American Sniper: Hollywood’un Amerikan Gücüne Armağanı

Yazar: Yağız Ay

Aslen Spielberg’e ait olan ancak daha sonra Clint Eastwood’a emanet edilen “Amerikan tarihinin en ölümcül nişancısı” Chris Kyle’ın Irak’a yaptığı dört turu ve ülkesine döndükten yaşadığı psikoloji çöküntüyü anlatan American Sniper, ezan sesiyle açılıyor. Filmin büyük çoğunluğu ve açılış sahnesi Irak’ta geçtiğinden herhangi bir anormallik yok bununla ilgili. Fakat filmin yapısı ile ilgili bir yorum yapmamıza imkân tanıyor. Arada direkt bir bağ veya gönderme olmasa da ezan sesiyle açılan bir başka film de William Friedkin’in The Exorcist’idir. Bu ilgisiz gözüken bağı vurgulamak şu açıdan önemli: Esasında The Exorcist ve American Sniper arasında hiçbir fark yoktur; iki film de ‘iyinin’ (ABD/rahip) ‘kötü’yü (Araplar/şeytan) ikamet ettiği, henüz olgunlaşmadığı için kendini koruyamayacak durumda olan yerden (Irak/küçük kız) kovmasını anlatır. Başka bir deyişle, günümüzde savaş filmleri savaş filmi olmaktan öte bir korku filmi gibi işlemektedirler. Bu, filmdeki milliyetçilik dozunun epeyce artmasını beraberinde getirir. Zira The Exorcist mantığıyla düşünürsek, kötünün olduğu bir evrende yapılabilecek en mantıklı şey iyiye fanatik bir dereceye ulaşana kadar bağlanmaktır. Madem şeytan diye kötücül bir mevcudiyet var ve Tanrı ve İsa’ya gıcıklık olsun diye insanları yoldan çıkarmaya uğraşıyor, o halde neden bütünüyle kendimi Tanrı’ya bağlamayayım ki? American Sniper bu bağlanma motifi üzerine kurulu, dolayısıyla körüklediği milliyetçilik Zero Dark Thirty, Saving Private Ryan gibilerinden çok daha ileri düzeyde: “Madem ‘Araplar’ diye işi gücü oraya buraya füze atmak olan kötücül, habis bir güruh var, neden bu vahşi hayvanlarla savaşanları sonuna kadar desteklemiyoruz?” sorusu filmin bir nevi özeti niteliğinde.

Elbette burada kaçınılmaz bir soru ortaya çıkıyor: Adında “American” geçen film Amerika’yı nasıl eleştirsin? Bu soru filmi eleştirirken ucuz anti-Amerikanizm tuzağına düşmemiz açısından önemli. Perdede kırmızı, beyaz, mavinin ortaya çıktığı anda saldırı oklarını yöneltmek sağlıklı olmayabilir. Çünkü Eastwood, Kathryn Bigelow gibi tabir-i caizse çelik gibi bir anlatım tarzı benimseyip izleyicisini gerçek hayata dair fanteziler kurmaya davet etmiyor; onun filmi fantezinin ta kendisi, Irak savaşına dair bir psikotik bir rüya, hipergerçek bir cehennem. Kahramanını ve onun başından geçmiş olaylar üzerinde oynayarak, onları daha sinematografik hale getirerek Amerikancılığı aklamaya çalışmıyor Eastwood; Amerikancılığın nasıl yapılması gerektiğine dair bir kullanım kılavuzu sunuyor. Bundan dolayı, bir anlamda Bush ve Blair kadar savaşın içinde yer alıyor; onu “başka araçlarla” devam ettiriyor. Ancak bu savaşın gerçek kurbanı sinemasından başka bir şey olmuyor; 20. yüzyılın ünlü Katolik’i ve detektif öykücüsü Gilbert Keith Chesterton’ın sekülerizm ve din üzerinden yaptığı bir tartışmayı anar ve kelimeleri oynatarak filmin dokunduğu konulara uyarlarsak: “Özgürlük ve insanlık uğruna barbarlıkla savaşmaya başlayanlar, eğer barbarlık ile savaşabiliyorlarsa özgürlük ve insanlıktan eninde sonunda vazgeçerler. Amerikalılar sadece Arapların değerlerine saldırmadılar, eğer onlara bir faydası olduysa kendi değerlerini de paramparça ettiler.

american sniper

Jean Baudrillard, Apocalypse Now’ı eleştirirken filmin savaşın yarattığı psikolojik çöküntüden etkilenmemiş olmasından dem vuruyordu. American Sniper ise bir anlamda tam da bu psikolojik çöküntü üzerine kurulu. Ancak savaş sonrası psikolojik çöküntüden (“shell shock” hali) etkilenmiş olma durumu, Baudrillard’ın dediğinin aksine savaşın yok edici etkisini vurgulamaktan ziyade, Chris Kyle’ın aslında bu savaşın gerçek kurbanı olduğuna dair bir çıkarıma yol açıyor. (Bu noktada Eastwood’a ve senaristi Hall’a sormak lazım: Televizyonda izlediği görüntülerden sonra “bana bunu yapanların burnundan fitil getiririm” derken, “bu âlemde ya kurt olup avlarsın ya da kuzu olup avlanırsın” gibi söylemlerle çocuk yetiştirirken psikolojisi çok mu düzgündü de Irak’a gidip 160 kişi öldürünce bozuldu?) Tabi bu çıkarım da biraz eksik çünkü filme göre savaşın tek bir kurbanı var: Amerikan ailesi. Kocası savaşa gittiği “olması gereken” seviyeye ulaşamayan bir ailenin dramı American Sniper. “Olması gereken” ile kastettiğimizi biraz daha açarsak, 5 çocuktan birinin tacize uğradığı, 3 kadından birinin dövüldüğü aile yapısı. Savaş, filmde aile yapısını kesintiye uğrattığı için sempati beslenmemesi gereken bir olgu; başka herhangi bir kötülüğü yok: Babanın psikolojisini bozarak evinin erkeği olmasını önlediği, çocuklarına taciz etmesini, karısını dövmesini engellediği için kötü.

american_sniper_three

Apocalypse Now ile bir noktada daha kesiştirebiliriz American Sniper’ı: İkisinde de ana karakter “karanlığın yüreğini” arayışa çıkmıştır. (Bir de ara ara Eastwood filmin geçtiği yerin Irak mı Vietnam mı olduğunu unutmuşa benziyor) İlkinde bu Kurtz olarak vücuda bürünür ve aralarında derin bir konuşma geçer; ikincisinde ise Suriyeli, olimpiyatlarda nişancılık dalında birinciliği olan bir terörist olur ve birbirlerini vurmaya çalışırlar. Böylece, öyle bir çatışma yaratılır ki, sanki Kyle vurulursa Araplar, Suriyeli vurulursa Amerikalılar savaşı kazanmış olur. Filmin bir noktasında Kyle, bu kendisine biçilen kurgusal düşmanı, rakip sniper’ı hakladıktan sonra “Artık eve dönebilirim” gibisinden bir cümle kuruyor. Kendisine bütün o cinayetleri işleten, ruhunu tepetaklak eden adamı vurduktan sonra evinde onu bekleyen biricik karısına ve sevgili çocuklarına dönebilir. Bariz soru kuşkusuz şudur: Neden daha önce dönemiyordu? Gerçekte olan ve Kyle’ın kitabına yazdıkları bu soruyu cevapsız bırakmıyor, çünkü orada görebiliyoruz ki ortada birinin öbürünü öldürmesiyle sonlanacak bir savaş yok, bir işgal var. Ancak film ortada bir savaş olduğuna dair o kadar kararlı ki bu durum sayesinde bir korku filmi suretine bürünüyor. American Sniper savaşı baş döndüren hızlı bir kurguyla, bilgisayar oyunu estetiğiyle anormal bir forma büründürerek işgali tartışmanın anlamsız olduğu bir boyuta indirgiyor.

Diğer yazıları Konuk Yazar

Gerçekliğe Bir Alternatif: Paprika

“Bugün hava rüyalı.” Filmden bu alıntı ile başlamak istedim yazıya çünkü Satoshi...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir