Çalsın Sazlar: Son 10 Yılın Müzikal Tatmini En Yüksek Türk Filmi

Türk insanı meyhaneyi bilir. Ne yendiğini, ne içildiğini, neler yapıldığı ve neler söylendiğini hiç gitmemiş bile olsa bilir. Rakı sevmese de meze sevmese de meyhaneyi bilir. Ama en çok da şarkılarını bilir meyhanenin. Dudaktan düşmeyen, hafızalardan silinmeyen eski parçalara hep bir aşinalığı vardır. Duydu mu durmaz, eşlik ediverir. Nesli Gölgeçen’in son filmi Çalsın Sazlar, bir aşk üçgenini unutulamayan bu eski parçalar eşliğinde anlatıyor.

Bir Rum olan Barba (Engin Hepileri), meyhane sahibidir. Küçük bir dükkanı, ona yetecek kadar müşterisi vardır. Hem patron hem garsondur. Dükkanı çekip çevirir, müşteriyi güldürür eğlendirir. Çünkü o “barba”dır. Meyhane de bir de Türk klarnetçi (Caner Cindoruk) vardır. Barba’nın çocukluk arkadaşı, meyhane sazının da başıdır. Her zamanki gibi keyifli bir akşamda, en yakın arkadaşı Barba’ya bir sürprizi vardır: Yasemin (Belçim Bilgin). Sesiyle meyhaneyi renklendiren, müşteriyi eğlendiren Yasemin; kısa bir sürede ikilinin hayatına girmeyi başarır. Kafası karışık Yasemin’in karşısında iki seçenek vardır. Bir tarafta aklı başında Barba, öbür tarafta ise gönül adamı “zurnacı”.

Film, 1955 sonrası dönemde geçiyor. Kıbrıs’taki hareket, İstanbul Rumlarına duyulan bir nefrete dönüşüyor. Bu şartlar altında Barba’nın hayatını devam ettirmeye çalışması, hamile eşini Atina’ya göndermesi, polisle yaşadıkları diyaloglar, dönem havasının yakalanması çabasından ibaret olarak kalıyor. Olayları bir sonuca bağlayabilmek adına yaratılan bu dönem havasının tek faydası, meyhane ortamı ve çalınan ezgilerin daha keyifli hale gelmesi oluyor.

çalsın sazlar sinematopya 1

Oyunculardan bahsetmek gerekirse, filmin en zayıf halkası kesinlikle Sarp Gölgeçen. Filmdeki birçok oyuncuya kıyasla aldığı rolün fazlalığına rağmen karakterin yapay kalışı, filmin akışını bozuyor. Filmin akışını kesen bir başka etken de Yasemin karakterinin okuduğu parçalardaki dublajın başarısız oluşu. Görüntü ve ses arasındaki inanılmaz farklılık ve akustik değişimi, izleyiciyi rahatsız edecek boyutlarda. Onun dışında filmdeki her oyuncu, özellikle de Engin Hepileri, oyunculuğun hakkını veriyor. Eksikleri olsa da (örneğin satış gerçekleşmedikten sonraki süreçte ailenin durumuna dair değişim), senaryo keyifli. Dönem filmi olmasına gerek kalmaksızın, aşk üçgeni arasındaki ilişkiler sıradan ancak başarılı. Hikaye ise abartıyla gerçeklik arasındaki ince çizginin tam üzerinde.

Filmin belki de en çok üzerinde durulması gereken konusu müzikleri. Geçen senenin müzikal anlamda en başarılı filmi olan Whiplash’le (2014), tarzları göz ardı edildiği takdirde kıyaslanabilecek bir yapım. Belçim Bilgin’in genel olarak şaşırtıcı ve keyif veren performansı, parça seçimindeki özen hayranlık verici. Filmdeki hiçbir oyuncuyu sevmeseniz de, yönetmenin tarzını beğenmeseniz de, dönem filmlerinden artık bıkkınlık geldiyse bile yalnızca müzikleri için gidilmesi gereken, Ezel Akay’ın Neredesin Firuze (2004) filminden beri Türk Sineması’nın müzik olarak en çok haz veren, en çok tatmin eden film. Böylesi filmlerin devamı dileği ile…

Filmin özeti niteliğinde bir parça:

Diğer yazıları Sinematopya

Joker’den tüm zamanların ekim ayı en iyi yabancı film açılış rekoru

Türkiye’de 4 Ekim’de 313 Sinemada, 435 Salonda Vizyona giren JOKER, 4-6 Ekim...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir