Foxcatcher Takımı (2014)

Biyografik yapımlar ile kurgusal yapımlar arasındaki en büyük fark; biyografi türünün yegâne kaynağı hayatın kendisiyken, kurgusal yapımların bir insanın hayal ürününden ibaret olmasıdır. İnsan aklında mükemmel bir şekilde bir plan yapabilir, ancak bu plan beyindedir, yani soyuttur. Bu planın gerçek yaşama yansıması, yani somutlaşması, beraberinde bazı bozulmalar getirir ve bu bozulmalar planın asla mükemmel bir şekilde hayata geçirilemeyeceğini gösterir. Kurgusal yapımlar beyinde bulunan o soyut planın kişinin eserine mükemmel yansımasıdır. “Sadece filmlerde olur” cümlesi bunu kanıtlar niteliktedir. Biyografik yapımlar ise bünyesinde gerçek yaşamın bozuntularını bulundurur. Bu yüzden biyografik bir senaryonun filmini çekmek kurgusal bir senaryoya göre daha zordur.

foxcatcher-poster87. Oscar Ödülleri’ne yönetmen, özgün senaryo, makyaj ve hem başrol hem yardımcı erkek oyuncu adaylığıyla giden Foxcatcher Takımı, Olimpiyat altın madalyalı iki güreşçi abi-kardeş ile onları kendi bünyesine katmak isteyen zengin bir ailenin mirasçısının yaşamlarından bir kesit sunuyor. Filmin en dikkate değer öğesi, karakterleri tüm derinlikleriyle yansıtabilmesindeki başarısı. Bu yüzden filmi özetleyerek yorumlamak yerine her bir karakteri ayrı ayrı incelemek daha faydalı olacaktır.

Mark Schultz (Channing Tatum)

Mark, yaşamını yıllar önce Olimpiyat oyunlarında kazandığı altın madalyanın düşüncesiyle geçirmekte olan bir güreşçidir. Tam bir Amerikan vatanseveri olan Mark, Amerika’yı temsil ederek kazandığı altın madalyanın ilgi görmemesi hatta bilinmemesi karşısında öfke doludur. Hatta bu öfke onu toplumdan uzaklaştırmış, izole bir hayat sürmesine neden olmuştur. Ekonomik açıdan da kötü durumda olan Mark, 20 dolar karşılığında bir ilkokulda Amerika ve güreş hakkında konuşma yapmayı kabul edebilecek bir durumdadır. Abisiyle olan ilişkisi, hayatındaki en somut ve gerçek şeydir. Bu ilişkiyi tarif edecek en iyi iki kelime soğuk ve yoğundur. Filmin başında, abisiyle yaptığı antrenman sahnesi bu soğuk ve yoğun ilişkiyi en güzel betimleyen sahnedir.

Mark kendisine göre sefil bir hayat sürerken, John du Pont adında zengin bir kişiden aldığı teklif hayatını tamamen değiştirecektir. Bu zengin adamın yaptığı teklif Mark’ın hayatındaki en büyük iki eksiği kapattığından teklifi düşünmeden kabul eder. Bu iki eksik para ve altın madalyasına –dolayısıyla kendisine- verilen önemdir. Mark tamamen kendisinin oluşturacağı bir güreş takımı kuracak ve üst düzey antrenman tesislerinde çalışacaktır. John du Pont, yaptığı bu cömert teklif karşılığında somut bir istekte bulunmaz. Tek isteği Mark’ın kendisine sunulan mükemmel antrenman tesislerinde çalışarak tekrar şampiyonluğa ulaşmasıdır. Bir isteği de Mark’ın abisi David Schultz’u da aralarında görmektir.

David Schultz (Mark Ruffalo)

Mark, abisine Foxcatcher takımında kendisine katılmasını teklif ettiğinde, David kardeşinin bu teklifini geri çevirir. Çünkü David, Mark ile aynı durumda olmasına rağmen içinde bulunduğu durumu kabullenmiş bir çizgidedir. Koçluk yaparak geçimini sağlar ve karısı ile iki çocuğuyla mutlu bir yaşam sürmektedir. John du Pont’un yaptığı teklifi kardeşi gibi “aç” bir şekilde karşılamamasının nedeni budur. Onun hayatında para ve umursanma iki büyük eksik değildir. Çünkü hem bir işi vardır hem de bir ailesi. Bu yüzden bu cömert teklif ilgisini çekmez. Ancak John du Pont “hayır” cevabını duymaya pek alışık değildir.

John du Pont (Steve Carell)

John du Pont’un annesiyle olan ilişkisi, John’un hareketlerini anlamlandırmak açısından çok önemlidir. Psycho (1960)’daki anne-oğul ilişkisinin çok benzeri Foxcatcher Takımı’nda da vardır. John da Norman Bates gibi yaptığı her hareketiyle annesine yaranmaya, onun gözüne girmeye çalışır. Bu tutum, baskın anne figürünün yarattığı bir durumdur. John, sahip olduğu tüm zenginliğe rağmen yapayalnız bir çocukluk geçirmiştir ve bu yalnızlığını Mark ile kapatmak istemiş olacak ki, Mark’a artık abisiyle çalışmaması gerektiğini, başarıya ancak abisinden koparsa ulaşabileceğini söyler. Mark da John’u dinleyerek abisinden uzaklaşır ve John’un mutlak hâkimiyeti altına girer. John artık Mark’ı adeta bir köle gibi kullanmaktadır. Hatta John ve Mark arasında öyle bir sahne vardır ki bu yararlanmayı çok güzel anlatır: John, Mark’ı gece geç saatte güreşmek için uyandırır, Mark patronu John’a bilerek kaybeder ve John, Mark’ı yüzüstü yere yatırarak maçı kazanır. Bu sahne öyle bir sahnedir ki, gözlerinizi kapatsanız duyduğunuz nefes seslerinden John’un Mark’a tecavüz ettiğini zannedersiniz. Aslında cinsel olarak olmasa da durum budur. John, Mark’ın zihnine tecavüzde bulunmaktadır.

foxcatcher-3

John, isteyerek ve bilerek Mark ve abisinin arasını bozduktan sonra, bir anda kararını değiştirir ve ne yapıp edip David’i takıma alır. David de artık ailesiyle beraber Foxcatcher çiftliğinde yaşamaya başlar. Bu durum Mark ile John arasındaki ilişkiyi bitirir. Çünkü Mark, sırf John istedi diye abisi David ile arasını bozmuştur ve John, David’i bir anda takıma alarak neden-sonuç düzleminde incelenemeyecek bir harekette bulunmuştur. David’in Foxcatcher takımına katılıp takıma koçluk yapması kardeşiyle arasındaki kötü giden ilişkiyi de düzene sokmuştur. Yani önce John, David’in yerini almış daha sonra David, John’un yerini alarak durum eski haline gelmiştir. Bu iki değişim de John’un isteği üzerine olmuştur. Burada Mark’ın karakterinin güçsüzlüğü fark edilir.

John, annesinin ölümü üzerine onun çok değer verdiği, gerçekten de maddi olarak değerli olan atları doğaya salar ve onlardan kurtulur. Bu aslında John’un annesinin boyunduruğu altında yaşamaktan kurtulmasını temsil eder.

foxcatcher sinematopya

Sonuç

Foxcatcher Takımı, bastırılan duyguların ortaya çıkışlarına tanık olduğumuz ve güçlü karakter tasvirlerinin yanı sıra karakter-karakter arası ilişkilerin ve bu ilişkilerin karakterlerin üzerindeki etkilerini gözler önüne sermede son derece başarılı bir film olmayı başarmıştır. Kuşkusuz oyunculuklar bu başarıdaki en büyük paya sahiptir.

Bastırılan her duygu, er ya da geç, değişerek ve güçlenerek, tahmin edemeyeceğimiz bir şekilde ve zamanda ortaya çıkar. Sonradan özgürleşen, sonradan zenginleşen insanların davranışları eskisi gibi olmaz. Bu değişimin nedeni bastırılmış istekler ve duygulardır. Baskı, insanın doğasını bozar yani doğasına aykırıdır.

Diğer yazıları İsmail Erk Deliormanlı

Elle (2016): İnsan Kusurlu Olabilir Mi?

Elle, bir kadının evinde tecavüze uğradığı bir sahneyle açılıyor. Kadın tecavüze uğradıktan...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir