncelerinde yanıldığı kanısına varır ve bu fikirlerinden utandığını söyler.

Üstinsan ve insan-ı kâmil ile ilgili düşüncelerin doğru olduğu kabul edilirse, Brandon’ın aslında gerçekten de Üstinsan olmadığı kanısına rahatlıkla varılabilir. Cinayeti işledikten hemen sonra içtiği sigaradan aldığı keyif, onun da iradesine karşı gelemediğini ve nefsini kontrol etmekten çok uzak olduğunu gösterir. Ayrıca öldürmek için seçtiği kurbanın Harvard mezunu olması ve bunun cinayet için haklı bir sebep teşkil ettiğini söylemesi, cinayeti iddia ettiği gibi bir ayrıcalık ve sanat olduğu için işlemesinin yanında başka sebepleri olduğunu da gösterir. Son olarak, cinayeti Phillip ile beraber işlemesi ve Phillip’in zayıf duygusal yapısına ek olarak sözlerinin bile Üstinsan kavramıyla uzaktan yakından ilgisinin olmaması ama Brandon’ın onu böyle nitelendirmesi, işlenen cinayetin arkasında Üstinsan olmaktan başka nedenler yattığının göstergesidir.

Sonuç olarak kişisel bir Üstinsan tanımı vermek gerekirse: İnsan durmadan kendisi ve hayat üzerine düşünmeli ve yaptığı her şeyde bir anlam aramalıdır. Hazzı reddedebilmek ve kayıtsızlık, insanın sahip olabileceği en büyük iki güçtür ve sahibini yenilmez kılar. Dünya üzerinde öyle bir insan yoktur ki, bahsedilen bu üst mertebelere ulaşabilsin. Tüm öğretiler çabalamayı ve yaşamı bu “yolda” geçirmeyi öğütler. Hayat yolda olmaktır.


Yazar Hakkında

1993'te doğdum, 2007'de dedem öldü. Aynı yıl İstanbul'a taşındım. Aklım 2007 ve öncesinde, çocukluğumda kaldı



4 Responses to Alfred Hitchcock’s Rope (1948)

  1. banu says:

    genel olarak çok güzel bir yazı olmuş. sitedeki bu tarz yazılar sinemaya ilgimi arttırıyor. ellerinize sağlık. fakat üstinsan insanı kamil benzerliği biraz çelişkili geldi bana. insanı kamil olan vicdanı önemser nefsi terk eder. üstinsansa nefsi terk eder ama vicdanı da terk eder. ve yazının sonundaki üst mertebeye ulaşma çabası da insanı kamil olma anlamında doğru ama üstinsan olmak anlamındaysa katılmıyorum.

  2. Kübra says:

    Üstün insan ve insan-ı Kamil arasındaki belki de tek benzerlik iradeye hakim olmaktır. Fakat yazıda aynı şeylermiş gibi bahsediyorsunuz. Bilmediğiniz bir konu hakkında bu şekilde benzetme yapmanız çok yakışıksız.

    • Üstinsan ve İnsan-ı Kamil arasındaki benzerliklerin, ikisinin de ulaşılması gerekilen bir üst mertebe olması ve ikisinin de iradeye hakim olmayı öğütlemesi ile sınırlı olduğunu biliyorum. Yazımda da benzerliklerini bunlarla sınırlı tuttum. Ancak yapılan yorumlardan anlıyorum ki aklımdaki bu bilgileri yazıma yansıması gerektiği gibi yansıtamamışım.

      Eğer yanlış anlaşılmalara sebep olacak bir anlatım eksikliği varsa, bunu burada düzeltmemi sağlayan yorumlarınız için çok teşekkür ederim

Bir Cevap Yazın

Back to Top ↑