Serbest Çağrışım Bilim Kurguyu Sevenlere: “OXV: The Manual”

OXV: The Manual ya da diğer adıyla Frequencies (2013); yönetmenliğini, senaristliğini ve yapımcılığını yönetmen Darren Paul Fisher’ın üstlendiği bağımsız bir İngiliz yapımıdır. Yönetmenin deyişiyle Romantik-Bilim Kurgu-Felsefe (sci-philosophical-romance) janrında yapılmış olan ilk filmdir. Daha önceki iki filmi teen-comedy janrında olan yönetmen bu üçüncü filminde iki büyük tutkusu olan bilim ve felsefeyi birleştirmiş, insan yaşamında özgür irade var mıdır yoksa her hareketimiz deterministik ilkelere bağlı olarak önceden belirlenebilir mi sorusunu merkeze almıştır.

Yönetmenin deyişiyle, DNA’nın keşfi yerine insanların doğuştan itibaren yaydığı frekansların keşfedildiği bir evrende geçiyor hikayemiz. Daha ilkokuldayken yapılan bir sınav sonucunda frekansınız belirleniyor ve gelecek yaşamınızda ne kadar başarılı olacağınız frekansınız ile doğru orantılı olarak değişiyor. Yüksek frekanslı olan bireyler çok daha başarılı ve şanslı olurken empati ve duygulardan yoksun oluyor. Tam tersine düşük frekanslı bireyler şanssız, yanlış zamanda yanlış yerde olan ancak duygusal olarak daha normal bireyler oluyorlar. Bu frekansları değiştirmenin bir yolu olmadığı düşünüldüğü için toplumsal statünüz ve kaderiniz önceden belirlenmiş oluyor.

Hikayemiz sıfırın altında bir frekansa sahip Isaac-Newton Midgeley ile alışılmışın üstünde bir frekansa sahip olan ve bizim evrenimizin otistik savantlarını andıran Marie-Curie Fortune arasındaki ilişki üzerinden ilerliyor. Isaac (Zak) çocukluğundan beri Marie’den hoşlanmaktadır, Marie ise herhangi bir duygusu olmamakla birlikte deney yapma isteği ile Zak ile görüşmektedir. Ancak Zak ile Marie’nin her yıl birlikte harcayabilecekleri sadece 1 dakikaları vardır. Bu dakikayı aştıkları takdirde doğa durduk yere yağmur yağdırarak, zelzele yaparak, gökten bagaj yağdırarak bu birlikteliğin devamına engel olmaya çalışır. Filmin en naif olan bu ilk kısmında kahramanlarımızın çocukluk ve ilk gençlik yıllarındaki birlikte olma çabalarını ve bunun yarattığı tuhaf sonuçları izleriz.

Filmin ikinci üçte birlik  kısmında karakterlerimiz yetişkin olmuştur. Zak ve Marie tekrar bir araya gelir. Zak problemlerine bir çözüm bulmuştur. Arkadaşı Theo-Adorno ile birlikte, bazı kelimelerin telaffuz edildiğinde kişilerin frekanslarının değişebildiğini bulmuş, ortamdaki değişkenleri hesaplayarak doğru kelimeleri üreten bir cihaz (oxv: the manual) üretmişlerdir. Gerçekten de bu kelimeler telaffuz edildiğinde Zak ve Marie’nin frekansları birbirine yaklaşır, geçirdikleri vakit artar ve Marie bütün hayatı boyunca özlemini duyduğu duygulara sahip olur. Ancak ilerleyen günlerde bu kelimelerden bazıları telaffuz edildiğinde karşı tarafa istenen her şeyin yaptırılabileceğini fark ederler. Bundan sonra işin içerisine gizli devlet güçleri, komplolar, tarihi hikayeler ve ucundan kıyısından Mozart girer. Filmin naifliğinin kaybolup serbest çağrışım ile konunun zenginleşmesi de buradan başlar.

Filmimizi önce Marie’nin sonra Zak’in en son da Theo’nun gözünden izliyoruz. Her karakterin çocuk, ilk gençlik ve yetişkinliğini üç farklı oyuncu canlandırıyor. Marie’nin gözünden izlediğimiz kısımlarda filmin bilim kurgu yanı, Zak’de romantik yanı, Theo’da ise felsefi yanı ağır basıyor. OXV: The Manual kendisine anlatmak için çok fazla konu seçtiği için hiçbirini de tam olarak kotaramıyor. Filmi “Her”‘de olduğu gibi romantik-bilim kurgu izleme hevesiyle açarsanız hayal kırıklığına uğrarsınız çünkü oyuncular çok donuk (Zak bile) ve aşık olarak inandırıcı değiller. Felsefi yönü ağır basan bir bilim-kurgu izlemek için açarsanız hayal kırıklığına uğrarsınız, çünkü özgür iradenin varlığını sorgulayan, kaos teorisine ufaktan ufaktan göz kırpan (hatta insanların davranışlarının öngörülebilir desenini çözen bir karakter bulunduran) bir film için senaryo fazla zorlama ve eksik gedik.

Gattaca’da da benzerini gördüğümüz gibi, önceden belirlenmiş frekansların kişinin toplum içindeki yerini nasıl etkileyeceğini, toplumsal sınıfların bilimsel olarak belirlendiği bir evrenin halini tartışan bir bilim kurgu izlemek istiyorsanız yine hayal kırıklığına uğrayacaksınız çünkü bu konu da tam olarak işlenmiyor. Kahramanımız Zak frekansını değiştirme çabasına girmeseydi nasıl bir hayatı olurdu sorusunun cevabını görebileceğimiz bir örnek yok filmde.

FREQUENCIES-sinematopya-1

Sonuç olarak OXV: The Manual’ın en büyük problemi zaman. Belli ki yönetmenin anlatmak istediği çok fazla şey var, ama bütün bunları 104 dakika içerisine düşük bir bütçeyle sığdırmaya çalışması zorlama olmuş. Filmde her şey çok hızlı oluyor, bütün problemler birkaç dakikada çözülüyor, her şeyi hep aynı kişiler yapıyor. İnandırıcılıktan uzak beyaz tahtada problem çözme sahneleri defalarca, defalarca ve defalarca tekrar ediyor. Filmin rahatsız edici olan bir başka yanı da kendi yapay evreni içerisinde bile bazı şeyleri açıklamaktan özellikle kaçması. Frekansa dair her garip şey için “yan etki” denilip geçiliyor. Neden bazı kelimeler frekansı etkilerken bazıları etkilemiyor açıklanmıyor. Frekanslar bulunduğundan beri onları geri çevirmeye çalışan bir yığın bilim insanı varken ve ses dalgaları önceden denenmiş bir yöntemken neden Theo ve Zak başarılı oluyor açıklanmıyor. Bazı kelimeler nasıl oluyor da insanları kontrol edebiliyor açıklanmıyor ancak sürekli bir yan etki sözcüğü havada uçuşuyor film boyunca. Bu kadar açıklanmayan şey varken, filmdeki 100 dakikanın neredeyse tamamının bir şeyleri açıklamaya ve çözmeye çalışarak geçmesi ve bunu da çok acemice yapılması da seyirciyi yoruyor. “Konuşmalı” filmlerden eriniyor değilim ancak bu filmin diyaloglarında gerçekten bir olmamışlık var. Yönetmen senaryodaki boşlukları, ucu açıklıkları özellikle bıraktığını söyleyerek bunun üstünü örtüyor.

OXV: The Manual ile ilgili bir başka olmamışlık da seçilen evrenin tutarsızlığından kaynaklanıyor. Şans faktörünü frekanslarla açıklamak üzere bir evren yaratılmış ve bu bence çok yaratıcı bir fikir. Ancak frekansla ilgili “yan etki” tadındaki anlayamadıkları olguları yeri geldiğinde kuantum dolanıklık gibi bu evrene ait yüzeysel bilgi sahibi oldukları kavramları ağızlarına alarak açıklamaya çalışmaları biraz acıklı olmuş. Bu şekilde filmin kime hitap ettiği konusunda da bir belirsizlik oluşuyor. Yönetmen bu filmin ortalama bir insana hitap ettiğini söylüyor, hatta kendisi de filminde geçen bazı fizik kavramlarına çok fazla hakim olmadığını, yüzeysel olarak bir problem olmadığı takdirde konuları fazla derinlemesine okumadığını, bunun yaratıcılığı azaltacağını düşündüğünü söylüyor. Dediği gibi ben fiziği en son lisede görmüş ortalama bir insan olarak filmin hitap ettiği kitlenin bir parçasıyım ancak adı geçen kavramları biraz daha derinleştirmesini, kuantum ve yan etki kavramlarının arkasına saklanmamış olmasını isterdim. Belki modern fiziğe daha hakim izleyiciler için çok daha farklı anlamlar ifade eden bir film olabilir.

Yazımın sonlarına yaklaşırken yönetmenin Avustralyalı Tom Magazine’e vermiş olduğu röportajdan ilginç bir anekdotu paylaşmak istiyorum. Röportajda yönetmene OXV: The Manual’ın fikrinin nereden geldiğini sormuşlar. Bir kız arkadaşıyla randevusu esnasında bir yardım organizasyonu bilet satıyormuş, yönetmenimiz de kızı etkilemek adına birkaç tane bilet almış. Ancak kız arkadaşı bununla yetinmeyip biletlerin ödüllü çekilişine de kalmak istemiş. Yönetmen yardım için bu biletleri aldıklarını, böyle şeylerde kazanamayacaklarını söylese de kız genel olarak bu tür şeylerde kazandığını söylemiş ve çekilişe gitmekte ısrar etmiş. Çekiliş sonunda kız arkadaşı gerçekten de kazanmış. Bu olay da yönetmenimizi neden bazı insanların daha şanslı olduğu konusunda düşünmeye sevk etmiş. Aynı evrende yaşadıkları halde farklı şans faktörüne sahip insanlar fikri de bu olaydan sonra şekillenmeye başlamış.

Çok hoş ve yaratıcı bir konunun acemi ellerde ele alınması yüzünden vasat bir film OXV: The Manual. Yönetmenimiz hem senaryo için hem de bilimsel arka planı için danışmanlık alsaydı ve zaman sınırlamasını kaldırmak adına filmi mini dizi ya da dizi olarak çekmiş olsaydı, bu film bilim kurgu alanında önemli köşe taşlarından biri olabilirdi ve muhtemelen Black Mirror ve Utopia gibi İngiliz dizileri ile aynı cümlede anılabilirdi. Bütün bunlara rağmen yazının başlığında da belirttiğim gibi serbest çağrışım bilim kurguları seviyorsanız, senaryodaki eksik gedikleri çok fazla önemsemeyen ben filmin vermek istediği mesaja bakarım diyebilen insanlardansanız bu filmden keyif alabilirsiniz. Zira izleyicisinin ilgisini çekmek için sekse ya da şiddete başvurmayan, ikinci yarısından sonra bir şeylerin patlamaya başlamadığı, safi fikir ve sanat amacı güden sempatik bir yapım Frequencies.

Selene Doğanlar

Diğer yazıları Konuk Yazar

My Sweet Pepper Land (Tatlı Biber Diyarım)

Yönetmenliğini Güney Kürdistanlı Hiner Saleem’ın yaptığı Tatlı Biber Diyarım, İstanbul Film Festivali’nin...
Devamı

1 Comment

  • Zak ve theo nun nasıl başarılı olduğu konusunda yeterince bilgilendirilmedigimiz yazmışsınız. Fakat gizli devlet güçleri ve theo nun babası bu konu üzerinde fazlasıyla durdu diye düşünüyorum. Bu “çözüm” daha önceleri de bulunmuş fakat kötü durumlar ortaya çıktığı için yok edilmiş. Filmde anlatılan bu ama bu açıklama da filmin her sahnesinde olduğu gibi çok yüzeysel kalmış maalesef.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir