Kapıcılar Kralı Üzerine Bir Analiz

Kemal Sunal’ın köyden kente göç etmiş işbilir bir kapıcıyı oynadığı -ki bu rolle 14. Antalya Film Festivali’nde en iyi erkek oyuncu ödülü almıştır- Kapıcılar Kralı, alt metninde yer alan ustalıklı kinaye ve hicivler sebebiyle eleştirel bir ilgiyi hak etmektedir. Bu bağlamda filmin esas öğesi -belki başrolü de diyebileceğimiz- apartman metaforu çözümlemeye tabii tutulacak; daire sakinleri ve onların konumlanışlarıyla görünür hale gelen fotoğrafın arka planı irdelenecektir.

Toplamda dokuz dairenin gösterildiği filmde her hane, Türkiye metaforunu tamamlayan bir öğe olarak işlenmiştir. O sebeple “apartman” başlı başına bir mecaz olarak okunursa, kişiler arası ilişkilerin toplumsal boyutu hakkında daha kolay bir fikir yürütme yapılabilir. Okuyucu açısından, aşağıda detaylıca girişilecek çözümlemeler film yeniden izlendiğinde anlamlı gelecek; söylem analizine tabii tutulduğunda kat ve katlar arası ilişkiler daha iyi anlaşılacaktır.
Kapıcılar Kralı filminde apartman metaforu iki işlevi yerine getirmek için kullanılmıştır:

  1. Apartman, mimari bir tür olarak kompartıman benzeri belirli bölümlere ayrılmış dikey yerleşme alanı oluşturur; bu form bahsi geçen filmde toplumsal tabakalaşmayı gösteren bir tren ya da piramit gibi kullanılmıştır.
  2. Apartman sakinleri Türkiye fotoğrafını oluşturmak için günlük hayatta karşılaşılan klişe tiplerden oluşturulmuştur. Kişiler; toplumsal temsillerinin, aktarılacağı en uygun kostümlere giydirilmiş; böylece seyircinin seveceği bir forma ulaşılmıştır.

Apartmanın en alt katında Kapıcı Seyit, eşi Hacer, iki çocuğu yaşamaktadır. Burası filmde gösterilen diğer bütün evlerden daha izbe bir yerdir. Dört kişilik bir nüfusa sahip kapıcı dairesi bir köy evinden farksızdır. Duvarda “Muhammet” yazılı fabrikasyon bir hat bulunmaktadır. Balkon olmadığı için çamaşırlar içeriye asılır. Çocuklar yerde, Seyit ve eşi yatakta olmak üzere aynı odada uyurlar. İçeride hangi siparişin hangi daireden geldiğini gösteren bir çeşit zil sistemi kuruludur. (Seyit, talepleri geliş sırasına göre değil önem sırasına göre karşılar) Televizyonları yoktur (çocuklar farklı rotalar izleyerek televizyonu olan dairelere yollanır)  Seyit’in eşi Hacer, gündeliğe giderek para kazanır ayrıca çocuklar da çoğu zaman babalarının işine koşulur.

150 liralık “resmi” kapıcı aidatıyla geçinmeye muhtaç bırakılan Seyit, film boyunca defalarca şikayet ettiği gibi hem kapıcı hem kaloriferci hem itfaiyeci hem hamaldır yani her şeye koşturulan bir işçidir. Burada vurgulanması gereken nokta, Seyit’in işçiliğinin herhangi sınıf bilinci duyarlılığı taşımayıp “lümpen proletaryayı” temsil ediyor oluşudur. Kapıcı hiçbir şekilde kendini sömüren düzeni değiştirmeye çabalamaz. İçinde yaşadığı sistemin canını yakan kısımları olabilir ama o, etraftaki boşlukları kullanarak kendine hayat alanı yaratmıştır. Esas amacı ise kendini çiğneyen dişlilerden birine dönüşmektir keza dönüşecektir de.

kapıcılar kralı 1

Seyit, öncelikli olarak sadece kendi hesabına çalışır -ailesi ikinci plandadır- apartman sakinlerinin çoğunu dolandırır. Söz gelimi “apartman alışverişini yaptığı bakkaldan” sipariş üzerine yarım kilo peynir alıyorsa bir dilimini keser kendine alır. Yönetimi devralınca Seyit’in tabiri caizse “hayat damarı” olan bahşişi kaldıran Albay’ın hesabında oynama yapar, oğluna -ironik bir örnek olarak- fahiş fiyattan votka satar.

Seyit, yaşadığı apartmanın “büyüklerine” -özellikle en zengini Übeyit Bey’e- bağlıdır. Hiçbirini doğrudan karşısına almak istemez, daireden daireye değişen esnek bir politika geliştirerek hayatta kalmanın yollarını geliştirmiştir. Bu hayat tarzının ise iki boyutu vardır;
İlki emeğini bir meta olarak sattığı her türlü kapıcılık işi, ikincisi bahşiş ve komisyon önceliklerinin belirlediği bir çeşit aracılık, dolandırıcılık işi. Örneğin Albay’ın istediği sigarayı -tahminimce içtiği markanın filtresizini istediği için bulmak güçtür- da sarhoşun votkasını da temin eden kendisidir (Sarhoş’un eşine yakalanmaması için alkolü vişne suyu şişelerine doldurarak verir)  Bunların parasını tahsil ederken kendi komisyonunu da eklemeyi ihmal etmez. Özellikle içki konusunda Seyit’in daha önce istiflediği epey lüks markaları içeren “zulasından” satış yapması da kayda değerdir. Ayrıca Tefeci Übeyit Bey’in dairesinin kirası 4000 lira olduğu halde -sonradan dolandırıcı olduğu ortaya çıkan- Mahir Bey ve eşine 5000 TL olarak fiyat biçer. Ayrıca kefil olmak için de 500 TL sızdırır…

Filmde mahalleli tarafından ifade edildiğine göre Seyit dört apartmanı aynı anda idare etmektedir ve “her şeyi paraya dönüştürebilmektedir.” Bir sahnede bakkal her ay sadece kendisi üzerinden Seyit’in 5000 TL kazandığını ifade etmiştir. Bunun haricinde Seyit, sahibi altı ayda bir gelen dairenin kira paralarını toplayıp Tefeci Übeyit Bey’de -belki kendi birikimiyle de birlikte işletmektedir-  ayrıca karısının gündelikten kazandığı parayı de “borçları ödemek” bahanesiyle iç etmektedir. Tüm bunlar Seyit’in filmin sonunda apartmanın %51’lik hissesini “kardeş kavgasına son vermek amacıyla” alışına giden yolun arka planını oluşturmaktadır.

Diğer yazıları Konuk Yazar

The Florida Project – Amerikan Rüyası Kimin Rüyası?

The Florida Project filmine bakmadan önce, yönetmen Sean Baker’in iphone 5s ile...
Devamı

3 Comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir