Zvyagintsev ile Rusya, Devlet ve Leviathan Üzerine Bir Söyleşi

Andrei Zvyagintsev’in kibar ama ağzı sıkı olduğuna dair bir ünü var. Anlaşılması çok da güç değil. Bu yıl Cannes’da, günümüze dek güncel Rus politik sistemiyle alakalı çekilmiş en katı filmi için ödül kazandı. O zaman da söylemişti, derdi güce karşı koymak değilmiş. Evet, Leviathan sıradan Rus insanının zalimce yozlaşmış bürokrasiyle çarpışmasını gözler önüne seriyor. Fakat yönetmenin söylediğine göre ABD’de yaşanmış bir olaydan esinleniyor ve uluslararası bir kıssa olarak tasarlanıyor.

Yapımcısının Moskova’daki gösterişli ofisine soğuk bir sonbahar sabahı varıyorum. Guardian’ın Moskova muhabiri olarak takdim edildiğimde soluk bir surat beni selamlıyor: “Demek politika hakkında yazıyorsunuz?” diye soruyor endişeli bir şekilde.

Fakat konuşmaya başladığımız andan itibaren engeller kalkıyor. Dikkatlice ölçülüp biçilmiş kinayeler, pek açık sözlü sohbetimiz boyunca karşılıklı olarak değiş tokuş ediliyor. İlk 90 dakika boyunca yalnızca bir kez duraksıyor, onda da eşi hasta olan bir arkadaşıyla telefonda konuşuyor. iPhone 4 kullanıyor kendisi -ki bu Moskova standartlarını düşündüğümüzde o çevrede takoz bir Nokia kullanmaktan farklı bir şey değil.

Buluşmamızdan birkaç gün önce Rus sinema dairesi, muhtemelen geniş yankı uyandırdığı için Leviathan’ı yabancı dilde en iyi film Oscar ödülü için aday gösteriyor -üstelik film vatansever bir formda değilken, muhtemelen de bir devlet politikası olarak yapıyorlar bunu. Kendisi bu hareketten etkilenmiş mi? Modern Rusya’da bir kariyer inşa etmenin güçlükleri hakkında bir monolog başlıyor. Sessizce fakat düşünerek konuşuyor -ve belli ki sinirle.

Bir mayın tarlasındaymışsınız gibi; burada yaşamanın verdiği his aynen bu. Yaşamınız, uzmanlık alanınız, kariyeriniz hakkında herhangi bir beklenti yaratmanız eğer sistemin içinde değilseniz oldukça güç. Bu aptalca bir toplum yapısı ve aynı zamanda ne yazık ki yaşadığımız bölgenin ebedi lanetlerinden biri. Hukuk kuralları ve  eşit haklar üzerine var olan fikirleri bu topraklarda tartışmaya açmak çok zor. Toplumda bazı tartışmalar var fakat her biri amaçsız. Herhangi bir anda bir şeyler söyleme özgürlüğüm varmış gibi davranmanın mutlak boşluğunu içimde hissediyorum. 50 yaşına geldim ve hayatımda hiç oy kullanmadım. Çünkü adım gibi biliyorum ki bizim sistemimizde oy kullanmak tamamen amaçsız ve boş bir eylem.

Derin bir nefes alıyor: “Sorduğun soruya gelince; evet, şaşırmıştım.

leviathan sinematopya 1

Leviathan, azman bir devletin zorbalığıyla karşı karşıya kalan bir bireyin neler yaptığıyla ilgili bir film. Aleksei Serebryakov, ardı ardına 600 gece votka içmiş Stuart Pearce’i andıran, çetin adam Nikolai’ı canlandırıyor. Nesillerdir onun ailesi denizi gören bir kulübede yaşamaktadır. Bu topraklar, klasik olarak şişman belediye başkanı tarafından arzulanmaktadır. Nikolai’ın düşüncesine göre başkan, oraya lüks bir malikane yapmayı hedeflemektedir. Yerel polis ve mahkemelerle olan ilişkilerini kullanan başkan, tahliye kararını çıkarttırır ve toprak sahiplerine de gülünç miktarda bir para verir.

Film, Nikolai’ın başvurusunu reddeden bir hakimin yargı kararını, Rus mahkemelerinde vakit geçirmiş herkese tanıdık gelecek bir mizaç ve tonla okuyuşu ile açılıyor. Şimdilerde bir avukat olan eski bir arkadaşından yardım alıyor Nikolai ve böylece her iki tarafın da motivasyonunun yüzde yüz lekesiz olmadığı epik bir mücadele başlıyor.

Pek çoğuna göre bu senenin Cannes’da yarışan en iyi filmi olan Leviathan, Zvyagintsev’in dördüncü filmi. O, yaşamının ilk 40 yılının büyük bir kısmını bir oyuncu olmak için harcamış. Sibirya’da bulunan Novosibirsk’teki okul günleri ona göre “sinemanın hayali ve takıntısı” ile geçmiş. Askerlik döneminde Kızıl Ordu sinema topluluğunda yer almış, daha sonra ise Sovyet toplumunun devasa bir değişim geçireceği dönemin arefesinde, 1986’da, yani 22 yaşında Moskova’ya gelmiş.

İşler iyi gitmemiş. Dvornik adı verilen ve şimdilerde Orta Asya’dan gelen göçmenlerin düşük maaşla yaptığı temizlikçilik ve kar küreme işini yıllar boyu yapmış. Bu esnada pek çok kitap ve filmi de yalayıp yutmuş söylediğine göre. “Al Pacino’yu Bobby Deerfield’de seyrettim ve resmen çıldırdım. Rusya’da o film siyah beyaz formatta gösterilmişti, renkli halini gördüğümde bende çok daha farklı bir etki yaratmıştı. Onun nasıl oynadığını gördüm ve afalladım; bunu nasıl başarabildiğini anlayamıyordum.

Daha sonra küçük reklam filmleri ve çerçöp denebilecek dizilerde çalışmaya başlamış. Bir arkadaşı ona yönetmen olması konusunda öneride bulununca da ilk yönetmenlik denemesini bir mobilya mağazası için çektiği ucuz bir reklam ile gerçekleştirmiş.

2000’lerin başında Zvyagintsev hala kameranın ön kısmındaymış fakat arka kısmın üstesinden daha iyi geliyormuş. Bir dizi için yarımşar saatlik dedektif hikayeleri çekerken bir yapımcı onun yeteneğini fark etmiş ve 2001 senesinde ona bir film teklifi götürmüş.

The Return (2003)

2003 tarihli ilk filmi Dönüş, Zvyagintsev’e Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan ödülünü kazandırmakla kalmadı, üstelik ona uluslararası şöhret ve ortaya koyduğu iş gereği kaçınılmaz şekilde Andrey Tarkovski ile kıyaslanma zorunluluğu getirdi. 2007’de gelen Sürgün’den sonra 2011’de günümüz Moskova’sında geçen bir aile draması (Elena) ile ahlaki seçimler üzerinde durdu. Film, Moskova’yı ruhsuz, bitmez tükenmez bir distopya olarak resmediyordu; öyle ki şehir, insanların gözüne çok nadiren bu kadar mide bulandırıcı gözükmüştür.

Elena ile birlikte anlaşıldı ki Rusya’da geçen ve oradaki insanların halini anlatan filmler yapılabiliyormuş. Aynısını Leviathan için de iddia edemez miydi ki?

Bu temel fikirler her yerde amacına uygundur,” diyor ve gülümseyerek ekliyor: “Fakat elbette bu film Rusya hakkında. Tam olarak bir Rus filmi.

Elena (2011)
Elena (2011)

Gerçekten de öyle. Açılış kısmında bir ayı mandolin çalıp vals yapsa dahi Leviathan bu halinden daha Rus olamazdı. Mahkeme salonlarından kiliselere ve trafik polislerine, her şey tam anlamıyla Rus bu filmde. Her şeyin gerçek olduğunu, tüm bunların paralel, hayalimizdeki bir Rusya’dan ziyade somut Rusya olduğunu da Pussy Riot referanslarından ve belediye başkanının ofisinde asılı duran Vladimir Putin portresinden rahatlıkla anlayabiliyoruz.

O portre, film ekibi çekim yapmak için gerçek bir hükumet binasına gittiğinde duvarda asılıymış. Yani hiçbir şeyin değiştirilmesine ya da üzerinde oynanmasına gerek kalmamış. “Her şeyin tek bir kişinin elinde olduğu ve herkesin itaat etmek zorunda olduğu feodal bir sistemin içindeyiz,” diyor Zvyagintsev, filmini de basitçe tarifleyen modern Rusya’nın güç yapısını açıklarken.

Sinema ve tiyatroda küfretmenin yasaklanması üzerine yeni çıkarılan ve bu sebeple Leviathan’ın ciddi bir şekilde sansüre uğradığı yasadan bahsediyorum. “Bence çok aptalca ve saçma, üzerinde düşünülmemiş bir kural,” diyor ve ekliyor: “Diğer pek çok kural gibi. Yakın dönemde parlamento bazı yasa teklifleri ile hepimizi şaşırttı. Onlar kendilerini ‘ahlak askerleri’ olarak tanımlıyor. Belki gerçekten ahlaki olarak temizdirler ve bizim de kendileri gibi olmamızı istiyorlardır. Fakat görevlerinin insanların daha iyi bir yaşam sürmesini sağlamak olduğunu, onları daha ahlaklı yaşamaya itmek olmadığını anlamış gibi gözükmüyorlar.

Hiç şüphe yok ki Leviathan’ın en vurucu taşlaması kilise kurumuna yönelik. “Biz Rus halkının ruhunu yeniden uyandırıyoruz” diyor filmdeki zorba piskopos, sesi hiddetle titriyor ve Rusya’nın kuyusunu kazan düşmanların bir listesini okuyorken. Bu öyle bir ses ki, devlet kontrolü altındaki televizyon kanallarındaki akşam haberlerinde rahatlıkla bir benzerini duyabilirsiniz. Zvyagintsev kendini laik fakat inançlı biri olarak tanımlıyor. Söylediğine göre 28 yaşındayken vaftiz edilmek istediğine karar vermiş fakat sonradan öğrenmiş ki kendisi henüz 2 yaşındayken büyükannesi ve büyükbabası onu zaten gizlice vaftiz ettirmiş.

Leviathan’ın rüşvetçi ve organize kilise tasviri, mahvolmuş bir politik sistem ve kafası dumanlı bir toplumla birlikte otoritelerin betimlemek istediği Rusya’dan farklı değil.

leviathan sinematopya 2

Zvyagintsev’in filminin kültür bakanlığından bir miktar fon yardımı aldığını belirtmek gerek lakin yeni düzenlemeler gereği artık yalnızca vatanseverliği aşılayan sinema eserleri bu yardımdan faydalanabilecek. “Kimse devletin cebini dolduracak propaganda filmlerine karşı değil. Fakat bu kişiler aynı zamanda diğerlerinin de icabına bakmak zorunda; yoksa felaket olur. İnsanlar Kuzey Kore’deymiş gibi yaşayacak; rehine muamelesi görecek ve kendi yollarının en doğrusu olduğundan emin olacak.

Kendisi tereddütsüz biçimde dalgalara karşı yüzüyor. Bunun bir işareti de Rusya’nın kültür bakanı Vladimir Medinsky’nin geçtiğimiz aylarda açıkça Leviathan’ı beğenmediğini söylemesi ve filmden rahatsız olmuş gibi gözükmesiydi.

Yani dedi ki ‘bırakınız tüm çiçekler büyüsün ama biz sadece kendi istediklerimizi sulayacağız’. Bu açıklamasından sonra kovulmalıydı çünkü yaptığı şey direkt olarak bünyeye ve ifade özgürlüğüne tecavüzdü. Sanatın kurallarını kötüye kullanamazsınız. Herkes eşit olmalıdır. Devlet desteği olmadan sanat işleyemez ve bu destek de herkese eşit şekilde dağıtılmalıdır.

andrey zvyagintsev sinematopya 2

Leviathan, devlet canavarının karşısında dikilmeyi deneyip denememe konusunda ikilemde kalmış bir adamı anlatıyor. Bu durumda çaresiz, oy dahi kullanmayan Zvyagintsev ne düşünmektedir?

Pek çok insan bulunduğun pozisyonda ne yapabilirsen onu yaptığın ufak eylemler uygulayarak bazı şeylere katlanmamız gerektiğini düşünüyor. Benim pozisyonum da yönetmen koltuğunda. Politik olarak aktif değilim. Fakat çevremde neler olacağına karşılık vermemek de yapabileceğim bir şey değil.

Bu yazı, The Guardian‘ın 6 Kasım 2014 tarihinde yayınlanan Andrei Zvyagintsev röportajından çevrilmiştir.
Diğer yazıları Burak Hazine

Beginners (2011)

Bağımsız yönetmen Mike Mills’in ikinci uzun metraj sinema filmi denemesi olan Beginners,...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir