Le Chef: Mutfaktaki Soğuk Savaş

Daniel Cohen’in üçüncü yönetmenlik deneyimi olan Comme Un Chef (Le Chef) filmi, Fransız sinemasının önden gelen isimlerinden Jean Reno’nun başrolde olduğu keyifli bir yapım. Alexandre Lagarde (Jean Reno) dünyaca ünlü, 3 yıldızlı bir şeftir. Fakat Lagarde’ın geleneksel mutfaktan yana oluşu, patronu Stanislas (Julien Boisselier) için maddi bir külfettir. Lagarde’dan kurtulabilmek için elinden geleni ardına koymayan Stanislas, son olarak da zor durumdaki şefin yardımcılarını satın almıştır. Yardımcı arayışındaki Lagarde’ın karşısına Jacky Bonnot (Michaël Youn) isimli bir genç çıkar. İnatçı ve taviz vermez tavırları sebebiyle her mutfaktan kovulan Jacky, şans eseri karşılaştığı Lagarde’ın yanında işe girer. Diğer yardımcılardan farklı olarak Lagarde’ı kendinden bile daha iyi tanıdığını iddia eden Jacky, Alexandre’yi bile kendine hayran bırakacaktır.

Alexandre, kibirli bir aşçıdır. Kendinden daha iyisi olmadığının en büyük kanıtı olarak, 15 yıl boyunca koruduğu 3 yıldızı gösterir. Kendini adını taşıyan restoranını ayakta tutabilmek için az zamanı kalmış olmasına rağmen, geleneksel mutfağa duyduğu saygıdan asla taviz vermemeye kararlıdır. Bu kararlı tavrı her ne kadar kendinden taviz vermez bir görüntü çizse de, Lagarde’ın aslında yeniliklere kapalı karakterinin bir göstergesidir. Hayatı boyunca elde ettiği tüm bu başarılar ise, kibrinin kaynağıdır. Jacky, bir aşıktır. Yemek yapmak onun için ne bir meslek, ne bir hobidir. Yemeğe dair bildiği birçok şeyi Lagarde’dan öğrenmiş, hayatı boyunca da onun öğretilerini uygulamıştır. Ancak Alexandre’den farklı olarak Jacky, geçmişe bağlı değildir. Önündeki geleceğin ve gelecektekilerin önemini kavramıştır. Yemek konusunda kendine güveni vardır, çünkü bildiği her şeyi en iyiden öğrenmiştir. Bu kendine güveni hayatına da yansımış, hayat sanki bir mutfakmışçasına bildiğini okumaya ve kendinden asla taviz vermemeye devam etmiştir.

84 dakika gibi kısa denebilecek bir süreye sahip olan film, öngörülür olmasına karşın anlatıdaki akıcılıkla birlikte sıkıcı hale gelmekten kendini kurtarıyor. Özellikle Michaël Youn’un performansı, eğlenceli bir atmosferde geçen filmi daha da renkli kılıyor. Ancak özellikle belirtmek gerekir ki Jacky ve Lagarde’ın “moleküler mutfak” gözlemi ve deneyimi, Türk espri anlayışı için fazlasıyla sığ kalıyor. Yine de izlemesi keyifli, kısa süresiyle de sıkmayacağının garantisini veren bir yapım.

le chef sinematopya 1

Diğer yazıları Sinematopya

Sean Penn Dolu Bir Aksiyon: The Gunman

Bağımsız yapımlar dışındaki birçok filmin “yeni” yerine “yine” sözcüğünü kullandığını fark edenlerin...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir