Eleştiri

Published on Şubat 18th, 2015 | by Sinematopya

1

Angelina Jolie’den II. Dünya Savaşı Biyografisi: Unbroken

Share Button

Yönetmen koltuğunu Angelina Jolie’nin doldurduğu Unbroken (Boyun Eğmez), Foxcatcher ve Big Eyes filmleri gibi yeni bir biyografik yapım. Savaş döneminde Japonya tarafından esir alınan Louis Zamperini’nin hayatını anlatıldığı film, bir süredir beyaz perdeye uzak kalmış olan II. Dünya Savaşı Filmleri listesinde yer alıyor.

Amerika’da yaşayan İtalyan bir aileden gelen Louis Zamperini (Jack O’Connell), abisinin onu kötü yoldan uzaklaştırma çabaları sonunda atletizm takımına girer. Liseler düzeyinde en hızlı dereceyi rekorla elde eden Louis, 1936 Almanya Olimpiyatları’nda Amerika Birleşik Devletleri takımında yerini alır, derece elde edememesi karşın mücadelesiyle göz doldurur. Savaş döneminde ise bir bombardıman uçağında bombacı olarak görevlidir. Fakat bir kurtarma operasyonu sonucu uçak arızalanır ve Pasifik Okyanusu’na düşer. 45 günlük bir maceranın ardından Japonlar tarafından kurtarılmasıyla birlikte esir kampına gönderilir. Yaşadıklarına rağmen hayatta kalmayı başarır, savaş sonunda ülkesine döner, 70 yaşına geldiğinde hayali olan Tokyo Olimpiyatları’na geç de olsa katılır ve 2014 yılında yaşama veda eder.

unbroken

Film temelde iki farklı parçadan oluşuyor. Birincisi, bir savaş esiririn hayatta kalma mücadelesinin anlatıldığı ve filme Unbroken ismini veren kısım. Bu bölümde bir insanın en uç noktalarda bile savaşabileceği gerçeği dikkat çekiyor. 45 gün boyunca denizde mahsur kalmanın yarattığı psikolojik ve fizyolojik zorluklara karşın dayanmakla başlayan bu mücadele esir kamplarında da devam ediyor. Ortada açlığa, susuzluğa, yapılan kötü muameleye, işkencelere, ağır işlere, zorluklara rağmen süren, kelimenin tam anlamıyla inanılmaz bir mücadele söz konusu ki bütün o yaşanan acıları aynı bedenin, aynı insanın yaşamış olması hayret verici. Bunun yanında Louis’in boyun eğmez tavrı ise insanın ne kadar güçlü olabileceğinin göstergesi adeta.

Filmin ikinci kısmı ise Amerikan propagandasından ibaret. Filmin ilk sahnesi olan savaş sahnesiyle başlayan ve sonuna kadar fazlasıyla dikkat çeken bir propaganda var ortada. Teker teker sıralamak gerekirse öncelikli olarak malum savaş sahnesini ele almak gerekir. Pilot Phil’in, savunma ateşine karşın kararlı ilerleyişi, tereddüt etmeden uçağı uçurması bir Amerikalının gerektiğinde nasıl kararlı olabileceğini, hiçbir tehdide aldırış etmeden yolunda ilerleyebileceğini gösteriyor. Uçağın az hasarla, etrafındaki tüm düşman uçakları elemine ederek misyonunu tamamlaması da bu kararlılığın ödüllendirilişi olarak yansıtılıyor. Bir sonraki sahne olan Louis’in Olimpiyat hatıralarına geri dönüşte ise Amerika Birleşik Devletleri’nin düzeni ve sahada en önde oluşu, ülkenin dünya liderleri arasındaki rolünü ve gücünü sembolize ederek evrene “geçmişten beri dünya lideri” mesajını vermeyi amaçlıyor. Ardından gelen askeri üs kesitindeki üstü çıplak, kaslı, fiziksel aktiviteyle uğraşan Amerikalı askerler de Nazi dönemindeki toplama kampı reklamlarıyla aynı amaca hizmet ediyor. Daha sonra okyanusta hayatta kalma bölümünde pek de fazla yer almayan propagandalar, esir kamplarıyla birlikte geri dönüyor. Ser veren sır vermeyen Amerikanlı subay ve komutanlardan, en gizli bilgilere kolayca ulaşan ve düşmanlarından daha zeki olduğu imajını çeken askerlere uzanan geniş bir liste karşımıza çıkıyor. Vatanını satmayan, rahat bir hayata ve insan gibi bir muameleye karşın vatanını seçen Amerikalılar ise, Amerikan halkının sadakatine dikkat çekiyor. Filmin en sonunda “Bunlar bizimkiler” cümlesiyle beliren ve Tokyo üzerinden uçan Amerikan savaş uçakları da, ülkenin gücünü temsil fazlasıyla temsil ediyor. Ayrıca filmin başında İtalyan oluşuyla dışlanan Louis’in, savaşla birlikte gerçek bir Amerikan vatandaşı haline gelmesi, başarılarıyla çevresindekileri onurlandırması ve de gururlandırmasıyla da Amerika’nın Amerikalılara ait olduğu mesajı veriliyor, “Hadi Louis” seslenişiyle de bu birliktelik anlayışı destekleniyor.

unbroken sinematopya 2

Watanabe (Takamasa Ishihara) ve Louis’in ilişkisi, çok daha ayrı bir yeri hak ediyor. Rahibin film başında gece ve gündüz üzerine verdiği vaaz bu ilişkiyle ilintili olarak evrensel bir mesaj görevi üstleniyor. Watanabe’nin sözleriyle birbirine çok benzeyen ikilinin karşısındaki tek engel ise vatandaşlıkları. Kişisel olarak arkadaş fakat savaş nedeniyle düşman olan bu ikilinin arasındaki ilişkiyi karmaşıklaştıran şey Watanabe’nin kararsızlığı. Bir tarafta saygı duyduğu, yanında olmasını istediği dostu, diğer tarafta ise ülkesi, vatanı. Bu ikilemin sonucu ise Watanabe’nin Louis’e yaptığı işkenceler oluyor. İçindeki arkadaşlık hissinden kurtulma arzusu, savaş etkisiyle bir öfkeye ve nefrete dönüşüyor. Bunun bir sonucu olan işkencelerden duyduğu pişmanlık ise hem en sondaki psikolojik mücadele hem de barışma sırasında Louis’den kaçışı olarak dikkat çekiyor.

Başarılı oyunculukları, bir iki sahne hariç iyi denebilecek görsel efektleriyle Unbroken aksiyon ve dram dallarında başarısız sayılamayacak bir film. Zorlama bir biyografi oluşuyla insanda “Acaba II. Dünya Savaşı konusunda Almanları sıkıştırmaktan vazgeçip, Pearl Harbor’daki gibi yeniden Japonlara mı sardılar?” sorusu akla getirmiyor değil; fakat acı dolu bir hikayenin böylesine göze sokulmasının başka bir açıklaması da yok maalesef. Kısacası Unbroken kalitesiz bir biyografi olmasına karşın dram ve aksiyon dallarındaki performansıyla göz atılabilecek bir eser.


Yazar Hakkında

Sinematopya.com ortak yazar hesabıdır.



One Response to Angelina Jolie’den II. Dünya Savaşı Biyografisi: Unbroken

  1. Kübra says:

    Başarısız bir biyografi olduğu yorumuna kesinlikle katılmamakla birlikte, filmin keskin bir taraf tutarak ve abartılı bir hikaye olarak yazıldığı gerçeğinin gözümden kaçmadığını belirtmek isterim. Ancak maalesef oyunculara hak ettikleri saygınlık gösterilmemiş. Jolie’nin yönetmenliği kanıtlanmış olmasa da, O’Connell mükemmel bir performans sergilemiş.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑